Akran Zorbalığı

“Çocuk” ve ”zorbalık” ! Çoğumuz bu iki kelime arasında bir bağlantı kurmakta zorlanabiliriz. Oysa çocuklar arasındaki zorbalık olayları çok eski zamanlardan beri süregelmektedir. Pek çok yetişkin kendi okul günlerinde zorbalığı doğrudan yaşamış veya başka çocuklara uygulanan zorbaca davranışlara şahit olmuştur. Akran zorbalığı yaşamımıza yeni giren bir durum değil, dünya var olduğundan beri çocuklar arasında yaşanan bir süreçtir. Üç yaşındaki çocuklarda bile bunu görebiliriz. Sosyalleşme ile çocuk diğer çocuklardan güçlü olduğunu hissedip şiddet uygulayabilir. Bu konu ile ilgili farkındalığı artırmak, zorbaca davranışa nasıl yaklaşılacağına bakmak, aile ve okulun rollerini gözden geçirmek amacıyla Dr. Nevin Dölek’e sorularımızı yönelttik. Yanıtlarından yararlanmanız dileğiyle…

  • Akran zorbalığı nedir?

Zorbaca davranışın ne olduğunu anlamak için öncelikle zorba ve mağdur kavramlarını ele almak gerekir. Maines ve Robinson (1992) “zorba” yı heyecan, statü, maddi kazanç için başkalarının ihtiyaç ve haklarını dikkate almadan onlara zarar verici davranışlarda bulunan kişi veya grup olarak, “mağduru” ise başkalarının davranışlarından zarar gören ve bu davranışlara karşı koyacak veya durduracak beceri, statü veya kaynaklara sahip olmayan kişi veya grup olarak tanımlarlar.

Pek çok araştırma, zorbaca davranışın üç unsuru olduğunu vurgular. İlki, zorbaca davranışın bir kez değil uzun süreli tekrar ediyor oluşudur. İkincisi, güç oranındaki eşitsizliktir. Yani güçlünün güçsüze saldırmasıdır. Üçüncüsü ise, saldırının sözel, fiziksel ya da psikolojik olmasıdır. Ayrıca saldırının belli bir nedene bağlı olmaması ve saldırganı tatmin etmesi dışında elde edilen bir kazancın olmaması da bu faktörlere eklenebilir. Fiziksel veya ruhsal olarak iki eşit güçte çocuğun kavga etmesi veya tartışması saldırganca davranış olmakla birlikte zorbalık kapsamına girmemektedir. Örneğin kantinde aynı yaş grubundan olan iki öğrencinin kavga etmesi zorbalık değildir.

  • Hangi davranışlar zorbalık olarak nitelendirilebilir?

Bu soruya yanıt verebilmek için, zorbalığın çeşitlerine bakmakta fayda vardır. Fiziksel zorbalık olarak; vurma, itme, tekme atma, çelme takma gibi davranışlar ya da bunların tehdidi sıralanabilir. Bir diğer zorbalık çeşidi ise sözel zorbalıktır. İsim takma, hakkında söylenti yayma, alay etme, sözünü kesme, “Sen anlamazsın.” gibi aşağılayıcı ifadelerdir. “Onunla konuşmayın, aranıza almayın.” gibi söylemler, dostça olmayan davranışlar ve kişinin farklılıkları ile ilgili olarak aşağılayıcı sözler söylemek ise sosyal ve duygusal zorbalık başlığı altında ele alınabilir.

  • Zorbanın psikolojisini ele aldığımızda nasıl bir iç dünya ile karşılaşıyoruz?

Zorbalığı daha çok kendini güçlü hisseden kişinin yaptığını görüyoruz. Peki bu ne demek? Fiziksel olarak daha iri, düşmekten, yaralanmaktan korkmayan, enerjisi yüksek, daha konuşkan olan, sosyal anlamda daha kolay ilişki kurabilenler zorbaca davranışlar yapabiliyor. Bu kişiler, daha zayıf, çekingen, fazla terbiyeli, her açıdan riske girmekten korkanları hedef olarak seçiyorlar. Elbette, fiziksel anlamda iri, dışa dönük ve sosyal olan herkesin zorbalık yaptığı düşünülmemelidir.

Zorba, abartılı bir özgüvene sahip, hazır cevap, dalgacı ve alaycıdır. Bu davranışları ile kabul göreceği bir sosyal ortam yaratır ve bu ortamda baskın ve güçlü bir karakterdir. Kaygı düzeyi düşüktür, nadiren bazılarında kaygı da görülebilir. Güce dayalı benlik algısına sahiptir; kendisini sert başarılı ve becerikli görür. Dışarıdan bakıldığında güvenli, dışa dönük ve rahattır. Mağdurun cezayı hak ettiğine inanır. Fiziksel ve sosyal anlamda kendisinden farklı gördüğü kişileri genellikle “ezik” olarak adlandırır. Akranlar arasında ezik olmak ise hiç istenmeyecek korkulacak bir durumdur. Aslında tüm bu davranış örüntüleri büyüklerin dünyasının bir yansımasıdır.

  • Zorbanın aile yaşantısı ile ilgili neler söyleyebiliriz?

Yapılan araştırmalar aile dinamiğinin zorbaca davranışlarda en önemli ölçüt olduğunu gösterir. Zorba, ailesi ile evde az zaman geçirir ve aralarında sağlıklı bir ilişkiden söz edilemez. Anne baba genelde mükemmeliyetçi yapıya sahiptir. Ailede “İyi bir işin olmalı, başarılı olmalısın, milli gelirden daha büyük bir pay almalısın.” beklentisi ön plandadır. Hırslı ve atılgan olmayı, öne çıkmayı, güçlü olmayı dayatır. Bu ailelerde kurallar ya çok serttir ya da hiç kural yoktur. Böyle bir ortamda büyüyen çocuğun da zorbaca davranışlar gösterme ihtimali artmaktadır. Araştırmalar, bu çocukların aile bireylerinin de zorba olma potansiyelinin olduğunu gösterir.

  • Zorbaca davranış örüntüleri yaşa ve cinsiyete göre nasıl farklılıklar gösteriyor?

Zorbalığa yetişkinlerin bildiğinden çok daha fazla rastlanıyor. 2001 yılında yaptığım araştırmada zorbalığa maruz kalma oranının %51 olduğunu gördüm. Erkeklerde bu oran biraz daha yüksekti. Kızlarda psikolojik zorbalık ön plandayken erkeklerde fiziksel zorbalık ağır basıyor. Aslında çok büyük anlamda farklılık ortaya çıkmıyor. Yaş olarak baktığımızda 5. sınıfta zorbalık oranının arttığını görüyoruz. Bu ergenliğe geçiş süreci ile ilgili olabilir. Bunu “Kim önce büyüyecek?” çabası olarak da düşünebiliriz. 7. sınıflarda ise “zorbalık tutumu” diye bir kavramla karşılaşıyoruz. Yani zorbalık haklı görülüyor. Yaş büyüdükçe fiziksel zorbalık azalıyor, psikolojik zorbalık ise bir miktar devam ediyor.

Aslında zorbalığın büyük çoğunluğu kayıt altına alınamıyor. Araştırmalar sadece %17 oranında zorbalığın anne baba ile paylaşıldığını gösteriyor. “Söylersem başıma daha kötüsü gelir.” diye çocuklar zorbalığı gizlemek istiyorlar. Harta “Tavadan sıçrayıp ateşe düşen balık” deyimini kullanıyorlar. Çocuk eğer zorbalığa uğradığını ifade ediyorsa onu bir süre iyi bir şekilde izlemek ve korumak gerekiyor.

Aslında zorbalığa maruz kalan kişilerin çoğunlukla kendi yaş grubundan hatta kendi sınıfından çocuklar tarafından zorbalığa uğradığı görülüyor. Bazen yaşı büyük olan küçük olana da zorbalık gösterebiliyor. “Büyükler küçüklere kötü davranabilir.” diye bir yargı olduğu için mağdur bunu şahsına almayabiliyor ve daha kolay kabul edebiliyor. Başka sınıflardan çocuklar da zorbalık yapabiliyor ama asıl ağır ve iz bırakan kendi sınıfından bir çocuğun zorbalık yapması oluyor. Zorba, zorbaca davranışları özellikle okulda yapıyor; çünkü seyirci istiyor. Onun ne kadar güçlü olduğunu görecek insanlara ihtiyaç duyuyor. Birileri onu izlerken saygı duyulacağını ve güç kazanacağını düşünüyor. Zorba ile mağduru bir yolculuğa birlikte yollayın, onları tanıyan kimse olmasın, zorbalık olmaz.

  • Zorba mağduru nasıl seçiyor? Bu noktada mağdurun hangi kişilik özellikleri ön plana çıkıyor?

Mağdur çocuk kendini koruyamayan çocuktur. Farklılıkları var. Fiziksel özelliklerine baktığımızda; mağdurların fiziksel güçleri zayıf, spora ve bahçe oyunlarına ilgisi ve becerisi az olan çocuklar olduklarını görüyoruz. Bu çocukların acıya dayanma eşikleri de düşüktür; güvensiz oldukları için korkaktırlar. Zorbalardan yaşça ve bedence küçük olabilirler. Kişilik özelliklerine baktığımızda ise mağdurların ev yaşamından hoşlandıklarını, aileleri ile yakın ilişki içinde olduklarını, çekingen, içe dönük, endişeli, pasif yapıya sahip olduklarını görüyoruz. İletişim ve sosyal becerilerinin düşük, kendilerine güvenlerinin zayıf olduğunu söyleyebiliriz. Bazı sorunlarla tek başlarına baş edemeyeceklerine inanırlar, kendilerini çaresiz ve etkisiz hissedebilirler. Zorbalığı hak ettiklerine inanırlar. Bazen de çok sosyal, becerikli, çok güzel çocuklar da bir hata yaptıklarında zorbalığa uğrayabilirler.

Mağdurun okula yönelik tutumu olumludur. Genellikle iyi öğrencilerdir; çünkü onlar yetişkinin onayını almayı isterler. Yetişkinlerle ilişkileri olumlu olmakla birlikte akranları ile sosyal ilişki kurmakta zorlanırlar. Akranları arasında kendilerini savunabilme becerileri yoktur. Popülariteleri düşüktür; yaşıtlarınca dışlanmış ve yalnız olabilirler. Zihinsel becerileri ortalama seviyededir.

  • Tek bir mağdur davranışı mı vardır? Yoksa mağdurun davranışları çeşitlilik gösterir mi?

Mağdurların davranış örüntüleri farklılıklar gösterir. Pasif mağdurlar herhangi bir saldırı ile karşılaştıklarında karşı koyamazlar. Kışkırtıcı mağdurlar, diğerleri ile alay ederler, sataşırlar, sosyal ilişkiyi negatif yollarla elde etmeye çalışırlar. Gönüllü mağdurlar ise arkadaşlarınca kabul görmek ve sevilmek için mağdur rolünü üstlenirler. Sınıfın “komik”, “kural bozan” kişisi olmaya çalışırlar. Gruptan dışlanmamak için gerçek akademik yeteneklerini sakladıkları da görülür. Kronik mağdurlar, tıpkı gönüllü mağdurlar gibi her ne olursa olsun, negatif bile olsa, ilgiyi üzerlerine çekmek isterler, hatalarından ders çıkaramazlar, kendi başarılarına kendileri darbe vururlar, kimsenin kendilerini sevmediğini söylerler, aşırı hassastırlar. Mizah anlayışları zayıftır, kolay ağlarlar ve sosyal becerilerde sıkıntı çekerler. Sahte mağdurlar, diğer çocuklardan gereksiz yere şikâyetçi olurlar. Genelde yardım için ağlamak gibi dikkat çekme davranışları gösterirler. Zorba mağdurlar ise bazı durumlarda mağdur olurken, bazı durumlarda ise zorbaca davranabilirler.

  • Mağdur yaşadığı sıkıntıyı anlatmıyorsa, onun hangi davranışlarından zorbalığa maruz kaldığını anlayabiliriz?

Kronik bir şekilde zorbalığa maruz kalan çocukların okula ve eve yansıttıkları bazı davranışlarını gözlemlemek mümkündür. Bunlar şu şekilde sıralanabilir.

Okulda;

  • Teneffüslerde yalnız olma,
  • Sınıfta hiç yakın arkadaşın bulunmaması,
  • Takım oyunlarına seçilmeme veya en son seçilme,
  • Teneffüslerde öğretmene veya diğer yetişkinlere yakın olmak isteme,
  • Sınıfta konuşmaktan çekinme, endişeli ve güvensiz bir yüz ifadesine sahip olma,
  • Okul başarısının aniden veya yavaş yavaş düşmesi,
  • Akranları arasında fiziksel ve sosyal olarak görünür olmaktan kaçınma.

Evde;

  • Eve üstü başı, kitapları ve çantası yırtılmış veya kirlenmiş, karnı çok aç olarak gelme,
  • Belli bir açıklama olmaksızın vücutta yara, çürük, kesik, tırnak izi olması,
  • Eve arkadaş getirmeme ve arkadaşlarına hiç gitmeme,
  • Partilere davet edilmeme ve okuldan kimseyi kendi partisine davet etmeme,
  • Okula gitmek istememe, okul değiştirmek isteme,
  • Sabahları iştahsızlık çekme, sürekli karın ağrısı ve baş ağrısının olması,
  • Okula giderken yolu gereksiz yere uzatma, okul servisini kullanmak istememe veya okula anne-babanın götürmesini isteme,
  • Korkulu rüyalar görme, uykuda ağlama, altını ıslatma,
  • Ödev yapma isteğinin azalması,
  • Duygusal değişiklikler, sık ve nedensiz ağlama,
  • Sık sık nedensiz ekstra para isteme,
  • İçe kapanma, kekeleme,
  • Aile bireylerine aşırı düşkünlük gösterim
  • Diğer çocuklara veya kardeşlerine karşı zorbaca davranışlarda bulunmaya başlama
  • Küçük yaşlarda zorbalığa maruz kalan çocuklar büyüdüklerinde geçmişin izlerini taşıyorlar mı?
    Peki zorba büyüdüğünde ne oluyor?

Aslında bu mağdurun kişilik özelliklerine göre değişebilir. Yapılan araştırmalar, mağdurların ortam değiştirdiğinde sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam ettiklerini gösteriyor. Örneğin ortaokulda zorbalığa maruz kalan öğrenci lisede benzer bir durum yaşamadığında bulunduğu ortamda kabul görüp sosyal çevresi ile birlikte gelişiyor. Buna karşılık üniversiteye başladığı ilk yıl yeni bir sosyal ortama girdiği için yeniden tedirgin olabiliyor. Hatta bu durum sosyal fobi oluşumuna da sebep olabiliyor. Bazı durumlarda ise geçmişte zorbalığa maruz kalan genç, geçmişin anılarını kolay unutamayabiliyor; çünkü bu gençler kendilerini çok suçluyorlar. “Bende bir gariplik var, onun için bana böyle yapıyorlar.” düşüncesine sahip oluyorlar. Genelde bu gençlerin kendilerine yönelik öfkeleri çok fazla oluyor. Zorba çocukta ise daha tehlikeli bir durum var; eğer engellenmez, makul arkadaş gruplarının arasına girmezse zorba çocuk, zorba yetişkin oluyor.

  • Önleyicilik açısından okul ortamında neler yapılmalıdır?

Okullardaki zorbalık öğretmenlerin şahitliği olmadan meydana gelen gizli bir eylemdir; öğretmenler çoğu kez bunu sonradan işitirler. En son duyanlar ise -eğer duyarlarsa- anne babalardır. Toplumda şikâyette bulunmak, kınandığı için genellikle zorba, mağdur ve şahitler sessiz kalmayı tercih ederler. Bu nedenle, problemin boyutu yetişkinler tarafından tam olarak bilinmemektedir.

Araştırmalar, diğer faktörler sabit tutulduğunda bile, öğretmenlerin sık değiştiği, davranışlara yönelik standartların açık olmadığı, tutarsız disiplin yöntemlerinin uygulandığı, yetersiz gözetimin olduğu, çocukların bir birey olarak fark edilmediği okullarda zorbaca davranışların yüksek olduğunu göstermiştir.

Zorbalıkla ilgili çalışmaları yürütebilmek için okul iklimine de bakmak gerekir. Okul ikliminin oluşmasında öğrenciler ve öğretmenler gibi okulun geçmişi de çok önemlidir. Eski mezunlar, söylentiler, efsaneler okul iklimini etkiler.

Okul başarılıyı, zekiyi, güzeli, popüleri ön plana çıkarıyorsa bu çocukları zorbalığa teşvik edebilir; çünkü çocuklar bu özelliklere sahip olanın daha ön planda olduğunu görür. Öğretmen, sadece kendisiyle olan ilişkileri önemsiyorsa, çocuğun arkadaşları ile ilişkilerinde nasıl olduğunu görmezden geliyorsa hatalı bir tutum sergilemiş olur. Okuldaki yöneticilerin okulda zorbalığın görülebileceğini kabul etmeleri önemlidir. Öğretmenlere, velilere ve çocuklara zorbalığın ne olduğu anlatılmalıdır. Çocuklarla farkındalık çalışması yapılmalıdır. Bu çalışmalarda ilk olarak “zorba” kelimesinin kullanılması çok önemlidir. Böylece mağdur çocuk, “Bu zorbalıkmış, suç bende değilmiş.” diye düşünerek kendini iyi hisseder. İkinci amaç empatiyi artırmak olmalıdır. Zorbaca davranışların neler hissettiriyor olabileceği, bahanesinin olamayacağını anlatmalıdır. Üçüncü amaç ise müdahale edip durumu rapor etmektir. Bu aşamalardan sonra okul kendi içinde zorbalığa nasıl yaklaşmalı, zorba olana ne yapmalı, zorbalığa uğrayana nasıl davranılmak, bunlara karar vermelidir.

  • Zorbalık yaşandığında buna nasıl yaklaşacağız?

Burada zorbaya “Seninle bu konuyu konuşalım.” dememiz gerekir. Bu konuşmanın nasıl olacağı ile ilgili çeşitli alternatifler vardır. Konuşma sadece mağdur ile olabileceği gibi zorba ve mağdurla bir arada da olabilir. Birlikte konuşma genellikle, zorbalığa tanık oluyor ve anında müdahale ediyorsak olabilir. Ama size bu bilgi sonradan geldiyse beraber konuşulmamalıdır. Mağduru korumak adına, zorbayla tek konuşulmalıdır. Konuşurken zorba, ortaya çeşitli bahaneler sunacaktır. Biz de ısrarla bunun zorbalık olduğunu, bu bahanelerin geçerli olmadığını ifade etmeliyiz. Bunu telafi etmek için ne yapmayı düşünüyor bunu sormalıyız ve yaşanan olayı mutlaka kayıt altına almalıyız. Yaşanan olay hakkında, zorbanın ailesi ile konuşulacağını bilmesi gerekiyor. Araştırmalar rapor etmenin zorbalığı azaltmada çok etkili olduğunu gösteriyor. Mağdurun ailesi ile de görüşülmelidir. Zorba ve mağdurun ailesi ile görüşmenin ayrı yapılması gerekir.

Zorbanın ailesiyle görüşürken davranışının zorbaca, kabul edilemez olduğunu belirtmeliyiz. Aileden de bu tutumu desteklemelerini beklediğimizi ifade etmeliyiz. Zorbaca davranışın hiçbir bahanesi olamayacağını vurgulamalıyız.

Mağdurun ailesine de süreci takip etmelerini, evde çocuğun değişen davranışlarını gözlemlemelerini ve çocuklarına bu durumla nasıl baş edebileceklerini anlatmalarını söylemeliyiz. Farklı bir durum gördüklerinde okula haber vermelerini vurgulayabiliriz.

Zorbalarla çalışırken öfke kontrolü, güç kontrolü, empatiyi artırmaya yönelik çalışmalar yapmak önemlidir. Mağdurlarla da problem çözme becerisi, hayır diyebilme, dur diyebilme, özgüven, sosyal beceri artırmaya vb. yönelik çalışmalar yapılabilir.

Unutmamalıyız ki, zorbaca davranışta asıl hedef seyircilerdir. Seyirciler ilgilenmediğinde ve gülmediğinde zorbalık devam etmeyecektir. Seyirciler arasında mağduru güçlendirebileceğini düşündüğümüz çocuklardan da yardım alabiliriz.

Röportaj:
Dr. Nevin Dölek

Dr. Nevin Dölek
Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Lisans, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümünden Yüksek Lisans derecelerini almıştır. Doktorasını Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü nde “Çocuklar Arası Zorbaca Davranışlar” tezi ile tamamlamıştır. Okul psikoloğu olarak 10 yıl bir lisede çalışmış; 2 yıl İSTEK Vakfı Okulları Eğitim Şube Müdürlüğü görevinde bulunmuştur. Bakış Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi kurucu ve yöneticilerinden biridir. Çeşitli üniversitelerde yarı zamanlı olarak ders vermektedir. Yetişkinler, öğretmenler, psikologlar ve öğrencilere seminerler vermektedir. Uluslararası Okul Psikologları Derneği ÎSPA’nın Yönetim Kurulu üyeliği ve Uluslar Arası Kriz Müdahale Ekibi başkanlığını sürdürmektedir. 2000 yılında Amerikan Okul Psikologları Derneği NASP tarafından; 2005 yılında da Uluslararası Okul Psikologları Derneği ISPA tarafından ödül almıştır. Çeşitli kitap ve dergilerde makaleleri yayımlanmıştır.