Bugün Değil, Belki Yarın…

Gündelik hayatın genel akışı içerisinde kişinin en sık yaptığı davranışlardan biri erteleme davranışıdır. Genelde herkes bir zaman gelir erteler; çünkü zaman kısıtlıdır ve keyif alınsın ya da alınmasın, yapılacak çok şey vardır. Dolayısıyla kişi içinde bulunduğu koşula, yapması gerekenlerin önemine, üstlendiği sorumluluğun büyüklüğüne göre yapmayı planladığı eylemlerden birini ötekinin önüne koyabilir. Diğerini daha sonraya bırakabilir. Örneğin;  bazen tamamlanması gereken bir proje için çok çalışmak gerekiyordur ancak cazip gelen, keyif alınan etkinliklere öncelik verilir. Bazen de zorunlu sebeplerden dolayı, sağlık gibi, yapılacak pek çok şey rafa kaldırılır. Genellikle bu durum kişinin hayatında pek bir sıkıntıya yol açmaz.

Ertelemeyi bir sorun haline getiren ise kişinin, yapılacak başka bir şey yokken yapması gerekeni bilerek ötelemesi, yapmaktan kaçınması ya da daha önemsiz şeylerle meşgul olup asıl işi sürekli geciktirmesidir. Kişi önce kısa süreliğine rahatlayıp kendini iyi hissetse de ancak bu durum geçicidir. Zaman daraldıkça kişi strese girebilir ve panikleyebilir. Tamamlanmamış ya da eksik tamamlanmış işler; kişinin suçluluk, kızgınlık ve pişmanlık hissetmesine neden olabilir. Bir noktadan sonra aynı davranış kalıpları tekrarlandıkça kişi kendini içinden çıkılmaz bir kısır döngünün içinde bulabilir. Bu durum; alışkanlık haline geldiğinde de kişinin uzun vadede beden ve ruh sağlığını, iş yaşantısını, okul başarısını, arkadaşlık ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu olumsuz etkiler de düşünüldüğünde kişiyi harekete geçmekten alıkoyan nedenleri anlamak önemlidir. Peki, insan neden erteler?

Neden Erteleriz?

Bir yandan küreselleşen dünyanın ”Anı yakala, sen özelsin, hayattan keyif almaya bak! Hiçbir şey için geç değil, yeter ki sen iste!” temalı mesajları, sağladığı teknolojik gelişmeler ve ona eşlik eden uçsuz bucaksız sosyal medya ağı, öte yandan yürütülmesi gereken işler ve yerine getirilmesi gereken sorumluluklar ve tüm bunların arasında kalmış zamane insanı. Mevcut koşulların kişiyi sabır, irade ve çaba gösterme noktasında zorlaması, “erteleme” alışkanlığının daha çok ele alınmasına neden olmuştur.  Ancak her ne kadar sadece bugüne ait gibi görünse de aslında “erteleme” insanın her dönem meselesi olmuştur. Çünkü erteleme sadece zamanı yönetememe değil, bununla birlikte duyguları da düzenleyememe sıkıntısıdır.

İnsanlar, genellikle baş edemedikleri duygulardan kaçınmak için erteleme davranışı gösterebilirler. Mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip bireyler de genelde bu sebeple erteleme davranışına başvururlar. Mükemmeliyetçi yapılar için dışarıdan nasıl göründükleri oldukça önemlidir. Hata yapmaktan ve başarısız olmaktan korkar ve yarattıkları kusursuz görüntüyü zedeleyecek adımlar atmaktan kaçınırlar. Bu nedenle kimi zaman bir işle meşgul olduklarında detaylar arasında fazlasıyla boğulabilirler. En iyisi olma ya da en iyisine ulaşma istekleri, kendilerini başarılarıyla tanımlamaları, onların son ana kadar eyleme geçmelerine engel olabilir. En iyisini ortaya koyma amacı gütmelerine rağmen herhangi bir ürün ortaya da çıkaramayabilirler. Eleştirilerle yüzleşmekten korktukları zaman da erteleyebilirler. Bu durum kişinin zihninde belirlediği sınırların dışına çıkmadan konfor alanını korumasını sağlayabilir. Mevcut koşullar güven vericidir ve geleceğin belirsizliği kişiyi adım atmaktan alıkoyabilir. O yüzden hayaller bile ertelenir.

Kendine güvenmeyen ve öz yeterliliği zayıf olan kişilerin ise bir işi tamamlama konusunda “başarılı olamayacaklarına” dair inançları olabilir. Bu kişiler; yeterli düzeyde bilgi, beceri, irade gibi niteliklerden yoksun olduklarını düşünebilirler. Mücadeleden kaçınabilirler ya da zorlu görevlerle karşı karşıya kaldıklarında cesaretleri kolayca kırılabilir. Bu nedenle “Ne de olsa yapamayacağım. Başlasam da zaten bitiremeyeceğim.” gibi gerekçelere sığınarak erteleyebilirler. Bazen de “Zaten çok anlamsız bir işti.” deyip yapılacak şeye atfettikleri önemi azımsayabilirler. Olası olumsuz eleştirilere karşı ise “Zaten çok az zamanım vardı, bu yüzden pek bir şey yapamadım. Çok hızlı hazırlanmak zorunda kaldım, bu yüzden eksikliklerim olabilir.” düşüncelerini öne sürerek, eleştirel yaklaşımları bertaraf edeceklerini düşünebilirler.

Öz denetim becerisi de kişilerin erteleme davranışında etkili bir unsurdur. Öz denetim; kişinin gerçekleştirmek istediği amaç için karşılaştığı durumlar karşısında kendi davranışlarını kontrol edebilme ve kendi kararlarını alabilme becerisidir. Öz denetimi yüksek kişiler; dürtülerinin kendilerini yönlendirmesine izin vermezler. Dürtülerine karşı çıkma gücüne, kısa süreli hazzı erteleyebilme becerisine sahiptirler. Sabır, disiplin, çalışkanlık, sorumluluk, uyum sağlama gibi pozitif kişilik özellikleri de bu kavramla ilişkilidir. “Erteleme” bu noktada sırt sırta vermiş ancak farklı yönlere bakan iki durumu temsil eder; çünkü öz denetimi yüksek kişilerin uzun vadeli planlarını gerçekleştirmek için hazlarını erteleyebilmeleri olumlu bir durumu yansıtır. Oysa tam tersi bu becerisi düşük olan kişiler istedikleri şeyin hemen olmasını isterler, genellikle kararlılık ve çaba gerektiren işlerden hoşlanmazlar. Sıkıcı olduğunu düşündükleri bir işle karşılaştıklarında, o işi yapmayı ertelerler. Sonuç olarak o masaya bir türlü oturulamaz ya da ekran karşısında sayfalar arasında gidip gelirken hazırlanması gereken projeye bir türlü başlanılamaz. Hedefler, ertelenir.

Kişilik yapılanmalarının yanı sıra insan beyninin evrimsel gelişimine bakmak da ertelemeyi anlamaya yardımcı olacaktır. İnsan beyninin limbik sistem ve prefrontal korteks adı verilen iki bölümü arasındaki mücadele ile ilişkilendirilir erteleme. Limbik sistem; duyguların, içgüdülerin, dürtülerin kontrol edildiği, “haz” duygusunun merkezidir.  Beynin en baskın bölümüdür ve bebek doğduğunda zaten gelişimi tamamlanmıştır. İnsanın hayatta kalmasını sağlayan temel tepkisel davranışlar da burasıyla bağlantılıdır. Örneğin kişiye uykusu geldiğinde uyuması, acıktığında yemesi gerektiğini hatırlatır. Keyif alınan durumlarda devam etmeyi, tam tersi hoşnut olmayan durumlardan kaçınmayı sağlar. Limbik sistem, kısa sürede elde edilecek hazza odaklıdır.

Prefrontal korteks ise beynin ön kısmında yer alan, küçük bir alanı kaplayan ama asıl önemlisi beynin insanı hayvanlardan ayıran bölümüdür. Düşünme, kavrama, neden sonuç ilişkisi kurma, uzun vadeli amaçları hayata geçirme, plan kurma,  mantıklı kararlar alma beynin bu bölümü sayesindedir. Büyümeyle beraber gelişen bir yapıya sahiptir ki bu gelişim yirmili yaşların ortalarına kadar devam eder. Beynin bu bölümünü harekete geçirmek ve geliştirmek ayrı bir uğraşı gerektirir; limbik sistem gibi otomatik olarak devreye girmez. Limbik sistem ve prefrontal korteks arasındaki daimi çatışmada, limbik sistemin arzularına kulak veren kişi, yapması gereken ama sıkıcı bulduğu işi yapmayı erteler, kısa sürede haz duyacağı şeye yönelir. Aksine prefrontal korteksi gelişmiş kişiler, uzun vadede elde edecekleri kazanımlara odaklanıp içinde bulundukları ortamı daha geniş bir perspektiften ele alırlar. Ertelemek yerine aldıkları kararlarını uygulamak için çaba sarf ederler.

Bazı düşünme biçimleri de kişinin hareket ederken kolaylıkla yan yollara sapmasına neden olur. Bunlardan ilki kişinin erteledikçe geçici olarak hissettiği “iyi olma” halinin daha sonra da devam edeceğini düşünmesidir. Kişi o an iyi hissettiği için gelecek zamana da aynı pozitiflikle bakar. Önce bulduğu çeşitli nedenlerle işe başlamak için “yarının” gelmesini bekler. Yarın olduğundaysa, hafta sonunun daha uygun bir zaman dilimi olduğunu düşünür. Günler ilerledikçe dar zamanlara çok şey sığdırabileceği yanılgısına da kapılabilir. Hafta sonu geldiğinde ise planlama konusunda hata yaptığını, aslında başlamak için en iyi günün ilk gün olduğunu fark eder. Ancak her şey için çok geçtir. “Keşke geçen hafta başlasaydım, keşke sinemaya gitmeseydim, keşke bu kadar oyalanmasaydım.” şeklindeki “keşke” ile başlayan cümlelerle baş başa kalır. Diğer yapılan hatalardan biri de kişinin gelecekteki haliyle bağ kuramaması, sanki o kişiyi gözünde farklı biri olarak canlandırmasıdır. Bir ay ya da bir yıl sonraki kişi, kendisi değildir sanki. Bir başkasıymış gibi tüm sorumluluğu o halledecekmiş gibi davranır. Bu durum kişinin ertelemesine neden olur.

Ertelemeyle Nasıl Baş Ederiz?

“…Akşam da olmak üzere, halen bir yol kat edemedim, güneş nasıl güzel batıyor, sahil de kesin çok keyiflidir. Şu konuyu da koymalı mıyım acaba? Stresten başım ağrıyor. Haberlerde neler olmuş, bir bakalım. Sanki yeterince kaynak taramadım, konser açık havada mı? Keşke geçen hafta düzenleseydim o tabloyu… Bir önceki projede de aynısını yaşadım, peki bunu yetiştirebilecek miyim? Sahi, saat kaç oldu? Keşke biraz daha zamanım olsaydı… ”

Erteleme alışkanlığına sahip kişiler, yaşadıkları bu ve benzeri süreçleri sanki hiç yaşamamış gibi hareket ederler. Dolayısıyla da her seferinde aynı döngüyü yaşamak, bir süre sonra hem ruhlarını hem de bedenlerini yoracaktır. Bu yüzden öncelikle kişinin kendine dışardan bakıp içinde bulunduğu karmakarışık hali görmesi, çözüm bulma noktasında atacağı ilk adımı olacaktır. Nasıl ki kişiyi ertelemeye iten nedenler çeşitlilik gösteriyorsa, aynı şekilde ertelemeyi sonlandırmanın da birbirinden farklı yolları vardır. Sadece karar almak yeterli değildir. Somut adımlar atılmalı, duruma uygun yollar denenmeli ve tabii ki hemen pes edilmemelidir. Bu noktada kişinin kendisini başkalarıyla kıyaslamaması gerekir. Çünkü herkesin çözüm yöntemi, motivasyon kaynağı, çalışma ortamı, becerisi, yetenekleri, algılayışı farklı düzeydedir. Yaşanan sürecin kişiye özel olduğu düşünülmeli ve geçmiş deneyimlerden edinilen bilgiler ışığında kişisel planlamalar yapılmalı ve zaman buna göre ayarlanmalıdır.

Gündelik yaşantıda insanın zihninde tasarladığı pek çok plan hayata geçmeyebilir. Bunun sebeplerinden biri de o planların fazlaca soyut ve geniş sınırlara sahip olmasıdır. “Yeni bir yabancı dil öğrenmeliyim.” denildiği zaman, insan zihni bunun uzak geleceğe ait bir tasarı olduğunu sanır ve kişiyi harekete geçmekten alıkoyar. Belirsizlikleri ortadan kaldırmak gerekir. Bu yüzden de durumu detaylandırıp “Haftada 2 gün, en az 1 saat İspanyolca çalışmalıyım.” şeklinde plan yapılması, kişinin harekete geçme olasılığını artırır.

“Bugün canım istemiyor, daha çok zamanım var zaten, nasıl olsa yaparım.” ya da “Son dakika insanıyım, böyle olunca daha iyi çalışıyorum ben.” şeklinde öne sürülen gerekçeleri bir kenara bırakmak gerekir; çünkü sınırlı zaman diliminde bir işi halletmeye çalışmak kişinin genellikle üretkenliğini azaltan, asıl potansiyelini ortaya koymasına engel olan bir durumdur. Bunun artık farkına varmak gerekir. Onun yerine kişinin, kendini ertelemeye iten sebeplerin neler olduğuna odaklanması daha anlamlı olacaktır. Kendini engelleyen koşullardan hangilerinin sahici, hangilerinin oyalanma için üretilen mazeretler olduğunu tespit etmek; bu davranışlardan kaçınmak için yol gösterici olacaktır.

Verilen bir görevi yapmak ilk başta zor gelebilir. Bu son derece normaldir. Bu yüzden de o görev için yapılması gerekenleri önce bölümleri ayırmak, benzerleri kendi aralarında sınıflandırmak son derece faydalı olacaktır. Hatta görece en kolay olanını halletmek kişinin kendini iyi hissetmesini sağlayacaktır. “En azından küçük de olsa bir kısmını halledebildim.” demenin verdiği enerji, sürecin sağlıklı ve zamanında tamamlanmasına yardımcı olacaktır. Bu durumda kişi yaptığı şeyin düşündüğü kadar zor olmadığını görme fırsatı yakalar.  Aslında yeterlilik anlamında kendine biçtiği payenin ne kadar az olduğunu ve haksızlık ettiğini düşünülebilir. Kişinin kendine yönelttiği eleştiriler hafifler, kızgınlık sönümlenir. Bazen sadece bu yüzden “başlamak” önemlidir.

Günümüzde uyaran olarak ilk akla gelen unsurlardan biri de internet ve sağladığı sınırsız etkileşim kanallarıdır. Dikkat dağıtıcı özelliğinin yanı sıra hemen herkes tarafından kolaylıkla ulaşılabiliyor olması interneti en önemli kaçış noktalarından biri haline getirmektedir. “5 dakika” için çevrilen sayfalar, nasıl geçtiği anlaşılamayan “50 dakikalara dönüştürmekte; keyif alınan oyunlar, bakılan kıyafetler, zamanı fazlasıyla unutturmaktadır. Tam da o anda hissedilen “iyi” olma hali, arkada bekleyen işlere dönüşü zorlaştırmaktadır. Bu nedenle odaklanabilmek için dikkat dağıtıcı uyaranlardan uzak durmak ve çalışmak için belirlenen süre zarfı boyunca başka şeylerle ilgilenmemek de zamanı etkin şekilde yönetme adına oldukça önemlidir. Çalışma esnasında telefon sessize alınabilir, bazı sık kullanılan uygulamalar kaldırılabilir, bilgisayar gerekli araştırmalardan sonra internet kapalı bir şekilde kullanılabilir.

Tüm bu baş etme yolları düşünüldüğünde kişi, kendine uygun olanlarını denemeli ve hemen vazgeçmemelidir. Alışılmış davranış biçimlerini değiştirmek, bu yolda pes etmemek, sabır göstermek kolay olmayabilir. Bu süreçte geçmişte yaşanan olumsuz deneyimleri düşünüp durmak, kaçırılmış fırsatlara pişman olmak, ertelenmiş zamanlara hayıflanmak da kişiyi zorlayabilir. Ancak tüm bunları bir kenara bırakıp, bugün için neler yapılabileceğine odaklanmak; gidilecek yolu değil de, yolun sonunda elde edilecekleri düşlemek daha motive edici olacaktır. Önemli olan bir yerden başlamak, harekete geçebilmiş olmaktır. Büyük ya da küçük fark etmez, adım atmak gerekir; çünkü bugün ertelediklerimiz yarın yapmak istediğimiz şeylerin engeli olabilir.

Yazan:
Gülseren Kaya
Uzman Psikolojik Danışman