Hayvan Dostlarımız

Geçmişe kıyasla günümüz çocuklarının doğayla ilişkisi, kent hayatı içinde giderek mesafeli ve kısıtlanmış hale gelmiştir. Yakın tarihe kadar bile büyük kentlerde mahalle yapısının mevcut olduğunu, çocukların ev dışında da zaman geçirmelerinin mümkün olduğunu, bu deneyimleri yaşamış olanlar hatırlayacaklardır. Oysa günümüz çocuklarının çoğu, bu olanaklardan yoksundurlar. Karşısında saatler geçirilen her tür ekran, çabuk tüketilen oyuncaklar ve çocukların dört duvar arasında kısıtlanmaları doğadan uzaklaşmalarına yol açabilir. Bu noktada şehir yaşamı içerisinde doğa ile teması sağlayacak şeylerden biri de hayvan dostlarının aile içerisinde yer almasıdır. Özellikle küçük yaşlarda bir başka canlıyı sevmek, bağlanmak, yaşam içerisinde ötekine yer açmak değil midir? Evcil hayvanlar dostluklarıyla çocukların yaşamlarında destekleyici olarak yerlerini almaktadırlar. İnsan yaşamına pek çok farklı alanda katkı sağlayan bu dostluk, çocuklarla oyun oynayarak, sevgiyi paylaşarak onların gelişimini desteklerken sorumluluk, empati, sosyal beceriler, korkularla baş edebilme gibi alanlarındaki gelişimlerine de katkıda bulunurlar.

Bunlara daha yakından bakılacak olunursa;

  • Evcil Hayvanın Bakımını Üstlenmek Sorumluluk Duygusunu Geliştirir

Bir başka varlığın sorumluluğunu almak çocuğun ahlaki gelişiminde önemli rol oynayan, onun benmerkezci olmasının önüne geçebilen bir etki yapar. Hayvanlar çocuğun zihninde, vazgeçilmesi kolay bir nesne olarak değil de, koşulsuz sevgiyi ve sadakati deneyimlediği bir canlı olarak var olursa, sorumluluk bilincinin gelişimine destek olur. Kedisinin mama saatini unutmayarak onu beslemek, sabahın erken saatinde uyanarak köpeğin dışarı çıkartmak, kuşunun kafesini temizlemek, hasta olduğunda yanında kalarak tedavisine yardımcı olmak sorumluluk bilincini güçlendiren önemli faktörlerdir. Çocuğun bu alanlarda güçlenerek becerilerini geliştirmesi, diğer alanlarla ilgili sorumluluklarını üstlenmesine de destekleyicidir. Bu dostluk aynı zamanda sabredebilme ve sorun çözme becerilerine de katkı sağlar.

  • Empati Duygusunu Geliştirir

Çocuklar, ebeveyninden “bakım alan” rolünden, bir başka canlıya “bakım veren” rolüne geçtiklerinde; besleyip doyurdukları, koruyup barınacağı bir yer hazırladıkları ve en önemlisi karşılıklı sevgi alış verişinde bulundukları bir ilişki içinde bulurlar kendilerini. Burada ebeveynlerinin de olumlu, destekleyen tutumları, bu bağın kurulmasında büyük yarar sağlar. Böylece çocuk, benmerkezci dünyasından çıkarak, bir başka canlının gözünden dünyaya bakmayı öğrenir. Kendisi dışındaki canlıların da duygularının farkına varır. Veterinere götürdüğü hayvanının endişesini ve kendi varlığının onu nasıl sakinleştirebildiğini görmek paha biçilemez bir deneyimdir çocuk için. Çocuklar yeri geldiğinde verici olmak gerektiğini de hayvan sevgisi sayesinde daha kolay öğrenebilirler. Daha hoşgörülü, daha paylaşımcı, daha anlayışlı, farklılığa daha açık bir kişilik geliştirebilirler.

  • Sosyal Becerileri Geliştirir

Hayvanlar koşulsuz sevgilerini sunarak var olurlar. Çocuğun, üzgün olduğunda ve ihtiyaç duyduğu zamanlarda evcil hayvanının varlığı, onunla birlikte olmaktan keyif aldığını görmesi rahatlatıcı bir deneyimdir. Yalnızlık duygusunu ortadan kaldırır, kabul görmenin hazzını yaşatır. Bir canlı ile sevgi temeline dayalı böylesine bir ilişki kurmak, onunla vakit geçirmek, oyunlar oynamak bir süre sonra çocuğun bu olumlu deneyimini akranları ile olan ilişkisine yansıtmasını kolaylaştırır. Diğer yandan hayvanlar, bakım üstlenen kişinin her talep ettiğinde karşılık veren canlılar değildir. Kimi zaman onlar da sınırlara ihtiyaç duyarlar. Çocuğun, hayvanının beden dili mesajlarını doğru okuyarak bu sınırları fark edebilmesi için bir gözlem süresine ihtiyacı vardır ve bu beceri zamanla gelişir. Ancak, bu bir kere oluştuktan sonra da çocuk bu deneyimini genelleştirir ve bütün canlıların dikkate alınması gereken duyguları olduğunu fark eder. Ayrıca bu ilişki sayesinde, ötekinin sınırına saygı gösterebilme, kendini onun yerine koyabilme, ilişkideki sorumluluğunu fark edebilme ve olası sorun durumlarına etkili çözümler üretebilme becerileri gelişir.

  • Korkularla Baş Etmeye Yardımcı Olur

Evcil hayvanlar sayesinde çocuklar, hayvanlarla ilgili yeni bakış açıları kazanırlar. Onların davranışlarını gözlemleme ve içgüdülerini fark etme fırsatı yakalarlar. Böylece hayvanların da insanlar gibi acı çekebildiğine, üzülebildiğine, sevinebildiğine, sevgi ve bağlılık hissedebildiğine hatta hastalanabileceğine şahitlik ettiklerinde;  onları korkulacak bir varlık olarak algılamazlar. Bu noktada ebeveyn tutumlarının çocuklar için rol model oluşturduğu düşünülürse, yetişkinlerin hayvanlarla kurdukları ilişki biçiminin çocuklarının kuracağı ilişkiye etki edeceği de unutulmamalıdır. Çünkü çoğu zaman çocuklar hayvanlardan korkmayı çevrelerindeki yetişkinlerin tepkilerinden öğrenebilmektedirler. Bir diğer önemli tespit de, evcil hayvanla büyüyen çocukların beklenmedik durumlar karşısında endişe düzeylerinin daha düşük olduğu ve baş etme becerilerinin daha güçlü olduğu gözlemidir.

Evcil Hayvanın Kaybı Karşısında Çocukla Nasıl İletişim Kurulmalıdır?

Evcil hayvan bakımını üstlenen aileler kimi zaman bu zengin deneyimler içeren dostluğun zorlukları ile de karşı karşıya kalabilirler. Hayvan dostlarının hastalanması ya da kaybı ebeveyn ve çocuğun pek çok farklı duyguyu birden yaşamasına neden olabilir. Özellikle çocuklar, bulundukları bilişsel ve duygusal gelişim basamağı ve kısıtlı yaşam deneyimleri nedeniyle kaybı anlamlandırmakta zorlanabilirler. Bakımı üstlenilen hayvanın kaybına şahit olmak tüm aile bireyleri için bir yas sürecini de beraberinde getirir. Bu noktada ailenin bu süreci nasıl yaşadığı tüm fertler açısından önem taşımaktadır.  Bakımı üstlenilen evcil hayvanın kaybı sürecinde, durumu önemseyerek ele almak destekleyici olacaktır. Bu noktada çocuğun duygularını anlamak, duymak, sözlü ya da oyun yoluyla getirdiği paylaşımlara imkân tanımak onun yas süreci ile baş etmesini kolaylaştıracaktır. Dolayısıyla ona süre tanımak, onu anlayışla karşılamak, üzüntüsünü paylaşmaya hazır olunduğunu göstermek ve hemen ardından yeni bir evcil hayvan sahiplenerek süreci telafi etmeye çalışmamak önemlidir. Örneğin balığının ölümü durumunda ertesi gün yerine yeni bir balık alarak telafi etmeye çalışmak çocuk için çok da yatıştırıcı olmayacaktır. Aksine üzüntüsünü rahatça ifade etmesine engel teşkil edebilecektir. Bütün mesele bu dönemde çocuğa zaman tanımak, ona karşı anlayışlı ve sevecen olabilmektir. Unutulmamalıdır ki yas süreci deneyimi bireysel olarak farklılıklar gösterebilir.

Bu süreçte ebeveynlerin çocuğuna yaklaşımlarında hassasiyet gösterecekleri tutumlar ise duygularını ifade etmek istediğinde ona zaman tanınmak, konuşmaya hazır ve istekli oldukları zamanları seçmek, duygularını kabul etmek olmalıdır. Bunun yanı sıra çocuğun sorduğu sorulara anlayacağı düzeyde cevap vermeye çalışarak yanlış bilgi aktarmaktan kaçınılmalıdır.  Kimi zaman cevap vermek zorlayıcı olursa İhtiyaç duyulduğunda kitap, resim, güncel olaylardan yardım alınabilir. Unutulmamalıdır ki çocuklar uzun konuşmalara odaklanmakta zorlanırlar. Beklenmedik bir anda, örneğin oyun arasında gelerek can alıcı bir soru sorabilirler. O anda yanıtlayabilmek önemlidir.

Çocuklar böyle bir yaşam deneyiminin ardından sevdiklerini kaybetmenin endişesini taşıyarak bunu yansıtacak ifadelerde bulunabilirler. “Ben hiç ölmeyeceğim.”, “Büyümek istemiyorum.”, “Sen de ölecek misin?”  gibi paylaşımlarını anlamak ve onu rahatlatıcı ifadeler kullanmak önem taşır. Evcil hayvan kaybının ardından ebeveynlerin çocuklarıyla konuşurken kavram karmaşası yaratmamak adına “Uzaklara gitti.”, “Bizi görüyor.” gibi ifadelerden kaçınmaları çocuğun yas süreci ile baş etmesini sağlamak açısından göz önünde bulundurulması gereken bir durumdur.

Bir Evcil Hayvan Edinmeye Karar Vermeden Önce…

  • Hayvanların; tüm aile bireylerini olduğu gibi kabul ettiğini, koşulsuz sevgisini sunduğunu unutmadan, evde herhangi bir evcil hayvan beslenmesi ile ilgili karar almadan önce, tüm aile bireylerinin duygusal olarak buna hazır olması gerekir. Çevre barınaklar ve sokaklarda, evcil hayvan dükkânlarında görülüp alınan ve bakımı için yeterince hazır olunmadığından dolayı terk edilen birçok hayvan bulunmaktadır. Bu konuda tereddüt yaşanıyorsa, hazır olana kadar süreci ertelemekte fayda vardır.
  • Bir hayvan edinme kararı verildikten sonra yapılması gereken ilk şey ise o hayvanın bakımı ile ilgili sorumlulukların ve beklentilerin açık bir şekilde ifade edilmesidir. Ona yeterince zaman ayırabilecek miyim? Uygun koşullarda yaşayabilmesi için gerekli alanı sağlayabilecek miyim? Yiyeceği, aşıları, bakımı gibi temel ihtiyaçları için yeterli maddi imkâna sahip miyim? sorularının cevabını ailece tartışıyor olmak önemlidir. Hayvanların “satın alınabilecek bir meta” olmadığı bilincini aşılamak için, satın alma, sahiplenilmesi noktasından hareket edilmesinde fayda vardır.
  • Bakımı üstlenilen hayvanın, bir süre sonra farklı sebeplerden dolayı terk edilmesi, çocukları olumsuz yönde etkileyecek, belki de bakımında yeteri kadar aktif yer alamadığı için kendisini suçlu hissedebilecektir. Eğer evde bir hayvanın bakımını üstlenme imkânının olmadığına karar verilirse, hayvan barınaklarını ziyaret ederek, oradaki hayvanlara ve bakımlarından sorumlu olan kimselere destek olarak, sokak hayvanlarının barınması ve temel ihtiyaçlarının karşılanması konularında bir şeyler yapmak çocuklar için katkı sağlayacak bir deneyim olabilecektir.
  • Evcil hayvanların çocuk sağlığına etkileri konusunda farklı araştırma sonuçları bulunmaktadır. Bir yandan hayvanlarla etkileşimin stres hormonu kortizolü ve kan basıncını düşürdüğünü belirten araştırmalar bulunmaktadır. Diğer yandan, bir grup araştırma erken dönemde edinilen hayvanların çocuklardaki astım ve alerji riskini azalttığını söylerken, başka bir grup araştırma ise tam tersini iddia etmektedir. Bu noktada ailedeki hastalık öyküleri ve çocuğu yakından takip eden doktorun yönlendirmeleri doğrultusunda karar vermek yararlı olacaktır.

Dünya, tüm canlılar için sunulmuş bir yaşam alanıdır. İnsanoğlu aklını kendi lehinde kullanarak zaman zaman diğer canlıları yok sayacak boyutta davranışlar sergileyebilmektedir. Yeryüzünün yalnızca insanlara ait olmadığı bilincine vararak, diğer canlılar için iyileştirilmiş yaşam alanları bırakmaya özen göstermek, daha güzel ve barışçıl bir dünyaya ulaşmayı sağlayacaktır.

Yazanlar:
Filiz Koçak
Psikolojik Danışman

Yelda Arslan
Psikolojik Danışman