Çocukluk Dönemi Depresyonu

Modern çağın en yaygın sorunlarından biri olarak kabul edilen depresyon, dünya halk sağlığını önemli ölçüde etkileyen bir duygu durum bozukluğudur. Depresyon, kişinin hayattan keyif alma gücünü geçici olarak kaybettiği, zihinsel, bedensel, davranışsal ve duygusal bazı belirtilerle kendini gösteren, günlük yaşamı ve işlevselliği bozan bir durum olarak tanımlanmaktadır.

İnsanlar, hayatlarında olumlu ya da olumsuz duygular yaşarlar. Kimi zaman mutluluk, sevinç gibi duyguları yaşarken kimi zaman da mutsuz ya da üzüntülü olabilirler. Kişilerin moralleri bozuk olduğunda ya da üzüntülü olduklarında içinde bulundukları duygu durumunu “depresyondayım” sözüyle ifade edebildikleri görülmektedir. Bu noktada her mutsuzluk ya da üzüntü halini depresyon olarak tanımlamak ne kadar doğrudur? sorusu akla gelmektedir. Depresyondan, ancak kişinin günlük yaşamını ve işlevselliğini bozacak derecede yoğun olumsuz duyguların varlığı ve yaşanan bu durumun şiddetli ve uzun süreli olduğunda söz etmek mümkündür. 

Genel kanı depresyonun genellikle yetişkinlerde görüldüğü doğrultusundadır; oysa çocuklar ve ergenlerde de depresyonun görülebileceği göz ardı edilmemelidir. Çocuktaki ve yetişkindeki depresyon belirtilerinin birbirinden farklı olması ve anlaşılamamasından dolayı çocuktaki depresif belirtilerin varlığı klinik alanda uzun bir süre kabul görmemiştir.  Kayaalp (1999), Çocuk ve Ergende Depresyon adlı makalesinde klinik tablo olmasa da, teorik kurgu temelinde çocukta depresif durumdan ilk kez Melanie Klein’ ın 1934’te söz ettiğinden bahsetmiştir. Ayrıca daha sonraki yıllarda Spitz’in anneden ani olarak ayrılan 6-8 aylık bebeklerde ağlama ve inlemelerin ardından içe kapanma ve çevreye kayıtsızlık şeklinde ortaya çıkan tabloyu “anaklitik depresyon” olarak tanımladığını aktarmıştır. Ayrıca çocukta yetişkine benzer klinik görünümlü bir depresif tablonun varlığından ilk defa 1970’lerde Stockholm’de yapılan bir psikiyatri kongresinde söz edildiği görülmektedir. 

Çocukluk Depresyonunun Nedenleri

Çocuklardaki depresyonun genetik, psikolojik, sosyal ve biyolojik nedenleri olabilmektedir. Genetik ve çevresel faktörlerle birlikte bazı çocukların diğer çocuklara göre depresyona daha yatkın olduğu düşünülmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar, anne ve babanın öyküsünde depresyon varsa çocukta da depresyon görülme olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Çocuklar, olumsuz yaşam deneyimleriyle baş etme konusunda yetişkinler kadar güçlü değillerdir. Sevilen bir kişinin kaybı, anne babadan ayrılma sonrasında yaşanılan üzüntü ve yas sürecinin depresyona dönüşebilme olasılığı söz konusu olabilir. Önemli bir hastalık ve tedavi süreci, kardeş doğumu, ihmal, istismar, şiddet görme, kaza geçirme gibi çocuğun hayatında önemli olan bir olayın ardından depresyonun ortaya çıkma olasılığı vardır. Anne babanın çocuğa karşı kimi tutumları (yüksek beklenti, eleştirisel yaklaşım, aşırı disiplin, aşırı koruma), boşanması, anlaşmazlığı, aile içi yaşanan problemler, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalma da depresyona sebep olabilecek diğer nedenler olarak sayılabilir. Kaygılı, bağımlı yapıda olan çocuklarda da depresyon gelişme ihtimali vardır. Araştırmalar beyinde var olan bazı kimyasal maddelerdeki düzensizliklerin de depresyona yol açtığını göstermektedir. Öğrenme sorunu, akademik sorun ve davranış sorunu yaşayan çocukların depresyona yatkınlıklarının daha yüksek ihtimal içerdiğinden de bahsedilmektedir.

Gelişim Evrelerine Göre Çocukluk Depresyonu

Çocukluk döneminde yaşanılan doğal süreçlere dair her mutsuzluk ve hayal kırıklığı hali depresyon olarak değerlendirilmemelidir. Çocukların sözel ifadelerinin yetişkinler kadar gelişmemiş olmasından ötürü onların iç dünyasını anlamak zor olabilir ve bu nedenle yaşadığı sorunlar gözden kaçırılabilir. Yetişkin bir kişi duygularını, yaşadığı sorunları kelimelere dökebilirken, bir çocuk duygularını ancak davranışlarına yansıtabilmektedir. Çocuğun; olduğundan daha mutsuz bir duygu durumu içinde olduğu düşünülüyorsa, olaylara ve çevreye karşı ilgisizse, daha önce yapmaktan keyif aldığı şeylerden artık eskisi gibi keyif alamıyorsa, sosyal ortamlardan uzaklaşma ihtiyacı hissediyorsa yani içe kapanma durumu söz konusuysa, yeme ve uyku düzeninde sorunlar yaşıyorsa, kilosunda hızlı bir değişim varsa, okula ilgisi azalması neden ile okul başarısında düşme görülüyorsa ve buna eşlik eden davranış sorunları gözlemleniyorsa çocukta depresif durum ihtimalinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çocukluk çağı depresyonunun belirtileri; içinde bulunulan gelişim dönemine göre farklılık gösterebileceği gibi hafif, orta ve yoğun şiddette görülebileceği ve çocuktan çocuğa göre de değişebileceğinin göz önünde bulundurulması gerekir. Belirtileri daha iyi anlayabilmek adına çocukluk çağı depresyonunu bebeklik, okul öncesi ve okul çağı olmak üzere üç farklı gelişimsel döneme ayırarak incelemek daha yararlı olacaktır.

Bebeklik Dönemi

Bebeklik depresyonu; genellikle anne ile bebek arasında oluşması gereken bağın bazı sebeplerden ötürü oluşamaması durumunda karşılaşılan bir durum olarak düşünülebilir. Erken çocukluk döneminde bebeğin fiziksel ihtiyaçlarının yanı sıra güvenli ilişki kurmaya, ilgi ve şefkate de ihtiyacı vardır. Tüm bu ihtiyaçların yerinde ve zamanında karşılanması, bebekte güven duygusunun gelişimini sağlar. Bu dönemde, annenin depresyonda olması çocuğun da depresif semptomlar geliştirmesinde etkili olabilir.

Bebeğin anneden fiziksel olarak uzun süre ayrı kalması durumunda da bebekte depresyon gelişebilir. Bebek anneden ayrı kalma durumunda huzursuzluk, aşırı ağlama, beslenme bozukluğu gibi çeşitli fiziksel belirtiler gösterebileceği gibi içe kapanma ve çevreyle ilişkiyi kesme gibi belirtilerle de karşılaşılabilir. Annenin kısa bir süre sonra bebeğiyle tekrar bir araya gelmesi durumunda olumsuz belirtiler düzelebilir. Yapılan araştırmalar erken çocukluk döneminde başlayan ruhsal sorunların etkilerinin çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerine de yansımaları olduğunu göstermektedir. 

Okul Öncesi Dönem

Araştırmalar okul öncesi yaş grubunda depresyon oranının %0,9 olduğunu göstermektedir. Bebeklik dönemi gibi okul öncesi dönemde de anne ve çocuk arasındaki ilişki çok önem taşımaktadır. Bu dönemde çocuğun annesi ve/veya ilk bakımı veren kişilerden ayrılmak zorunda kalması aşırı kaygı durumu yaratabilir. Yaşanılan kaygı ve bunun dışa yansıması olan aşırı hareketlilik gibi tepkiler depresif bir süreci düşündürebilir. Çünkü çocuk yaşadığı ayrılık endişesi ve depresif durumla başa çıkamadığı için içinde yaşadığı boşluk duygusunu sürekli hareket ederek doldurmaya çalışabilir.

Öfke nöbetleri, hırçınlık, huysuzluk, mızmızlanma, sık ağlama, enerji azalması, hareketlerinde yavaşlama, aktivite ve oyunlara katılmak istememe hali yaşanabilir. Uyku bozuklukları, yeme bozuklukları ve kilo alamama durumu süreçte gözlemlenebilir diğer belirtilerdir. Bu süreç okul öncesi dönemde karın ağrısı gibi bedensel yakınmalar şeklinde de görülebilir.

Unutulmamalıdır ki çocuklar duygularını yetişkinlerde olduğu gibi kelimelerle ifade etmek yerine bedenselleştirerek ifade edebilmektedirler. Bu nedenle çocukların bedensel belirtilerinin gözden kaçırılmaması önem taşımaktadır. 

Okul Çağı  

Araştırmalar okul çağında depresyon oranının %1,9 olduğunu göstermektedir. Özellikle okul yaşamı başladığında sözel ifadenin de gelişmesiyle duygular daha iyi ifade edebilmeye başlanır. Bu dönemde okul çağı çocuğu canının sıkıldığını ve üzüntülü hissettiğini dile getirebilir. Depresif semptomlar ailesinden, arkadaşlarından ve sosyal hayattan belirgin şekilde uzaklaşma, çabuk ve sık ağlama, aşırı uyuma isteği ya da uyuyamama, aşırı yeme ya da iştahsızlık hali şeklinde ortaya çıkabilir. Mutsuzluk, içe kapanma, genel isteksizlik görülebileceği gibi saldırganlık, öfke, huzursuzluk ve davranış bozuklukları şeklinde de belirtilere rastlanabilir.

Dikkatini yoğunlaştırmada güçlük, ders başarısında düşme, oyunlarda ve bütün faaliyetlerde ilgisizlik  görülebilir. Anne baba desteği olmadan okul çalışmalarını yürütemeyebilir. Karın ve baş ağrısı, mide bulantısı, kusma şeklinde bedensel şikâyetler gözlemlenebilir. Yetişkin birey depresyon yaşadığında içe kapanma daha sık görülürken çocukluk döneminde, basit bir olayda çabuk öfkelenme, aşırı tepki verme, engellenmeye karşı toleransın düşük olması görülebilir.  Yapması gereken bir görevi “Yapamam, beceremem.” gibi söylemlerle reddedebilir. Sosyal ilişkilerindeki ipuçlarını yanlış algılama, sevilmediğini, değer görmediğini düşünerek “Annem, babam, arkadaşlarım, kimse beni sevmiyor.“ ve buna benzer değersizlik ya da suçluluk duyguları içeren ifadeler kullanabilir. Bu duygularla birlikte sık sık evde ve okulda suçluluk duygusu ile baş edebilmek için kendini cezalandırılabileceği pozisyonların içerisinde bulabilir ve bu süreç kendini tekrarlayabilir. 

Çocukluk Depresyonu Görüldüğünde…

Kimi zaman aileler tarafından depresyonun bir yetişkin sorunu olarak görülmesi, var olabilecek bu durumun kabullenilmesini güçleştirebilir. Depresyon tedavi edilmediği zaman çocuğun ruhsal, sosyal, fiziksel ve bilişsel yönlerden olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Çocukluk dönemi depresyonu geçici bir duygu durumu değildir, kendi kendine düzelmesi zordur ve profesyonel yardımı gerektirir.

Kimi zaman, anne baba çocuklarına dair bazı depresif belirtiler gözlediğinde endişe duyabilir ve bu belirtileri çocukluk çağı depresyonu olarak da yorumlayabilir.  Ancak çocukluk çağı depresyonunun görülme sıklığının oldukça düşük olduğu unutulmadan süreç, kendi içerisinde bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

Depresyon tedavisi çocuğun durumuna ve yaşına göre uzman kişi tarafından farklı yöntemlerle ele alınarak yürütülür. Bazen aileler, çocuklarında gördükleri olumlu bir gelişme sonrası tedaviyi yarıda bırakma eğiliminde olabilmektedirler. Tedavi tamamlanmadığında belirtilerin tekrar görülme olasılığı söz konusu olabilir. Depresyonun tekrarlanma olasılığını olabildiğince azaltmak adına tedavinin düzenli bir şekilde sürdürülmesi ve tamamlanması gerekir. Çocukluk depresyonu tedavi edilebilir bir süreçtir ancak müdahale edilmezse genç/yetişkin yaşamına yansımaları olacağı, gelecek yaşantıdaki işlevselliği de etkileyeceği göz ardı edilmemelidir.

Anne babanın problemlerle baş etme becerisinin çocuklarından daha iyi olacağı unutulmamalıdır. Yaşanılan süreçte çocuğun yaslanabildiği bir yetişkinin varlığı, hem çocuğun kendini güvende hissetmesine hem de problemin çözümüne yardımcı olacaktır.

Yazan:
Melek Atakul
Uzman Psikolojik Danışman