Sabrın İnşası

“85 yaşına merdiven dayamış baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında saygın bir işi olan oğlu, salonda oturuyorlarmış. Havadan sudan sohbet ettikten sonra oğlu sanki ayrılmanın sinyalini verircesine susmuş. O anda yaşlı baba, üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karganın konduğunu görmüş. Baba, gülümseyerek biraz baktıktan sonra oğluna sormuş: “Bu ne oğlum?” Oğlu şaşırarak cevaplamış. “Baba! O bir karga.” Babası biraz daha kargaya baktıktan sonra yine sormuş: “Bu ne oğlum? Oğlu daha da şaşırarak yine cevaplamış. “Baba! O bir karga.” Bu arada karga pervazda komik hareketlerle başını sağa sola çevirip havaya bakıp sonra yine onlara doğru başını çevirmiş. Bu sefer baba üçüncü defa “Bu ne?” diye sormuş. Oğlu ise kızgın bir tavırla “O bir karga baba, üçüncü defa sordun! Beni işitmiyor musun yoksa!” demiş.  Ancak baba dördüncü defa aynı soruyu sorunca artık oğlu dayanamamış ve sabrı taşıp sesini yükselterek “Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defa aynı soruyu sordun. Sana cevap veriyorum ama sen sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?” diyerek tepki vermiş.  Yaşlı baba yüzündeki gülümseme ifadesiyle yerinden kalkmış, içerideki odaya gitmiş ve elinde bir defter ile dönmüş. Elindeki defter bir hatıra defteriymiş. Baba başlamış defterin sayfalarını karıştırmaya sonunda istediği sayfayı bulmuş. Gülümseyerek defterin o sayfasını görebileceği şekilde oğluna uzatmış ve yüksek sesle okumasını istemiş. “Bugün 3 yaşındaki oğlumla salonda otururken pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 25 defa karganın ne olduğunu sordu. Her soruşunda sabırla ve sevgiyle onun karga olduğunu söyledim. Bıkmak mı? Hayırrrr!”

Anne baba olarak sabırlı olabilmek, kolay gibi gözükmekle birlikte aslında zor ve önemli bir durumdur. Peki, “Sabır” nedir? TDK sözlüğüne göre sabır kelimesi; olacak veya gelecek bir şeyi telaş göstermeden bekleme olarak tanımlanmıştır. Kendini tutma, katlanabilme, tahammül edebilme, bekleyebilme, hazzı erteleyebilme ve dayanma gücü olarak da ifade edilebilir.

Anne baba olarak çocukluk dönemi düşünüldüğünde çoğu kişinin aklından “Bizim dönemimizde sanki hayat daha yavaştı. Teknoloji bu kadar gelişmiş değildi. Telefon ile bir kişi arandığında hattın bağlanması dakikalarca beklenirdi.  Heyecanla çekilen fotoğrafları görebilmek için filmin bitmesini beklemek ve sonrasında ise bastırılması için bir daha beklemek gerekirdi. Şimdi ise bunlar için sabırla beklemek gerekmiyor, hepsi anında gerçekleşiyor.” benzeri düşünceler geçebilmektedir. Teknolojinin gelişimi ile hayat daha da hızlanırken anne babaların yavaşlığa tahammül edebilme sınırı da azalmaya mı başladı? İnsanlar farkında olmadan her şeyin daha çabuk olmasını bekler mi oldu?

Bir gerçek var ki hayat bir şekilde insanı sabırlı olmaya davet etmektedir. Örneğin, hamilelik süreci; zor olan ancak dokuz ay beklenmesi gereken bir süreçtir. Bebeğin kalp atışını duymak için beklemek, cinsiyetini öğrenmek için beklemek, doğumunu beklemek, ilk kelimelerini söylemesini beklemek, ilk adımlarını atmasını beklemek…

Çocuk büyütmek sevgi, özveri ve sabır gerektiren bir süreçtir. Sabrın inşasının temeline bakıldığında, çocukta sabrı geliştirmek ilk doğumdan itibaren anne çocuk ilişkisine dayanmaktadır. Freud’a göre insan yavrusu dünyaya vahşi doğasıyla hazırlıksız gelir, başlangıçta “haz ilkesi “ egemendir yani dürtüsellik ön plandadır. Ancak zaman içerisinde anne baba ile kurulan bağlar, çevre ile gelişen etkileşimler kişide “haz ilkesi” yerini “gerçeklik ilkesi” ne bırakır.  Zamanla çocuğun engellenme eşiği yükselir, erteleyebilmeyi, yani sabrı öğrenir.  Örneğin; anne bebek arasındaki iletişim düşünüldüğünde, bu ilişki özellikle ilk aylarda ikili yapılan bir dans gibidir ve bir ahenk içinde olması önem taşır.  Acıkmış ve ağlamakta olan bebek anneden yemek ister. Burada karşılıklı bir alışveriş söz konusudur. Ancak bu alışverişte annenin bebekten gelen ihtiyacı duyabilmesi ve tanımlayabilmesi gerekir. Annenin bu ihtiyacı karşılarken gerilimli ya da kaygılı bir şekilde davranmaması önemlidir. Acıkmış bebeğin ağlamasına karşılık annenin yatıştırıcı, sakin ses tonu ile “Bekle, seni kucağıma alacağım, yemeğini hazırlıyorum… Evet, merak etme, az kaldı, sabırlı ol…” diyerek kendisinin rahat ve sakin olduğunu göstermesiyle bebeğin de sakinleşmesine destek olabilmektedir. Bu şekilde bakım veren kişi tarafından bebeğin bekleyebilme kapasitesinin gelişimi desteklenebilmektedir. Ancak anne iç dünyasında yaşadığı gerginliği kaldıramayıp bebeğin ihtiyacını karşılayamadığı/ karşılamadığı ve yalnız bıraktığı zaman, bebeğin ya narsistik ya da doyumsuz bir yapıya yöneltilebildiği ön görülebilmektedir. Ya da anne kaygısına karşı koyamayıp bebeğin ihtiyacını anında, beklemesine izin vermeden karşıladığında ise bebeğin hep desteğe ihtiyaç duyan, durağan bir yapıya sahip olabileceği de ön görülebilmektedir. (Aktar, 2015)

Sabır konusunun önemini vurgulayan birçok araştırma yapılmıştır. Bunlardan biri  “Marshmallow”  araştırmasıdır. Stanford Üniversitesi’nde, Walter Mischel ve Ebbe Ebbesen tarafından yapılan bu araştırma çocuklarda “Doyumu erteleme” yetisinin ne zaman geliştiğini gözlemlemek adına gerçekleştirilmiştir.

Doyumu erteleme yetisi; anlık küçük bir ödüle daha sonraki daha büyük bir ödül için hayır diyebilme süreci olarak tanımlanmıştır.  Bu deneyde çocuklar tek başlarına bir odaya alınırlar ve araştırmacı onlara kendilerinin seçimi olan bir abur cubur verir (Bisküvi, kraker veya marschmallow). Araştırmacı, odadaki çocuğa eğer on beş dakika abur cuburu yemeden beklerse ikinci bir tane daha alabileceğini söyler ve odadan ayrılır.  Test aşamasında bazı çocukların abur cuburla, bazılarının saçıyla, bazılarının da abur cubur ile sanki oyuncakmış gibi oynadığı gözlemlenmiştir. Bazı çocukların ise araştırmacı odadan ayrılır ayrılmaz abur cuburu yediği gözlemlenmiştir. Bu araştırma sonucunda, bekleme süresini etkileyen en önemli faktörün çocukların yaşı olduğu, beş ve beş yaşın altındaki çocukların bekleme konusunda büyük akranlarından daha çok zorlandıkları görülmüştür. Daha sonraki çalışmalar ise doyumu erteleyebilme yani sabırlı olabilme yetisinin hayatta kazanılan diğer becerilerle (Akademik başarı, fiziksel sağlık, akıl sağlığı ve sosyal yetkinlik gibi) bağlantılı olduğunu göstermiştir. Birçok faktörün de aslında doyumu erteleyebilme yetisini etkilediği fark edilmiştir. Bunlar; Bilişsel stratejiler (marshmallow’u değil başka şeyleri düşünerek kendi dikkatini dağıtabilmek) ve nörolojik (Frontal lobun yani dikkat, plan yapabilme, empati, dürtüleri kontrol edebilme, problem çözebilme gibi işlevlerden sorumlu bölgenin gelişimi) faktörlerdir. Beyindeki frontal bölgenin gelişiminin hazzı erteleyebilme yetisine olumlu yönde etkisi olduğu da gözlemlenmiştir (Demir, 2018).

Bir diğer araştırma ise New York’ta bulunan Queens College of the City Universitesi’nde öğretim görevlisi olan Hefer Bembenutty tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada sabırlı olmayı başaran çocukların akademik becerilerinin olumlu yönde etkilenip etkilenmediği araştırılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda sabırlı olabilmeyi başaran çocukların sadece akademik olarak başarılı olmadıkları, aynı zamanda da sosyal adaptasyon gerektiren durumlara daha iyi uyum sağladıkları fark edilmiştir.  Sabırlı olabilen çocukların planlama, stresle baş etme, soruna çözüm bulabilme, öfkeyi kontrol edebilme, dikkatini verebilme gibi konularda daha başarılı oldukları gözlemlenmiştir. Beklemekte zorlanan çocukların ise daha dürtüsel oldukları, buna bağlı olarak sabır gerektiren becerilerde zorlandıkları, akademik ve sosyal iletişimde de güçlük yaşayabildikleri ön görülmüştür (Bembenuty, 2011).

Sabırlı olabilmenin, hazzı erteleyebilmenin aslında sadece bilişsel alanda kişinin olumlu gelişimini sağlamadığı, duygusal alanda da olumlu etkilerinin olduğu ön görülmüştür.  Colorado Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Laura Elizabeth Michaelson tarafından bu alanda bir araştırma yapılmıştır. Araştırmada sabırlı olma konusunda dürtülerine yenik düşen kişilerin madde kullanımına, suç işleme eğilimine, obeziteye ve psikolojik sorunlar yaşayabilmeye daha yatkın oldukları gözlemlenmiştir (Michaelson, 2017).

Duke Üniversitesi’nin bünyesinde yer alan Çocuk ve Aile Politika Merkezinde yapılan başka bir araştırmada ise kendini tutabilmenin, erteleyebilmenin yani sabırlı olabilmenin önemi ve gerekliliği üzerinde çalışılmıştır. Bu araştırmada hayat ile ilgili becerilerde sabrın önemli bir rolü olduğu fark edilmiştir. Genel olarak sabırlı olabilme becerisinin hayat içinde yer alan duygusal, sosyal,  fiziksel sağlığı ve ekonomik durumu olumlu yönde desteklediği ön görülmüştür. Ayrıca, çocuklarda ve ergenlerde sabırlı olabilme yetisinin yeterli derecede olmadığı, bunun sebebinin ise beyinde yer alan profrontal korteks’in tam olarak gelişmediği,  zaman içerisinde gelişim gösterdiği fark edilmiştir. Hatta ergenlik döneminde beyinde majör değişikliklerin olduğu ve profrontal korteks kısmının yeniden yapılandığı ortaya konmuştur. Dolayısıyla bakım veren kişinin (anne- baba) çocuğun veya ergenin kendini kontrol edebilme, sabırlı olabilme konusundaki yetisini desteklemesinin önemli ve gerekli olduğu, hatta çocukluk ve ergenlik döneminde bu becerinin daha kolay desteklenebildiği,  yetişkinlik döneminde ise desteklemenin zorlaştığı ön görülmüştür (Meyer, 2017).

Anne baba çocuğun şimdiki ve ilerleyen zamandaki hayat ile ilgili becerilerinde bu kadar önemli bir rol oynayan ‘sabır’ yetisini nasıl inşa edebilir?

Hayatın hızlı koşuşturmasında kişi bazen kendini bir sele kapılmış gibi hissedebilir ve yavaşlığın bir nevi düşmanı haline gelinebilir. Aslında bazen iyi bir fikir ile kötü bir fikrin arasındaki fark sadece bir an yavaşlayabilmek ve sakince bekleyebilmektir. Moliere’nin dediği gibi “Yavaş büyüyen ağaçlar en iyi meyveyi verenlerdir.”

Çocuklarla küçük yaştan itibaren sabretmek üzerine konuşulabilir. Doğadaki küçük büyük her canlıda insanlar için öğretici değeri yüksek örnekler vardır. Örneğin; bir karıncanın sabırla buğday taşımasında, bir arının yaptığı balda, bir tavuğun yumurtaları üzerinde beklemesinde sabretme öğretileri vardır. Sabretmenin hayatta doğal süreçte yer aldığını, sadece insanlar için geçerli olmadığını fark etmeleri konunun onlar için daha anlaşılır olmasını sağlayacaktır.

Çocuklarla birlikte beklemek gereken zamanlar geçirmek etkili olacaktır. Örneğin; çocuklarla bir akşam güneşinin batışını birlikte izledikten sonra onlara evrende her şeyin belli bir zaman aldığını güneşin birden batmadığını, sabahın hemen doğmadığını, hepsinin bir denge içinde zamanını beklediği söylenebilir.

Çocukların etraflarında maddi oyuncakların çok fazla bulundurulması onları bir anlık mutlu etse de daha sonrasında bu oyuncaklar etkisini kaybedebilirler. Dolayısıyla her istedikleri an beklemeden oyuncak edinmeleri yerine, istediği oyuncak için sabırla beklemesinin sağlanması faydalı olacaktır.

Çocukların kumbarada para biriktirmeleri desteklenebilir. Çok istediği bir şeyi alabilmek için para biriktirerek beklemesi, bu duyguda kalabilmesi ve sonunda kumbarayı açtığında yaşayacağı mutluluk sadece istediği şeye kavuşması olmayacaktır. Aynı zamanda sabırlı olabildiğini hissetmesi de diğer bir mutluluk kaynağı olacaktır.

Sabır ve zaman duygusu birbirleriyle ilişkilidir ve saatlerin fazla bir şey ifade etmediği çocukluk döneminde saatleri doğal kesintilerle ölçmek onlara iyi gelecektir. Evde düzenin ve bu saat dilimlerinin daha anlaşılır kılınması ve sabırla beklemelerinin desteklenmesi için de yemek saatleri gibi belli rutinlerin oluşturulması yararlı olacaktır.

Anne babalar çocukların en önemli rol modelleridirler. Dolayısıyla yaşantıda katılım sağlanan etkinliklerde vazgeçmeden sabırlı bir şekilde sorumlulukları yerine getirmek çocuklara örnek olacak ve onları motive edecektir. Eğer bir yetişkin olarak başlanılan hobi, spor etkinlikleri yarıda bırakılırsa, başlanılan kitap ya da el beceri çalışmaları tamamlanmadan evin bir köşesine bırakılırsa, çocuklara sabredebilme becerisinin öğretebilme şansı azalacaktır. Bu yüzden anne baba olarak sabırla başarılan çalışmaları ve sonuçları çocuklarla konuşulabilir ve emeğin karşılığında yaşanan o haz paylaşılabilir.

Çocuklarla içinde sabır konusunu işleyen filmler izlenerek sonrasında film hakkında sohbet edilebilir. Filmdeki karakterlerin sabırla beklerken nasıl zorlandıkları, aslında sabırla beklemenin kolay olmadığı ancak sonrasında başarmanın getirdiği haz duygusu gibi konular konuşulabilir.

Çocuklarla sabır gerektiren oyunlar oynanabilir. Örneğin; çoklu puzzle. Puzzle yapmak aslında o kadar da kolay bir iş değildir. Sabırlı bir şekilde sakin kalarak istenilen doğru parçayı bulmak insanı gerçekten bazen zorlayan bir süreçtir. Bazen süreci yaşamak konuşmaktan daha etkili olabilmektedir.

Çocuklarla yavaş ilerleyen uzun süreli bir plan yapmak onlarda sabırlı olma duygusunu geliştirmekte destek olabilmektedir. Örneğin; odanın dekorasyonu. Odanın yeniden dekore edilmesi için zaman gerekecektir. Odanın boyanması, boyanın kuruması, eşyaların taşınması, yerleştirilmesi bunların hepsi hemen olmayan biraz zaman ve sabır gerektiren işlerdir. Ya da uzun bir kitabın her gün bir bölümünün okunması. Ertesi günü heyecanla beklemesi,  o duygu ile kalabilmesi sabırlı olabilme duygusunu destekleyecektir. Bitki yetiştirmekte uzun soluklu emek gerektirir. Zaman içerisinde o bitkinin büyüdüğünü görmek bunun için beklemek de sabırlı olmayı gerektirir.

Çocuklar bir şey toplayacakları zaman ya da anlatacakları zaman anne baba olarak sabırlı bir şekilde onları bekliyor olmak önemlidir. Örneğin; hemen toplamıyorsa ya da çok yavaşsa “Tamam bırak ben yaparım,  seni bekleyemeyeceğim. “ demek ya da bir şey anlatırken “Hadi ama acele et, işim var, o kadar dinlemeye vaktim yok, dinliyorum ama hala bitmedi.” gibi cümlelerle sabırlı olunamadığını göstermek onların bu konudaki motivasyonunu kıracaktır.

Çocukların sanatsal faaliyetlerde bulunmasını sağlamakta onların sabırlı olabilme duygusunu destekleyebilir. Sanat sabır isteyen, fikir oluşturmak için beklenmesi gereken hatta bazen uzun süreli beklenmesi gereken bir alandır.  Ayrıca sanat bedene ve ruha da sakinlik verir.

Çocuklara ebeveynlerin kendi yaşam öykülerinden örnekler vererek istek ve ihtiyaçlarının karşılanmasının başka insanların durumuna ya da başka unsurlara bağlı olabileceği, başkalarının da istek veya ihtiyaçlarının olabileceği ve bazen bunların kendilerininkinden öncelikli olabileceği, bunun için beklemeleri gerektiği anlatılabilir.

Son Söz…

Sabredebilmek ve bunun yarattığı gerilime katlanabilmek hiç de kolay bir iş değildir. İnsan doğası gereği dürtüleri ile hareket etme ve aceleci olma eğilimine yatkındır. Ancak hayatın akışı zamanla sabırlı olmayı insanoğluna öğretmiştir. Tolstoy’un da söylediği gibi “Tüm savaşçıların en güçlüleri: zaman ve sabırdır. Belki de sabretmek için de biraz daha sabırlı olmak ve zamanı bırakmak gerekir.

Yazan:
Aylin Germiyen Alioğlu
Psikolojik Danışman