Tüketim Süreci Ve Çocuğun Üretime Teşvik Edilmesi

Tüketim ve üretim iç içe geçmiş iki kavramdır. Her ikisi de birbirlerine bağlı olarak varlıklarını korurlar. Tüketim üzerine kurulmuş hayatlar, günümüzde düşünülmesi gereken önemli bir noktadır. Hızla piyasaya sürülen yeni ürünler ve insanların daha yenisini, marka olanını, daha hızlısını ve daha konforlu olanını alma tutkusu aslında karşı konulması giderek zorlaşan bir hal almaktadır. Tüketim, gerçekten temel ihtiyaçlarımızın giderilmesine hizmet etmekte midir? Yoksa insanın ürüne ulaşmasının verdiği haz, kendisini o ürün üzerinden tanımlamasına ve bir kimlik arayışına mı dönüşmektedir?

Her anne-baba çocuklarının mutlu olmasını ister. Günümüzde, ekonomik koşullarını göz ardı ederek çocuklarını mutlu etmek adına sayısız oyuncak ve benzeri materyal alabilen anne ve babaların sayısı gittikçe artmaktadır. Çocuğun anlık mutluluğuna odaklanarak verilen hediyeler için yapılan tüketim, anne baba ve çocuk arasındaki ilişkinin dinamiğini de şekillendirebilmektedir. Zaman içinde hediye alma bir zorunluluğa dönüşebilirken anne babanın bunu gerçekleştirmediği zamanlarda ise, çocuklarının olumsuz tepkileriyle karşı karşıya kalabilmektedirler. Bu süreç çocuk ile anne babanın ilişkilerinde sorun yaşatabilmekte, çocuğun gelişimi için olumsuz etki oluşturabilmektedir. Çünkü çocukların hediyelerin süslü paketlerini açana kadar ki heyecanları açtıktan sonra geçivermektedir. Bu heyecan söndüğünde ve sonraki günlerde yeni beklentiler hayal kırıklığıyla sonuçlandığında, mutsuzlukların artma olasılığı da yüksektir. Çocuklar gelişimlerini yaşam olaylarını anlamlandırarak, yeni şeyler öğrenerek, bazen bir problemi çözerek, olaylar arasında yaşanan bağlantıyı kurarak sürdürülebilir. Ruhsal olarak değerlendirme yapmayı sağlamayan süreçler ve ilişkiler çocuğu geliştiremez. Bu nedenle tüketimin kendisi bir amaç haline geldiğinde çocuğun gelişimi için olumsuz etki yaratabilmektedir.

Çocukların Tüketici Olarak Sosyalleşmesi

Tüketim ve tüketime dayalı insan davranışları her zaman merak konusu olmuştur. 2016 yılında Gazi Üniversitesi’nde yapılmış olan “Çocukların Tüketim Algısının Resimlere Yansımaları” konulu araştırma sonucuna göre çocuğun sosyalleşmesinde dış etmenlerin (gördükleri, izledikleri, ailesinin ve çevresinin tutumları) onların tüketim algısına etki ettiğini ortaya koymuştur.

Lindstrom’ a göre;  Günümüzde önceki neslin kalemi kullanması gibi klavyeyi kullanarak büyüyen, yoğun mesaj ve bilgi bombardımanına maruz kalan, beyinlerine çok çeşitli uyaranlar giden çocuklar önceki nesillere göre daha hızlı ergenleşmektedir. Televizyon karşısında ya da bilgisayar başında saatler geçiren ve Facebook, Twitter, Instagram, MySpace gibi ortamlarda zaman geçiren günümüz çocukları ve gençleri aslında bu sosyal ağları kullanarak sosyalleşmektedir. Bu şekilde büyüyen ve geçmiş nesillere göre farklı tüketim algısına sahip olan nesil, günde 8000’den fazla markayla yüz yüze gelmektedir ve yılda 40.000’den fazla reklam izlemektedir. Markaların tanınırlığı onlara güven vermekte ve dünyalarına bir çerçeve çizmektedir. Markalar onlar için trendy, zengin, çılgın, cool, asi, stil sahibi gibi kimlikleri simgelemektedir. (Asil, 2016)

Bireyin sosyalleşmesini sağlayan aile ve okulun, bireyin üzerindeki etkisi gün geçtikçe azalırken daha evrensel, tüketim odaklı kültürün toplumsallaşmadaki etkisi artmaktadır. Bu nedenle, günümüzde bireyler özgün olmak için çabalasalar bile özgün olmak gittikçe zorlaşabilmektedir. Bu yeni tüketim kültürü kişileri yalnızca çalışma yaşamında değil, boş zamanlarında da tüketime yöneltmektedir. Bunun sonucu olarak yetişkinlerin yanında çocuklar da tüketime bağımlı hale getirilmiştir. Bazen de çocuklar için tasarlanmış, üretilmiş ürünler anne babaların daha çok ilgisini çektiği için bu ürünleri çocuklarına alma isteği duymaktadırlar. Bu nedenle çocukların tüketim davranışlarını edinmesinde en büyük rol anne ve babalara düşmektedir. Aile tutum geliştirici, davranış koşullayıcı olduğu için tüketici davranışlarını da şekillendirir. Aileden tüketim algısını öğrenme süreci çocukların isteklerine ve anne babaların verdikleri tepkiler doğrultusunda oluşmaktadır

Günümüzde birçok ebeveyn alışveriş sırasında talep ve isteklerini belirtmeleri ve alışveriş deneyimleri için çocuklarını teşvik etmektedirler.  Benzer bir araştırma Kirsh tarafından “Çocukların Tüketici Olarak Sosyalleşmesi” olarak ele alınmıştır. Bu araştırmaya göre çocuklar, doğumlarından ergenlik dönemlerine ve yetişkinliklerine kadar birçok bilişsel ve sosyal süreçten geçmektedirler. Çocukların tüketici olarak sosyalleşmesi; çocukların pazarda tüketiciler olarak ihtiyaç duydukları bilgi, yetenek ve tutumları kazanma süreci, yani tüketici kimliğini kazandığı sosyalleşme süreci olarak tanımlanmaktadır.

Çocukların tüketici olarak sosyalleşmesinde dört aşama bulunmaktadır. İlk aşamasını “gereksinim hissetme” yani bilinçli ve bir amaca yönelik istekler yerine, alışveriş sırasında gördüklerini isteme olarak tanımlamıştır. İkinci aşamayı  “sürekli isteme ve pazarlık etme” aşaması olarak belirtmiştir. Bu aşamada çocukların genel beğenileri gelişir, belirli markaların ürünlerini tercih etmeye başladıklarını ifade eder. Üçüncü aşama olarak ifade ettiği , “macera ve ilk kez satın alma” aşamasında ise, çocuğun hala reklamların etkisinde olduğunu, ilk kez bağımsız satın alma davranışını gerçekleştirse bile bu ailenin kontrolünde gerçekleştirebileceğini aktarmıştır. Bu 8 yaşına kadar olan dönemine denk gelmektedir. Son olarak “benzerlik ve güç beğenir olma” aşamasında ise çocukların ürünlerin özelliklerini birbiriyle karşılaştırdıkları, kendinden büyüklere hitap eden ürünlerin reklamlarını izleme davranışı sergilediklerini ve bunun ürünlere duydukları satın alma isteğini artırdığını ifade etmektedir. 8-12 yaş aralığındaki, dört aşamanın ardından tüketici olarak sosyalleşen çocuklar, isteklerini dile getirme, seçme, bağımlı ve bağımsız alışveriş yapma yeteneklerini sergilemektedirler. (Asil, 2016)

Tüketici olarak bağımsız alışveriş yapma yeteneğini erken yaşlarda kazanan çocuklar için çok yönlü riskler olabilmektedir. Örneğin çevrimiçi oyunlarda zaman ve para harcama 13 yaşından önce yaygınlaşmaya başlamıştır. 13 yaş öncesinde karşılaşmaması gereken bu alanlarda zamanını tüketmesine anne babalar engel koymakta zorlanabilirken bir de o oyunda para harcayarak da tüketime devam etmesi kabul edilebilmektedir. Çocuğun yaşına uygun olmayan bir yerde zamanını ve parayı tüketmesi anne baba tarafından durdurulması gereken bir sınırdır. Anne babalar bu sınır ihlali karşısında, çocuklarının güvenliğini koruyacak şekilde yaklaşmalı ve kendisini sadece keyif aldığı için zararlı bir ortamda bulunmaya devam etmemesi için gerekli düzenlemeleri yapabilmelidir.

Yoksun Kalmak ve İstenen/İhtiyaç Duyulan Nesneye Ulaşamamak…

Anne babalar çocuklarının tüketici olarak sosyalleşmesi sürecinde, gelip geçici isteklere,  pazarlıklara karşı çeşitli yöntemler geliştirebilirler. Çocukların istedikleri şeylere ulaşamadıklarında çektikleri sıkıntı ve yaşadıkları duygusal dalgalanmalardan anne babalar da etkilenebilirler. Çocukların ısrarlı isteklerine, sosyal bir ortamda bağırarak ağlamalarına karşı etkili olmayan yöntemler kullanabilirler. Çocuklar onlara konulan sınırları zorlama eğiliminde olabilecekleri gibi isteklerine ulaşmak için birçok yol deneyebilirler. Önemli olan yetişkinlerin sergileyeceği tutumdur. Çocukların bu duygusal dalgalanmalarında, anne babaların duygusal olarak etkilenmeden, sakinliğini koruyarak, sınırları hatırlatarak, kuralların nedenlerini açıklayarak yaklaşabilmesi önemlidir. Yoksun kalmak ve istenen ürüne, objeye ulaşamamak çocuk için katlanılması zor bir duygudur. Bu duygunun kendinde yarattıklarıyla baş edebilmesi mümkün olursa, ruhsal gelişme katkı sağlayacaktır. Anne babanın yaklaşımı ile sakinleşerek çok arzu ettiği bir nesneden vazgeçebilmek ya da erteleyerek ileride sahip olabileceğini kabullenmek çocuğun olgunlaşma sürecine katkıda bulunacaktır. Olgunlaşana kadar beğeniler farklılaşır, istekler sıkça değişir. Bu değişken süreçte çocuk için çok istediği bir nesne yerini hemen sonra başka bir nesneye bırakabilir. Yaşa göre bu ritüellerin sıklığı da değişebilir. Bazen bir oyuncağı, teknolojik ürünü günlerce bıkmadan isteyen çocuklar da olabilir. Bu ısrar, anne babanın kararlarını değiştirme ihtimalinden veya anlamlı bir açıklama yapamamalarından kaynaklanabilir. Kısa süre sonra vazgeçeceği bir nesne için anne baba anlamlı açıklamalar yaparak, ikna edici olabilmelidir.

Çocukların/gençlerin yaratıcılıklarını beslemek, çözümler üretmelerini sağlamak yapılabilecek önemli bir destektir. Günlük hayatın içindeki imkânları onlara verebilmek, ihtiyaçları kadar malzeme sunabilmek ilk etapta yapılması gerekendir. Belki daha değerlisi ise kendi oyuncaklarını kendilerinin üretebileceği konusunda onlara cesaret kazandırabilmek olacaktır. Tahta çubukları çeşitli şekillerle bir araya getirerek yapacağı bir uçak modeli, kumaşlar, renkli iplikler, kurdeleler, pamuk ve çeşitli boya malzemeleri ile yapacağı bir oyuncak bebek, çeşitli karton, plastik tekerlek, kablo gibi malzemelerle yapacağı bir oyuncak araba kendine ait ve özgün bir tasarım olacaktır. Kendi yapabilirliğini görerek, hayal gücü ve yaratıcılığı konusunda daha özgüvenli olabileceklerdir. Böylece kendi üretmeye çalıştıkları ürünler ile daha mutlu ve güçlü hissedebileceklerdir.

Bazı anne-babalar çocuklarının geleceği adına, moda olan veya günün dayatmaya çalıştığı, sosyal ilişkilerinin baskısı ile çocuklarına yeterince faydası olacağını düşünmeden çok fazla kursa taşıyabilmektedirler. Çocuklarının gerçek ihtiyaçları olup olmadığını anlamadan piyano kursu, basketbol antrenmanı, bale eğitimi, yüzme, ata binme, tenis gibi birçok farklı alana yönlendirebilmektedirler. Bu etkinlikler bilinçli ve çocuğun gerçek ihtiyacına cevap verdiğinde, oldukça sağlıklı bir yaklaşım taşıyıp anlam bulurken yalnızca özenilerek ve arkadaşı yaptığı için yaptırılıyorsa aile başka büyük bir çarkın ve tüketimin içine girmiş olarak kendilerini bulabilmektedir.

Üretimin Değeri

Üretimde bulunmak çocukta birçok davranış ve tutumu da destekleyen bir süreçtir çünkü üretmek bilgi, deneyim ve sabır gerektirir. Üretim için önce ihtiyaç duymak, kendinin ve çevrenin ihtiyaçlarına duyarlı olarak iyi gözlem yapabilmek gerekir. Tüm bu adımlarda merak etmek, araştırmak, durmadan çabalamak gibi birçok beceri yatmaktadır. Çocuğun bir tohumu toprağa ekmesi, tohumun çimlenmesi için sulaması, uygun ışığı alması için önlemler alması, bekleyip tohumunun topraktan çıkmasına tanıklık edebilmesi sabrı gerektirir. Bitki daha sağlıklı büyüsün, gelişsin diye takip etme ihtiyacı duymak, büyüyen bitkinin ürünleri göründüğünde kişinin kendisi ile gurur duyabilmesi ancak yaşanarak elde edilebilecek bir tecrübedir.  Kişinin bu olay karşısında hissettiği bu tür duygular satın alınan bir hediyeden daha büyük bir kazanç sağlar. Yaşına göre uygun olacak deneyimlerle buluşabilen çocuklar yaşamı süresince üretkenliği çeşitlenerek, artarak devam ettirme olasılıkları daha yüksektir.  Bazı kişiler için yeni bir ürün ortaya çıkarmak zorlayıcı bir süreç olabilir. Tüm zorluklara rağmen sonunda ortaya çıkan yeni ürün insanı mutlu eder.

Bütün bunların yanı sıra kişinin çevreye verdiği zararın farkına varması, tüketime karşı bilinçli hareket etmesi önce kendine, yakın çevresine ve uzak çevresine karşı sorumluğudur. Dünyada tüketim konusu ve çevreye verilen zarara dikkat çekmek amacı ile başlatılan yeni bir kavram ortaya konmuştur. Bu “Karbon Ayak İzi” adı ile adlandırılan kavram, birim karbondioksit cinsinden ölçülen, üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Bu kavramla her insanın yaşamını sürdürürken doğayı kirletme konusunda tutumlarının farkına varmasının önemi vurgulanmaktadır. Ayrıca çevresinde de farkındalık yaratarak daha bilinçli tüketici olması hatırlatılmaktadır.

Ülkemizde de devlet ve birçok sivil kuruluş tarafından yürütülen tüketime karşı bilinçlenme ve doğayı koruma hareketleri bulunmaktadır. 2019 yılında gerçekleştirilen 16. İstanbul Bineal’inin teması Yedinci Kıta adını taşımaktaydı. Amaç, insanoğlunun çılgın tüketimi sonucunda ortaya çıkan plastik atıklardan oluşan adacıklara dikkat çekmekti. Bienal kapsamında okyanuslarda plastik atıklarının oluşturduğu adaların insanlığın sorunu olduğu ve bu konuda daha bilinçli tüketiciler olunması gerektiği vurgulanmaya çalışıldı.

Bu bilinçle hareket ederek günümüzde çocuk ve gençlere zamanın, emek vermenin, kendini zenginleştirecek etkinliklerde yer almanın değerinin aktarılması büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki üretmek, yeni bir ürün çıkarmak insanı mutlu eden bir eylemdir. S. Freud’ unda dediği gibi “Mutlu insan seven, sevilen ve üreten insandır.”

Yazan:
Filiz Koçak
Psikolojik Danışman