Günümüz Çocukları Nereye Koşuyor?

Günümüzde, yoğun çalışma temposuna sahip olmakla birlikte özellikle okul çağında çocukları olan anne babalar, zamana karşı amansız bir yarış halinde olabilmektedir. Yorgun ve bitkin geçirilen bir gün ve ardından eve gidildiğinde çocuklarına ödev veya araştırma yapma gibi konularda destek olmaya çalışmak kişinin kendisine özel zaman ayıramamasını da beraberinde getirebilmektedir. Anne ve baba olarak gün içerisinde yaşanılan yorgunluğun arkasından sadece yalnız kalmak ya da bir hobiyle uğraşarak rahatlamak istenirken bütün gününü okulda geçiren çocuklarsa, akşam olduğunda ebeveynlerinden kendisiyle özel olarak ilgilenmesini (oyun, ödev, araştırma gibi konularda) bekler. Tüm bunlar; sosyal ve özel yaşam, stres yaşamadan birbiriyle nasıl dengeli olabilir sorusunu akla getirmektedir.

Bazı anne babalar bu ikilemden çıkabilmek adına kendilerinin olmadığı zamanlarda çocuklarına eşlik edecek uzman kişiler bularak planlama yapabildikleri görülebilmektedir. Yoğun bir iş temposu nedeniyle çocuğunun gelişimini eksiksiz bir şekilde tamamlamak, kaliteli zaman geçirmesini sağlamak adına kendisinin yanında olamadığı zamanlarda üçüncü kişilerle özel ders ve kurs planlamalarıyla boş zamanlarını doldurmayı doğru bulan ebeveynler olabilmektedir. Ayrıca zaman kısıtlaması sorunu olmayan fakat “mükemmel anne baba” olma hayaliyle çocuğunun en az bir sporu profesyonel olarak yapmasını, bir yabancı dili çok iyi konuşabilir olmasını, bir müzik aletini iyi çalabilmesini isteyen kişilerin sayısı da az değildir. Çocuk sahibi olmak; sorumluluğu da beraberinde getirirken aynı zamanda bazen insandaki narsisistik yönü de ortaya çıkarabilen bir durum olabilmektedir. Buna bağlı olarak “Benim çocuğum.” fikri, zaman zaman çocuğunu ve kendini mükemmel görmek isteme eğilimini oluşturabilmektedir.

Anne babalar için mükemmel olabilmek çok fazla zaman harcamayı, sürekli araştırmayı, çocuğun yerine düşünmeyi, hep daha iyi bakım vermeyi, her ihtiyacını anında karşılamayı, isteklerini hemen gerçekleştirmeyi beraberinde getirir. Bu süreç anne ve babaların çocuklarını becerilerinin ve ilgilerinin olmadığı birçok aktiviteye yöneltmesine de neden olabilmektedir. Çocuğun ne istediği, hangi alanlarda becerisi ve yeteneği olduğu düşünülmeden yönlendirilen aktiviteler anne babaların kendi yapmak istedikleri fakat gerçekleştiremedikleri deneyimlere de dönüşebilmektedir. Belki de kimi anne babalar tüm bunlar aracılığıyla “kahraman çocuklar” yetiştirebilmeyi amaçlamaktadırlar.

Bazı aileler ise, çocuklarındaki yeteneklerin neler olduğunu keşfetme konusunda aceleci davranıp birçok uzmana giderek onların hangi alanda yetenekli olduğunu araştırarak bir an önce yönlendirmenin peşine düşebilmektedir. Aldıkları yönlendirmeler sonucunda da çocuğun isteğini gözetmeksizin etkinlikten etkinliğe koşturabilmektedir. Bu noktada kendisinin yapamadığı, yapıp da çok keyif aldığı veya başarılı olduğu aktivitelere çocuklarını yönlendiren ailelerin sayısı da az değildir.  Bu aileler başarılı olmanın özel yeteneklere sahip olmak ve diğerlerini geride bırakabilmekle yani “kahraman çocuk” olabilmekle mümkün olabileceğine inanabilmektedir. Yetenek ancak, o konudaki merak ve kendiliğinden gelen çalışma isteği ile birlikte anlam ifade eder. Hiç ilgilenmediği halde çocukluğundan beri bir müzik aleti çalması konusunda zorlanmış olan çocuklar, bu konuda yetenekleri açıkça görülse bile kendi tercihlerine bırakıldığı ilk anda yıllarca emek verdikleri çalışmaları bırakabilmektedirler. Unutulmamalıdır ki çocukların hayal ettikleri yolda ilerleyebilmeleri her şeyi yapmaktan değil, yaptıkları işi, severek ve isteyerek gerçekleştirebilmelerinden geçer. Bu nedenle, aktivite seçim ve değerlendirmelerinde, niceliksel ölçümlerden uzaklaşıp niteliğe odaklanmak daha yararlı olacaktır.

Tüketim toplumu olma yolunda hızla ilerlenen son yıllarda ticari amaçlarla kurulmuş özendirici, iddialı vaatlerde bulunan kulüplerin, özel oyun ve etkinlik merkezlerinin, spor okullarının ve sanat atölyelerinin de aileleri cezbetmek için reklam yarışı yaptıkları görülmektedir. Ailelerde kendilerinin en hassas noktası olan çocuklarını, “Benim çocuğum eksiklik yaşamasın.” düşüncesiyle bu reklamların cazibesine kapılabilmektedir.

Çocuklar Ne İstiyor?

Aileler tüm bu uğraşılar içerisindeyken çocuklar ne hisseder, gerçekte ne isterler? Yapılandırılmış yoğun bir programa dâhil olan bir çocuğun, çevresinin kendisinden beklentileri hakkında duygusu nedir?

Sadece aileleri istiyor diye istemediği bir şeyi yapmak zorunda bırakılan her insanın hissedebileceği gibi, çocuklar da üzerinde baskı hissedebilir. “Hepsinde başarılı olmalıyım ki ailemin takdirini kazanabileyim.” düşüncesi oluşabilir. Burada titizlikle ayrılması gereken nokta, çocuğun yaptığı aktiviteye ne kadar gönüllü olduğudur. Kendi tercihini ve isteğini yaşayan çocuk böyle bir baskı hissetmeyecektir. Hayatının ileri dönemleri için de kendisini başarıya götürecek bir kazanım elde edebilecektir. Fakat ailesinin tercih ettiği aktivitelere giden bir çocuk için, ebeveynlerin farkında olmadan verdikleri mesajlar açıktır: “Senin yerine başkaları karar verebilir, senin seçim ve değiştirme şansın yoktur.” Çocuğun hazır hissetmediği, zorunlu olarak deneyimlenen sosyal hayat, ileriki dönemlerde görülebilecek olumsuz bir etki yaratabilmektedir.

Çocuklarının gelişimi için yoğun etkinlik programı yapan ailelerin bu yoğun çabaları neticesinde kendi stresleri de artabilir, etraflarına karşı tahammülleri azalabilir; dolayısı ile çocuklarından da beklentileri yükselebilir. Bunun bir sonucu olarak da “Ben senin için bu kadar yorulup bu etkinlikleri planlıyorum. Sen gitmeyi nasıl istemezsin?” cümleleri sık kullanılıp tartışma yaratacak bir noktaya gelinebilir.

Piyano, keman, gitar, futbol, aikido, drama, jimnastik, voleybol, basketbol, yüzme, yabancı dil dersleri, satranç kursları veya diğer derslerden alınan tamamlayıcı özel dersler… Pek çok çocuğun daha ilkokulu bitirmeden bu aktivitelerin pek çoğunu deneyimlediği, birçoğundan sıkıldığı için bıraktığı, sıkılıp bıraktığı etkinliğin yerini hemen başka bir etkinliğin aldığı görülebilmektedir.  Böylece belki de heves ve heyecanla başlayan pek çok iş yarım kalmış olabilmektedir. Çoğu çocuk, sıkılıp bıraktığı bir etkinliğin yerine yeni bir şeyin mutlaka geleceğini bilir. Buradaki etkinin hayatın diğer alanlarına da yansıyabileceği unutulmamalıdır. Zorlanmayla başa çıkamama, her şeyden çabuk sıkılma, sahip olunan bir şeye ait duyulabilecek mutluluğun değerinin görülememesi gibi etkileri olabilir.

Ailelerin yoğun temposuna ayak uydurmada zorlanıp direnen çocukların yanında sırf ailesini memnun etmek için etkinliklere devam etmeyi, pasif bir katılımla sürdüren çocuklar da olabilmektedir. Bu çocukların da hayatın başka alanlarında başkalarına hayır demekte zorlanabilen, kendi istek ve ihtiyaçlarını yeterince ifade edemeyebilen çocuklar olabildikleri görülebilmektedir.

Çocuklara Boş Zaman Bırakmanın Önemi

Çocukların bir zamanlar serbest oyunlar oynayarak geçirdikleri okul sonrası saatleri ve yaz günleri, bugün daha çok yetişkinlerin onlar için organize ettikleri aktivitelerle geçebilmektedir. Böyle olunca, çocukların tek başlarına oyunlar oynaması, yaratıcı aktiviteler oluşturmaları eskisine göre daha azalmaktadır. Yalnız kaldıklarında kendi başlarına nasıl zaman geçireceklerini bilemeyip belki de tabletlerin gücüne sığınabilmektedirler. Hayatta hep başkalarının kendileri için bir şeyleri organize etme beklentisi içerisinde olabilmektedirler.

Oyun oynamak, çocuklar için yemek yemek ve uyumak gibi doğal bir gereksinimdir. Her gün öğrendiklerini oyunlarla özümserler. Çocuğun tüm yaşamı oynamak, keşfetmek, dokunmak, hissetmek, tatmak ve koklamaktır. Bütün bunları da kendi serbest ortamlarında deneyimlemek isterler. Bu nedenle bir yetişkin tarafından kurgulanmamış, hedefi ve amacı olmayan serbest oyun zamanlarına sahip olan çocuklar, iletişim kurmayı, yaratıcı bir şekilde düşünmeyi, duygularını fark etme ve yansıtmayı, sorun çözme becerilerini ve hayal kırıklıkları ile baş edebilmeyi, sosyal etkileşim becerilerini geliştirmeyi öğrenirler, eğlenirler. Okul dışı zamanlarında düzenli olarak serbest oyun deneyimi yaşayan çocukların, sözel ve zihinsel becerileri, hafızaları, fiziksel gelişimleri de güçlenir. Biliyoruz ki çocuklara fırsat, yer ve zaman verildiğinde yeni fikirler üretebilirler ve bir şeyler icat edebilirler. Bunun yanı sıra arada sıkılmak aslında çocukların kendi ilgi alanlarını ve becerilerini keşfetmeleri için de bir fırsat yaratır. Bu nedenle özellikle okul öncesi dönemde, çocuğu bazen kendisiyle baş başa bırakmak faydalıdır. Her sıkıldığında ya da boş kaldığında sürekli seçenekler sunulan çocuk kendini sadece bazı uyaranlar aracılığıyla harekete geçirebilme alışkanlığı geliştirebilir. Bu tür uyaranların olmadığı durumlarda da zorluk yaşayabilir. Tabii her çocuğun yaş dönemine göre kendi kendine geçirebileceği zaman süresinin farklı olduğunu da unutmamak gerekir.

Anne babaların yapacağı en önemli şey çocuklarını kendi kendilerine zaman geçirip oynayabilmeye teşvik etmeleri, bunun için onlara zaman ve fırsat tanımaları olacaktır. Çocukları sürekli bir aktivite ile oyalamak, sürekli mutlu etmeye, önlerine çıkan olumsuzlukları engellemeye çalışmak, olası hayal kırıklıklarını, mutsuzluk hissini deneyimlemesini durdurmaya çalışmak aslında onun kişisel gelişimini etkileyerek duygusal anlamda dayanıksızlığını arttırabilir. Mükemmel olmaya çabalayan anne babalar çocuklarını mutsuz görmeye dayanamadıkça çocuklar da mutsuzluğu ya da sıkılmayı içinden çıkılmaz bir his gibi algılayabilir ve duygusal anlamda ileriki yaşlarda çok daha kırılgan olabilir. Çocuğun kendini birey olarak güçlü hissedebilmesi için ebeveynden aldığı destekle olumsuz duyguları deneyimlemeye ve o duygunun içinden çıkabilmeye ihtiyacı vardır. Hiçbir amaca hizmet etmiyor gibi görünse de çocuklar için oyun, enerjilerini boşaltabilmek, kendilerini ifade edebilmek, zorluklarla baş edebilmek, yeni öğrendiği ya da yaşadığı olayları kabullenebilmek, ilişki kurabilmek, yetilerini fark edebilmek veya bunlardan birkaçını birden yapabilmek için bir araçtır.

Çocukların gelişim ihtiyaçlarını iyi anlamak önemlidir. Bir çocuğa verilebilecek en değerli şey onun ayrı bir birey olduğunu kabul ederek sevgiyi hissettirmek ve güven duygusunu verebilmektir. Çocuklar, onlarla ortak noktada buluşulduğunda, bireysel ve gerçek ihtiyaçlarına odaklanıldığında kendilerini daha anlaşılmış hissederler. Unutulmamalıdır ki çocukları hayata hazırlamak ve mutlu etmek için onların her istediğini gerçekleştirmek, sürekli yapılandırılmış ortamlarda farklı eğitim/ kurs/ çalışmalara götürmek yerine kendi tercih haklarını kullanarak bireysel gelişimlerine katkıda bulunacak imkânlar sağlamak daha geliştirici olacaktır.

Yazan:
Meltem Erdinç Cingöz
Uzman Danışman Psikolog