Duygusal Duyarlılığa Sahip Anne-Baba Olmak

Anne ve babalar çocuklarıyla birlikte ebeveyn dünyasına adım atarken, onların büyüme yolculuğuna eşlik etmeye gayret ederler. Geçmiş deneyimleri, öğrendikleri bilgiler bazen bu yolu açıp aydınlatırken bazen de kişilerin önlerine engeller çıkarabilir. Anne-babalık kolay bir iş değildir; çünkü ne kadar hazır hissedilirse hissedilsin ancak deneyimledikçe özümsenmeye başlanır. Anne babalığı yerine getirebilme çabası ömür boyudur.

Çoğunlukla yeterince iyi anne-baba nasıl olunur? diye düşünürken bulabilir kişi kendisini. Aslında bu tek cevabı olmayan bir sorudur. Parman (2010), anne-babalığı şöyle tanımlar: “Anne-babalık aynı zamanda bir ruhsal yaratım sürecidir ve yaratılan yapıt ise çocuktur. Görülüyor ki anne-babalığı çocuk olmadan tartışmak olanaksızdır.”

Bu yolculuğa her anne baba güçlü duygularla, çoğunlukla da adanmışlıkla başlar. Bu en değerli varlığını, hep “doğru” davranmaya, “doğru” yu yapmaya, “doğru” yetiştirmeye, “doğru” hayata hazırlamaya çabalar. Niyet, çok kıymetli olsa da bu en “doğru” ya ulaşma çabası zaman zaman anne-babayı gerilim içerisine sokabilir. Yetişkin olabilmek çok da kolay olmayan bir yolculukken bu duruma ebeveynliğin de eklenmesi endişeyi artırabilir.

Öter (2016), hayatının sorumluluğunu alabilen, kendi geleceği üzerinde kontrol sahibi olabilen, ailesinden bağımsız olarak kararlar alabilen ve en önemlisi kendine bakabilen birey olabilmenin bazen son derece zor ve sancılı bir süreç olduğundan bahseder. Bazen de hiç bu mücadeleye girmeyen ve yetişkin yaşamında da bağımlı bir hayatı bir şekilde devam ettiren, “çocuk/ergen/yetişkinler” in hiç de az olmadığına sıklıkla tanıklık edildiğinden söz eder.

En temelde ”Duygusal olarak olgunlaşmış” birey olmak, ebeveynlik becerilerinde oldukça önem taşımaktadır. Peki, duygusal olgunlaşma ne demektir? Dr. Lindsay C. Gibson (2017),  duygusal olgunluğu şöyle tanımlar: Bir kişinin başkalarıyla derin duygusal bağlar kurarken aynı zamanda nesnel ve kavramsal olarak düşünme becerisine sahip olduğu anlamına gelir. Duygusal olarak olgun insanlar bağımsız şekilde görevlerini yerine getirirken hem derin duygusal bağlar kurabilir hem de günlük hayatlarını sorunsuz şekilde devam ettirirler. İstedikleri şeyin doğrudan peşinden giderler ve bunu başka kişileri sömürmeden yaparlar. Duygusal olarak olgun insanlar, iyi gelişmiş empati ve dürtü kontrolü becerisine sahiptirler. Kendi duygularında dürüsttürler ve diğer insanlarla iyi geçinirler. Duygusal olarak olgun insanlar, bilinçli olarak duygularını ve düşüncelerini gözden geçirirken gerçekçi ve ileriye dönük bir şekilde stresle başa çıkmaktadırlar. Gerekli olduğunda duygularını kontrol edebilir, geleceği öngörebilir, zor durumları kolaylaştırmak için empati ve mizah becerilerini kullanabilirler ve başkalarıyla olan bağlarını güçlendirebilirler.

Duygusal olarak olgunlaşmamış insanların özellikleri

Duygusal olarak olgunlaşmamış insanların özelliklerine bakıldığında öne çıkan bazı tutumları şunlardır: Stres durumlarıyla başa çıkmakta zorlanabilirler. Öfkelerini çok yüksek dozda yaşayabildikleri gibi sakinleşmeleri zaman alabilir. Genelde hatayı dışarıda arama eğilimi gösterebilirler ve bu nedenle yapıcı çözüme ulaşmakta zorlanabilirler. Sorun ortamlarından kaçmayı da tercih edebilirler. Durumlarını değerlendirirken, kendi duyguları ve bakış açıları ön planda olabilir.  Sürekli kendilerine, kendi duygu ve düşüncelerine odaklanabilirler. Farklılıkları kabullenmekte zorluk çekebilirler. Herkesin onların istediği gibi düşünmesini ve yapmasını bekleyebilirler. İnsanlarla yakın bağlar kuramaya bilirler.

Duygusal olarak olgunlaşmamış kişiler anne baba olduklarında,  yaşlarından beklenilen tutarlı davranışların görülmediği bir profil sergileyebilirler. Tutamayacakları sözler verebilirler. Ani çıkışlar gösterebilirken bu yükselme yerini kısa sürede sakinliğe bırakabilir. Çoğunlukla kendi duyguları ve beklentileri önceliklidir ve olayların kendi kurguladıkları dışında gelişmesi kızgınlık yaratabilir. Çocuklarından kendi yaş düzeyinin üstünde olgunluk göstermelerini bekleyebilirler, küsebilirler ve bu küskünlüğü günlerce sürdürebilirler. Yaşanan olumsuz durumlarda yüksek tepki gösterip bir anda cezaya başvurabilirler. Ardından söylediklerinin yerine gelmesinin mümkün olmadığını gördüklerinden ya da kızgınlıkları geçtiği için konuyu unutup vazgeçebilirler.

Olgunlaşmamış anne-babaların bir kısmı da zihinsel ve duygusal olarak çocuğun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalabilirler. Meşguliyetleri daha çok kendilerine yönelik olduğundan çocuğunun ihtiyacını göremeyebilirler, görmeyebilirler ya da görmezden gelebilirler.

Duygusal olarak olgunlaşmamış anne babaların çocukları;

Duygusal olarak olgunlaşmamış bir anne baba ile büyümek, içsel bir boşluk ve yalnızlık hissi yaratabilir. Böyle bir ebeveynle büyüyen çocukların fiziksel ihtiyaçları karşılanırken, duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasında eksiklikler görülebilir. Anne baba ve çocuk arasında gerçek bir bağ oluşamadığı için de güven duygusunun yerini yalnızlık duygusu alabilir.

Yalnızlık, öfke ve suçluluk duyguları taşıyabilir, hatta bu duygularını yetişkinlik ilişkilerine de yansıtabilirler.  Anne babalarıyla duygusal yakınlık kuramayan çocuklar genellikle ebeveynlerinin olmasını istediği rollere girerek onları mutlu etmeye ve bu şekilde bağlarını güçlendirmeye çalışırlar. Kişi çocukluğunda görmezden gelinirse ya da yakın bağlar kuramazsa, hayatı güvenilmez bir yer olarak algılayabilir ve yeterince değerli olmadığını düşünebilir.

Duygusal olarak ihmal edilen ya da ihtiyaçları tam karşılanamayan çocuklarda en sıklıkla kızgınlık tepkileri görülebilmektedir. Görülmemek onları çaresiz hissettirebildiği gibi, bu çaresizlikler öfke patlamalarına da neden olabilir. Duygusal zorlanmalarda ortaya çıkan ilk tepki öfke olarak görülebilir. Bazen çocuk öfkesini dışa vurabileceği bir ortam bulamayabilir ve bu duygusunu bastırabilir. Çocuk tarafından bastırılan öfke; kendini suçlama ve kendine dönük şiddete dönüşebilir.

Beş yaşındaki çocuğuna küsen/ konuşmayan, yatma saati konusunda uzun süre çocuğunu ikna etmeye çalışan, ergen çocuğuyla saatlerce münakaşa eden veya kızdığı için gerçekliği olmayan, yerine getiremeyeceği kuralları bir çırpıda sıralayan anneler babalar… Bu örneklerin hepsine bakıldığında anne ve babanın hissettiği en yoğun duygu “kızgınlık” olduğu düşünülebilir. Zaten bu yaşantıların çocukla kurulan iletişime olumlu katkısını beklemek çok gerçekçi değildir. Çelişkili ve tutarsız bir yaklaşım göstermekte olan ebeveynler çocuklarının güven duygularını sarsabilirler. Dolayısıyla bu çocuklar, dış dünyaya kendilerini yeterli düzeyde açmakta zorlanabilirler.

Duygusal yakınlık,  bir kişinin ötekini her koşulda kabul ettiğini bilmek, yargılanmadan temas içinde olmaktır. Duygusal yakınlık kuran ebeveynler çocuklarının duygu durumunu anlamaya çalışır. Eleştirmeden dinler ve bazen de sessiz mesajları iyi okuyarak çocuğun güven içinde kendini ifade edebileceği bir alan oluşturur.

Duygusal olarak olgunlaşmış anne baba olmak  

2012 yılında Maltepe Üniversitesi’nde yapılan “Genç Yetişkinlikte Algılanan Anne–Baba Tutumlarının, Kendini Toparlama Gücü ve Benlik Saygısı Arasındaki İlişki “ konulu araştırmada anne ve baba tutumlarından yapıcı tepkiler ve özerklik desteği ile kendini toparlama gücü arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. Bu bağlamda anne ve babalarından yapıcı tepkisel davranış gören ve özerkliği desteklenen bireylerin kendini toparlama gücünün yüksek olduğunu belirlenmiştir.

Psikanaliz alanına çok önemli katkıları olan Winnicott’ın dediği gibi hassas ve duygusal açıdan duyarlı ebeveynler, aynı duyguları kendi yüzlerinde göstererek çocukların duygularını yansıtmaktadırlar.  Çocukları heyecanlandığında heyecanlanıp, sevindiğinde yüzünde sevinci gösteren ebeveynler bu şekilde çocukların duygularına ayna tutarlar ve çocuk ile aynı duyguyu yaşayarak onların duygusal olarak olgunlaşmasına destek olurlar. Ebeveynden gelen iyi bir yansıtma çocuğa değerli olduğu hissi verir.  Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynlerin çocuklarının duygularına tahammülü azdır. Çocuğun olumsuz yaşadığı duygu çözülmez ise ebeveyn kendini başarısız hisseder, bu başarısızlık duygusuyla devam etmesi zor olduğu için çocuğunu suçlar. (Gibson, 2017)

Çocuğun hissettiği duyguları anlamak ve onun anlamasını-anlamlandırmasını sağlamak duygusal olgunluğun gelişiminde önemli adımlardan bir tanesidir. Evde duyguların her yönüyle konuşulabilir olması çocuğa yaşadığı duyguları tanıma fırsatı verir. Empatik olmak, duyguları kabul etmek, çocuklar için çok rahatlatıcı bir alandır. Tabi ki anlamak demek ardından gelen davranışları da koşulsuz kabul etmek demek değildir. Daha sonrasında da davranışlar ve çözüm yolları üzerinde odaklanarak doğru çözümlere ulaşmayı deneyimlemesine yardımcı olmak önem taşır.

Duygusal duyarlılığa sahip ebeveynler çocuklarına her türlü konuda yaslanabilecekleri güvenli bir alan açarlar. Bu alan çocuk için büyük bir ”güven hissi” demektir. Bu güven hissi çocukta, “Hayatta zorluklar olduğunda annem/babam ile bunları konuşabilirim, beni dinler ve anlar.” düşüncesini yaratır. Çocuğun/gencin duygusal fırtınalı günlerde güvenip sığınabileceği bir limanın olduğunu bilmesi hayata karşı kendini daha güçlü hissettirir. Bir çocuk duygusal olarak yakın bir ebeveyn ile sevgi dolu bir temas kurarak yetiştiğinde yalnızlık hissini en az düzeyde hisseder.

Son söz….

Unutulmamalıdır ki, duygusal olarak olgun bireyler yetiştirebilmek ne kadar zor gibi görünse de oldukça keyifli ve haz verici bir deneyimdir. Çocuk yaşam deneyimlerini oluştururken, anne-babaların kapsayıcı, koruyucu ve yeri geldiğinde sınırları belirleyici rollerini de sürdürmeleri önemlidir.  Ebeveynler kendi deneyimlerinden harmanlayarak oluşturdukları gerçeklikleriyle çocukların kendi deneyimlerini yaşamalarına fırsat verebildiklerinde ve nesil farkını koruyabildiklerinde onların hayatın akışında daha güçlü olmalarını sağlayabileceklerdir.

Yazanlar:
Asude Işık Tunca
Uzman Psikolojik Danışman

Belkıs Elitaş
Psikolojik Danışman