Kardeş Olmak

Bebek dünyaya geldiğinde önce anne ve babası ile karşılaşır. Annesinin sesi, kokusu onun için özel bir anlam taşır, aralarında güçlü bir bağ vardır. Annesi ve babası için de dünyanın merkezinde “O” vardır. Bu özel bağ bebeğe hâkimiyetin sadece kendisinde olduğunu, biricik olduğunu düşündürür. Yeni bir kardeşin bu dünyaya eşlik etmesi her şeyden önce ilk doğanın “biricik-tek olma” durumunu sarsar. Artık anne babası sadece ona ait değildir, tahtın bir ortağı daha vardır. Yaşamının her parçasına ortaklık edecek olan kardeşi kabul etmek doğal olarak zordur. Aslında zaman içinde fark eder ki, yeni gelen anne babasından sonra en çok bir arada olacağı kişidir, elmanın bir diğer yarısıdır. O diğer yarı, zaman zaman rekabet içine gireceği, aynı zamanda çok sevip koruyacağı, sırdaşı ve anne babasının bir nevi devamı olan kişidir. Asya’da yetişen yaraların iyileştirilmesi, kanamayı durdurması, sinirleri yatıştırması ve nefes darlığına iyi gelmesi ile bilinen ağacın adının “Kardeş Kanı” olarak adlandırılması da bir tesadüf değildir.

Kardeş ile kurulan ilişki, dış dünya ile kurulan ilişkidir. Kardeş, grup bilincinin ve adalet duygusunun oluşmasına zemin hazırlar; çünkü kardeşlik aslında küçük bir grubun üyesi olmak gibidir. Grup içerisine girildiğinde kişilerin kendi biricikliğinden vazgeçmesi ve diğer üyeleri kabul etmesi gerekir. Kendi isteği ile girmediği bu grupta olmak demek; yeni gelen üyeyi kabul etmek, farklılıklara saygı duymak, bazen lider olmak, bazen geri planda kalabilmek demektir. Çocuk kardeşi olduğunda annenin de desteği ile kendi biricikliğinden vazgeçerek sevgisini kardeşine yöneltebilirse ilerde bu sevgi başkalarını sevme kapasitesine dönüşebilir. Kardeşle yaşanan deneyimler ilerde kurulacak arkadaşlıkların temelini oluşturur.

Aile içerisindeki her birey kendi farklılığı ile var olur. Çocuklar kardeşleri ile girdikleri etkileşimle birbirlerinin deneyim ve bilgilerinden beslenirler. Bu bir bakıma çocuğun entelektüel gelişimine de katkıda bulunur. Örneğin ödevlerini yaparken birçok çocuğun abisi veya ablasından destek aldığı ve ondan bir şeyler öğrenmenin keyfini yaşadığı görülür. Büyük çocuk için de bu keyifli bir süreçtir. Öğreten olmak büyük olduğunu hissetmenin bir yoludur. Kardeşle kurulan ilişki gelecekteki rollerimiz için de birer prova gibidir. Örneğin kardeşi olan bir kız çocuğu kardeşine bakarak annelik, erkek çocuk ise babalık duygusunu tadabilir. Aynı zamanda kardeşler ailenin boşanma, hastalık gibi ailenin içinde bulunduğu zor süreçlerde de birbirlerine destek olurlar.

Kıskançlık normal ve sağlıklı bir duygudur ve o çocuğun sevme kapasitesi olduğunu gösterir. (Winnicott, 2013)

Kardeş olmanın getirdiği olumlu yaşantıların yanı sıra özellikle ebeveynler söz konusu olduğunda kardeşler arasında rekabet ve kıskançlık da yaşanır. Rekabet doğal bir durumdur; çünkü çocuk kardeşinden farklılaşarak kendi varlığını ortaya koymaya çalışır. Farklılaşma bilinçdışı bir stratejidir ve çocuğun kardeşten tamamen farklı nitelikleri benimsemesini sağlar. Kardeş akademik olarak başarılı ise diğer kardeş spora yönelir. Buna “diğeri ne ise o olmama” denir. Ama bu kardeşin reddi anlamına gelmez. Aksine bu durum rekabete yön verir. Zamanla daha uyumlu bir kardeş ilişkisi ortaya çıkar (Vivona’dan aktaran Korkut 2014). İtalya’nın ”La Repubblica” gazetesi için röportaj veren Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk ağabeyinin Yale Üniversitesi’nde Kimya Mühendisliği okuduğundan bahsederek kendisi için de “Aile her zaman ilk çocuğun eğitimine daha çok odaklanmış oluyor. O da hep daha fazla sorumluluk sahibi olmak zorunda hissediyor. Bir yere gittiğimizde o, caddeleri ararken ben havaya, vitrinlere bakıyor, hayaller kuruyordum.” yanıtını vererek “diğeri ne ise o olmama yolunda” nasıl ilerlendiği açıklıyor aslında. Aileler kardeşler arasındaki rekabeti ve kıskançlığı azaltmak ve aradaki dengeyi kurabilmek adına çocuklarının farklı olduklarını kabul etmeli ve bu farklılıkları ortaya çıkararak birey olmalarına, farklı yollarda yürümelerine izin vermelidirler.

İkiz Olmak

İkiz olarak dünyaya gelmek, yaşamın ilk anından itibaren tek ve biricik olamamak, ilk andan itibaren diğerinin varlığını tanımak ve kabul etmek demektir. Gerek doğum anında gerekse doğumdan sonra bedensel ve duygusal ihtiyaçlarını ertelemek ve diğerine göre yaşamayı öğrenmek demektir.

İkiz olmak aynı duyguları paylaşmak, aynı karaktere sahip olmak demek değildir; ikiz kardeşlerin kendilerine ait ilgileri ve beklentileri vardır. İkiz kardeşler arasındaki bağ diğer kardeş ilişkilerine göre daha farklı bir dinamiğe sahiptir. Bu bağ kardeşlerin dış dünyaya karşı güçlü bir şekilde kenetlenmelerini, aralarında ortak bir dil oluşturmalarını sağlayabilir. Anne babaların bile içine giremedikleri bu dünya, ikizler arasında yoğun rekabeti de beraberinde getirir. İkiz olmak hem anneden hem de ikizinden bağımsızlaşmak için daha çok çaba sarf etmeyi gerektirir.

Anne ve babalar, ikiz çocuklarının farklılıklarını göz önünde bulundurarak verdikleri geri bildirimlerde, onlara karşı olan tutum ve davranışlarında aşırı eşit davranma çabasına girmemelilerdir. İkizlerin farklılıklarının görülmemesi, örneğin aynı etkinliklere yönlendirilmeleri, aynı kıyafetlerin giydirilmesi, aynı hediyelerin verilmesi onlar arasındaki rekabetin ve kıskançlığın daha da güçlenmesine neden olabilir. Bu nedenle ikizlerden her birine ayrı ve özel zaman ayrılmalı, birinin yaptığı hata nedeni ile adil olmak adına ikisine de uyarı verilmemelidir. Onların farklılaşmalarına izin verilmeli, bağımsız birer birey oldukları kabul edilmeli, başarı gösterdikleri bir alanda diğeri üzülüp kıskanmasın diye başarıları göz ardı edilmemelidir.

Kardeş İlişkilerini Etkileyen Dinamikler

Yaş Farkı
Anne ve babalar ikinci bir çocuğa sahip olmayı istediklerinde çocukları arasındaki ideal yaş farkının ne olması gerektiğini merak ederler. Temelde iki kardeş arasında ideal yaş farkının ne olacağından çok anne ve babanın ikinci çocuğa ne kadar hazır olduğu daha önemlidir. Bununla beraber yaş farkı ile ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Kardeşler arasında yaş farkının az olması rekabet ve kıskançlığın artmasına neden olmakla beraber, iki kardeşin yaşları ve gelişim dönemleri ne kadar yakın olursa, birlikte paylaşımlarının da o kadar arttığı düşünülmektedir. Diğer taraftan, yaş farkı arttıkça büyük olan çocuğun büyük olma avantajlarını kullanarak küçük kardeşi daha fazla kabul ettiği, birbirlerine bakım verme, örnek alma gibi konularda tamamlayıcı konumda oldukları, buna karşın büyük çocuğun kardeşe karşı daha fazla güç ve otorite kullanmaya meyilli olduğu görülmektedir.

Doğum Sırası
Doğum sırası çocuğun kişilik özelliklerini ve kardeşler arasındaki ilişkileri etkileyen unsurlardan biri olarak görülmektedir. İlk çocuk belli bir süre için ailenin göz bebeğidir. Bu süreç içerisinde her dediği yapılırken gelen bir kardeş onun tahtını sarsar. Artık büyük olan çocuk beklemeyi, paylaşmayı öğrenerek yeni ortama uyum sağlamak zorunda kalır. Konumunu korumak için daha aktif ve lider bir konuma geçmeye çalışabilir. İkinci ve üçüncü çocuk daha karmaşık bir aile ortamına gelmiştir. Zaten var olan canlı bir örüntü vardır. İkinci gelir ve eskisi için artık her şey değişmiştir. Peki, yeni gelen bebeğe ne olur? Gelen yeni üye abisi ya da ablasını taklit ederek gözlemleyerek daha çabuk sosyalleşir. Ortanca çocuk ise ailenin daha az farkında olduğu bir çocuk konumundadır; çünkü ilk çocuğun aile içerisindeki itibarına ve küçük çocuğun ilgisine sahip değildir. Doğum sıralamasının kişiliği etkilediği düşünülse de anne ve babaların çocuklar arasında dengeyi kurup tutumlarını buna göre şekillendirmeleri ve her birinin özel ihtiyaçlarına göre hareket etmeleri çocuğun aile içindeki yerini görmesi adına çok daha önemlidir.

Cinsiyet Farkı
Erkek çocuğun anneyi, kız çocuğun babayı kazanmak için vermiş olduğu mücadele nedeniyle aynı cinsiyette bir rakibin geliyor olması rekabet ve kıskançlığın, cinsiyeti farklı olan kardeşlere göre daha yoğun yaşanmasına yol açtığı görülmektedir. Hele de bu aynı cinsiyete sahip olan kardeşlerde yaş farkı azsa rekabet daha da yoğunlaşabilmektedir. Buna rağmen aynı cinsiyete sahip olan kardeşlerin birbirlerine verdikleri destek de oldukça yüksektir. Farklı cinsiyette olan kardeşlerin ise karşı cinsi daha iyi tanıma ve farklı bakış açılarını anlayabilme açısından daha avantajlı olduğu düşünülmektedir.

Kardeşin Engelli Olması
Anne babanın hayallerinin içinde pek de olmayan, olma olasılığı üzerinde düşünülmeyen ve buna hazırlıksız yakalanılan durum engelli bir çocuğun olmasıdır. Pek çok aile böyle bir durumla karşılaştığında üzüntü ve şaşkınlık duygularını yaşar. Aileye katılan çocuğun engelinin ne olduğu, anne ve babanın olaya bakış açısı ve engelle doğan çocuğa zaman zaman ilginin daha da yoğunlaşması kardeş ilişkilerinin dinamiğini etkiler. Engelli bir kardeşin olması öfke, suçluluk, kızgınlık duygularının oluşmasının neden olurken farklılıklara karşı yüksek tolerans, yüksek seviyede empati ve başkalarına daha fazla destek olabilme kapasitesinin gelişmesini de sağlar. Anne babalar çocuklarının engel durumunu kabullendiklerinde kardeşler arası ilişkiler hem daha uyumlu olur hem de engelli kardeşin kabulü kolaylaşır.

Tek Çocuk Olmak

Kardeş sahibi olmak kuşkusuz ki yaşama pek çok zenginlik katar; ancak günümüzde değişen ekonomik koşullar, kariyer planlamaları aileleri daha çok tek çocuk sahibi olmaya yönlendirebiliyor. Yaşam koşullarının getirdiği bu kararla ilgili olarak zaman zaman anne babalar suçluluk duyguları da yaşayabiliyorlar. Çevreden gelen “Tek çocuk ya o nedenle tüm ilgi üzerinde olsun istiyor, paylaşmayı bilmiyor.” gibi söylemler, sosyal ilişkilerde, sıra beklemekte, kurallara uymakta zorlanmalar anne babaların verdikleri kararı sorgulamalarını da artırabiliyor.

Kardeş ilişkilerinin çocuğun sosyal ve duygusal gelişimini, kişilik oluşumunu olumlu yönde etkilediği bir gerçektir. Ancak yaşanan ya da yaşanabilecek her sorunun kaynağının bir kardeşin olmamasına bağlamak doğru bir yaklaşım değildir. Çocukların paylaşmak, başkalarının da istek ve ihtiyaçları olduğunu anlamak, kurala uymak, beklemek, sabretmek gibi becerileri kardeşleri olduğunda daha doğal yollardan öğrendikleri gibi tüm bunları anne babaları ile kurdukları ilişki içerisinde de öğrenebilirler. Bu noktada tek çocuğa sahip ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bazı konular vardır.

  • Sınırlar çocuğu destekleyici, koruyucu ve yaşama hazırlayıcı işlevlere sahiptir. Çocuklar anlamı açık sınırlamalar isterler. Bu nedenle ebeveynler çocuğun tek olduğunu ve yalnız kalacağını düşünerek her şeyin sınırsız olduğu bir ortam sunmamalıdırlar.
  • Çocuklar paylaşmayı, karşısındakini dinlemeyi, sabretmeyi, kurallara uymanın önemini yaşıtlarıyla yaşadığı deneyimlerle de öğrenir. Kuzenleriyle, oyun arkadaşları ile ve etrafındaki diğer çocuklarla olan ilişkiler bu açıdan önemlidir. Bu durumu göz önüne alarak anne babalar çocuğu yaşına uygun yuva, anaokulu ya da oyun gruplarına gönderebilir ya da varsa kuzenleri ile sık sık bir araya getirebilir.
  • Eğer ebeveynler tek çocuk sahibi olmaya karar vermişlerse bunu dezavantaj ya da eksiklik olarak görmekten vazgeçerek suçluluk duygularını çocuklarına yansıtmamalıdırlar.
  • Ailelerin tek çocuk sahibi olma nedenlerinden biri de çocuklarına aktaracakları kaynağın bölünmemesi ve onlara verebilecekleri en iyi koşulları sağlamaktır. Bu nedenle zaman zaman tek çocuklu ailelerde beklentiler yüksek olabilir. Beklentinin yüksek olması çocuğun kaygılarını artırır, hatalarını kabul etme sorumluluğunu üstlenmesine engel olabilir. Bu nedenle çocuklardan yapabileceğinden fazlası beklenmemelidir.
  • Tek çocuk sahibi olan aileler çocuklarını ilerde kaybetme korkusunu yoğun yaşayabilirler. Bunun verdiği kaygıyla da aşırı koruyucu tutum içerisine girebilirler. Bu durum çocuğun özgüven gelişimini, kendini tanımasını ve kendi ayakları üzerinde durabilen birey olmasını engelleyici olabilir.

Yazan:
Hülya Seferoğlu
Psikolojik Danışman