Kimlik Arayışı

Toplumsal bir varlık olan insanoğlu, bulunduğu çevre ile etkileşim içinde gelişir. Yaşamını etkileşim içinde sürdürürken çeşitli özellikler kazanır ve “Ben kimim?” sorusunun cevaplarını da bulmaya başlar. Tüm yaşamı boyunca karşısındaki kişinin bakışlarında değerli ve önemli biri olup olmadığının araştırmasını yapar. Karşısındaki kişiden gelen sözlü ya da sözsüz mesajlar, kendisini iyi veya kötü biri gibi hissetmesine neden olabilir. İçinde bulunulan gelişim dönemi de bu ilişkilerin birey üzerindeki etkisinin kalıcılığını etkiler. Örneğin anne kucağındaki bebek, annenin bakışları ve yüzündeki ifadesiyle kendisi hakkında bir fikre sahip olur. Bebeğin bu ilişki içinde “değerli ve önemli” hissetmesi, ben kimim sorusunun belki de ilk cevapları olacaktır. Oluşan hislerle kendisi ve dış dünyayla ilgili ilk tasarımlarını oluşturmaya başlayacak ve yaşamı süresince etkisini sürdürecektir.

Özellikle bebeklik ve çocukluk dönemlerinde gelen dış dünyaya dair uyaranlar, sorgulanmadan içselleştirilir. Çocuklar yakın çevresinden gelen mesajları olduğu gibi içine alıp gözlemlediği davranışları modellemeye başlar. Taklit ettiği davranışlarıyla diğerlerinden onay alırsa, o davranışları sürdürerek kabul görmeye çalışır ve kim olduğuna dair kendi tasarımları da oluşmaya başlar. Birey bu dönemlerde kendi özelliklerini fark etmesi için desteklenirse, ergenlikle birlikte kendi varlığını ötekinden gelen mesajlarla değerlendirmek yerine kim olduğuna dair tasarımını da yapmaya istekli olur. Anne babasından ayrışmak, bağımsızlaşmak ve farklı bir kimlik oluşturabilmek için adımlar atılabilir. Ergenlikle ailesinden ayrışmaya başlayan birey özdeşleşeceği yeni modeller bulmaya yönelir. Arkadaş çevresi ile ilişkileri önem kazanır. Çocukluk ile yetişkinlik dönemi arasında bir köprü olacak ergenlik döneminde, bu çabalarıyla kim olduğunu araştırma süreci de hızlanır.

Kim olduğunu tarif edebilen bireyler, dengeli bir ruh hali sergileyebilir ve çevreleri ile ilişkilerinde tutarlı tepkiler gösterebilirler. Birey dengeli bir ruhsallık içinde olduğunda, iyi ve kötü yanlarıyla bir bütün olduğunu kabul edebilir. Kim olduğunu tanımlamakta zorlanan birey ise, karşılaştığı zorluklar sonucunda ruhsal olarak dağılma potansiyelini taşıyabilir. Bu dağılma ihtimalinin ruhsal dengenin bozulmasına ve kişilik bozukluklarına neden olması da olasıdır. Hatta bazı bireyler, hissettikleri değersizlik duygusunu “beğendikleri kişilerin hareketlerini, konuşma tarzını taklit ederek” yenmeye çalışabilirler. Kendilerini sakinleştirecek, taklit edebilecekleri yeni kişileri seçerek, onların özelliklerini sergilemeye başlayabilirler. Ancak bu süreç gerçek bir özdeşleşme ile sonuçlanamaz. Bu kişilerin belirli bir kimlikleri veya kişilikleri yok gibidir. Diğerleri ile özdeşim kursalar bile bunu içselleştiremedikleri için sahte kimlikler oluşturup taklit etmekle kalabilirler. Ruhsal yapıları zayıftır, hep onay almak için uğraştıkları için iyi biri olarak tanımlansalar da telkine yatkın oldukları için suistimal edilmeye de açıktırlar. Yeni ortamlarda diğerlerinin davranışlarını kopyalayarak onay almaya, çatışmalardan kaçarak ruhsal dengelerini korumaya çalışabilir, grubun onayladığı kimlikleri taklit edebilirler.  Aslında kimlik arayışı sırasında modellemeler, taklitler doğaldır. Ancak her yeni ortamda taklit ederek bir kimlik sergilemek, bir çeşit sahte kimlikler oluşturmak, kim olmak istediğine dair bir cevap verememek, ruhsal dengeyi kurmayı zorlaştırabilecektir. (Şahin,2018, s. 20)

Aile kendi hayat görüşünü, yargılarını bireye aktarmasının yanı sıra dâhil olduğu toplumsal (dil, din, meslek,  etnik gibi) üst yapıların değerlerini de aktarır. Ortak değerler, aidiyet duygusu oluşturarak sosyal bağları güçlendirebilir. Birey, ailesi ve ailesinin taşıdığı üst toplumsal ortak kimliklerden etkilenerek, kim olduğuna dair yanıtlar oluşturmaya başlar. Çocuk, çeşitli ilişkiler içinde ne gibi davranışlar sergileyebileceği hakkında bir repertuvar oluşturur ve bu davranışları kullanarak ilişkileri sürdürmeye çalışabilir. Toplumsal bir varlık olan insanoğlu için sosyal bağların ruh sağlığını koruyucu işlevi vardır. Grup içinde kullanılan ortak semboller, idealler, ritüeller, topluluğun üyeleri arasındaki bağların devamlılığını sağlar. Bu bağlar grubun içindekileri birbirine yaklaştırırken diğerlerinden de uzaklaştırabilir. Ergenlik döneminde farklı gruplara dâhil olmak, grubun isteklerini sorgulamadan yerine getirmek, ailesinden ayrışma çabalarının bir parçası olacaktır. Ancak dâhil olduğu grubun ortak kimliğindeki değerler riskli davranışlar sergilemesine de neden olabilir.

Ergenin kimlik arayışında kendisini riskli durumlara sokmaması bebeklik ve çocukluk dönemlerindeki gelişimine bağlıdır. Bireyin kişilik oluşumu desteklenmediğinde, sorgulamadan ortak kimliklerin etkisinde davranması veya sahte kimlikler oluşturarak yaşamını sürdürmeye çalışması olasıdır.  Birey, toplumun içinde değerli hissederek  “Ben kimim?” sorusunu sorabilirse kimliğini keşfedebilmesi mümkün olabilecektir. Kimlik keşfi ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık dönemlerinde ruhsal bütünlük açısından önemli bir süreçtir.

Kimlik Arayışı Sürecine Kişilik Oluşumunun Etkisi

Birçok deneyim ile edinilen kimlik parçalarının bütünleşerek uyumlu tek bir kimlik olarak çalışabilmesi ya da bütünlüklü olarak algılanacak kimliğin keşfi süreci uzun bir yolculuktur. Kimliğin keşfi ve kişilik oluşumu birbirini etkiler. Erikson (2014), Psikososyal Gelişim Kuramı’nda kişiliğin ve kimliğin oluşum sürecini ele almıştır. Bu kurama göre bireyin olgunlaşma sürecinde kültür ve toplum önemli bir yer oynar ve kişilik gelişimi tüm yaşam boyunca sürer. Gelişimin her evresinde, bireyin toplumla uyum sağlama süreci yaşanırken kişiliğinin önemli özellikleri oluşmaktadır. Erikson kuramında, doğumdan yaşlılık sürecine kadar kişiliğin farklı özelliklerinin oluştuğu sekiz evreden bahsetmektedir. Her evrenin başarıyla tamamlanması sağlıklı bir kişiliğin oluşmasına yardımcı olur. Yaşamı boyunca ilişkilerini sürdürürken kullanacağı, temel değerlerin kazanılması bu evrelerde gerçekleşir. Bu temel değerler, bireyin gelecekte karşılaşacağı sorunları çözmede kullanacağı kişilik özelliklerini oluşturacaktır. Her dönemde kazanacağı temel değerler, içinde bulunduğu çevre ile ilişkiler ile belirlenir. Bu dönem içinde; güven veya güvensizlik, girişkenlik veya suçluluk gibi iki zıt özellikten biri kurulan ilişkinin niteliği doğrultusunda kişiliğinin parçası haline gelebilir.

İlk yaşta temel güvenin kazanılması gerçekleşmektedir. Karşısına çıkan sorun durumlarında umutlu olmasını sağlayacaktır. Güven ilişkisi kuramayan bebek için umut yerine, korku ve şüphe duygusu ön planda olacak, güvensizlik kişiliğinin temel değerlerinden biri olabilecektir.

İkinci yaş özerkliğin kazanıldığı, bağımsızlaşmanın olduğu dönemdir. Bu dönemde ailenin cesaretlendirmesi ve başarısızlıktan koruması önemlidir. Birey bu evrede özerklik kazanması için desteklenmezse utanç kişiliğinin oluşmasında baskın özellik haline gelebilecektir.

3-5 yaş arasında girişkenliğin teşvik edilmesi çocuğun kendine güvenini artırır ve çocuk, amaç oluşturabilmek için yüreklendirilmiş olur. Engellenmesi durumunda ise kendi amaçlarını oluşturmak yerine takip etmeyi tercih etmeye başlayabilir, suçluluk ve yetersizlik hissi kişilik oluşumunda baskın olan değer haline gelebilir.

6-12 yaş aralığındaki okul çağında, yetenekleri oluştukça başarılı hissedip cesaretlenmesi mümkün olacaktır. Yetenekli hissetmediği zaman değersizlik hisleri kişiliğinde temel özellik haline gelebilir.

12-18 yaş arasında ergenlik dönemi çocukluktan yetişkinliğe geçişi anlatır ve daha bağımsız bir dönem olmaktadır. Genç, kariyeri ve ilişkileri açısından geleceğine bakmaya başlayabilir. Bir gruba ait olmak ve ayrı bir kimlik oluşturma bu dönemde çok önemlidir ve genç başarısız olduğunda rol karmaşasına neden olur. İsyan ve mutsuzluk duygusu yaşamaya başlayabilir. Yetişkinlik döneminde tutkuyla savunacağı, kendisini tutarlı olarak ve devamlılık içinde adayacağı bağlar kurabilmesi, ergenlik dönemindeki kimlik mücadelesinin sonucuna bağlı olduğu ifade edilmektedir.

18-40 yaş arası genç yetişkinlik dönemidir. Bir işte devamlılık göstererek çalışabilmek, bir aile kurabilmek, bir projede yer alarak sürdürebilmek için bireyin kendini o ilişkiye adaması gerektiği belirtilir. Uzun süreli ilişkiler kurulabilmesi önem kazanır.  Bu bağlılıkla mümkün olur, gerçekleşememesi durumunda yakınlıktan kaçınma kişiliğinin bir özelliği olarak gözlemlenir.

40 yaş sonrası yetişkinlik sürecinin en belirgin özelliği üretkenlik olarak tanımlanmaktadır. Bu gerçekleşmezse verimsizlik hissi ortaya çıkar. Sevgi ile tarif edilen yakın ilişkilerin kurulduğu yetişkinlik döneminde, başkalarını düşünmek, onların refahı için çalışmak isteği, çevredekileri önemseme ön plana çıkar. Gerçekleşmediği zaman duraklama ve verimsiz hissetme yaşanabilir.

Yaşlılık döneminde edinilen tecrübe ve birikimler ile bilgelik duygusu yaşanması beklenmektedir. Ölümü korkmadan kabul edebilmek bu dönemin kazanılması beklenen belirgin özelliğidir. Ancak benlik bütünlüğü oluşmadığında umutsuzluk ve memnuniyetsizlik kişilik özellikleri olarak belirginleşebilir.

Psikososyal gelişim kuramında kişiliğin oluşum sürecinde kazanılacak özellikler, bireyin toplumla etkileşimi içinde ele alınmaktadır. Aile, okul, toplumsal örgütler bireyin ihtiyaçlarını karşılayarak bu olgunlaşma sürecine ve yeterliliklerin kazanılmasına eşlik etmekte ve destek vermektedir. Bireyin hazır olduğu zamanda, çevresinin sunacağı olanaklar gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlanmasına katkıda bulunacaktır.  Erikson (2014, s:115) “Özetleyecek olursak, kimlik oluşturma süreci, evrimleşmekte olan bir yapı olarak ortaya çıkar. Bu yapı adım adım doğuştan getirilen özellikleri, özel libidinal gereksinimleri, önemsenen yetenekleri, işe yarayan savunmaları, başarılı yüceltmeleri ve tutarlı rolleri adım adım bütünleştirir ve birbiriyle kaynaştırır. Tüm bunlar ancak bireysel potansiyellerin, teknolojik dünya görüşlerinin veya dini veya politik ideolojilerin birbirine eş zamanlı uyum sağlamasıyla ortaya çıkabilir.” demektedir. Her gelişim döneminde bir kimlik oluştuğundan bahseder ve bu oluşan kimliklerin bir sonraki dönemde edinilecek kimlikleri de etkileyeceğini belirtilmektedir. Sağlıklı bir ruhsal gelişim için temel kişilik özelliklerinin gelişmesinin ve ergenlik sürecinde kim olduğuna dair cevabı oluşturma deneyimlerinin öneminin altını çizmiştir.

Kimlik Arayışı Sürecine Ailenin Etkisi

Bebeklikten itibaren değişen dönemlerde anne babanın çocuğa destekleyerek eşlik edebilmesi önemlidir. İlk bebeklik ve çocukluk döneminde çocuğun kabul gördüğünü hissedeceği ortamı sunabilmek, çocuğu anlamak, onun dünyayı anlamasına katkıda bulunmak için çaba göstermek gerekmektedir. Kendi özelliklerini keşfederken onu tehlikeli olabilecek durumlardan korumak anne babanın öncelikli görevlerinden olmaktadır. Aile ile ilişkiler açısından ele aldığımızda çocukluk dönemi içinde her yaşta farklılaşan ihtiyaçları için farklılaşan desteklere ihtiyaç duyacaktır. Bununla birlikte bebeklik ve çocukluk dönemlerinin sonraki dönemlerden önemli bir farkı vardır ve anne babanın yönlendirmelerinin daha kolay kabul edildiğini söylemek mümkündür.

Her yaşta birey, kendisini çevreleyen yapının ve kuralların koruyuculuğuna ihtiyaç duyar. Bu ortam şefkatli ve kapsayıcı olabilirse, bireyi korur ve kendini olduğu gibi ifade etmesine izin verir. Özellikle bebeklik ve çocukluk döneminde koruyucu sistem, şefkatli olmaz ve isteklerini söylemesine izin vermezse, onaylanmak için “Sahte bir ben.” oluşturabilir. Sahte benlik oluşturan bireyler için ergenlik döneminde kimlik arayışı zorlu bir sürece dönüşebilir. Ailesinden ayrılma sürecinde kurduğu ilişkilerde karşısındaki kişinin veya grubun özelliklerini taklit ederek sahte kimlikler oluşturarak varlığını sürdürmeye çalışabilirler. Çocuk için anne babasının şefkati, onayı, deneyimlerini anlamlandırması için destekleri sonucunda sahte benlik oluşturmasına gerek kalmaz. Kapsayıcı aile ortamında olumsuz duygular işlenebilir, kabul edebilir, dönüştürülebilir. Bu ortamda yetişen bireyler de yaşamlarında bu davranışları modelleyebilirler. Kendilerini değerlendirirken, olumsuz duygularıyla başa çıkabilecek güce sahip olur, kendi iyi kötü yanlarını bir bütün olarak kabul edebilirler.

Ergenlik döneminde, fikirlerini çevresi ile tartışabilmek, yargılanmadan görüş bildirebilmek önem kazanır. Bu bir anlamda ergen kendiyle ilgili bazı tanımlamalar yaparak farklı rolleri denemeye çalışmaktadır. Bu denemeler keşif amaçlıdır ve genellikle kısa sürede yerlerini yeni rollere bırakır. Anne babalar, fikirleri sürekli değişen çocuklarındaki bu tutarsız durumdan endişelenebilirler. Bir gün çok istekli olarak planlarından bahsederken ertesi gün bu fikrinden vazgeçtiğine tanıklık etmek olasıdır. Çünkü ergen kendi fikirlerini henüz denemekte, neler yapacağı hakkında araştırmalar yapmaktadır. Bütün bu rol denemeleri kimlik keşfi sürecinde yol gösterici deneyimler kazandırmaktadır.

Ön ergenlik ve ergenlik dönemlerinde bireyin değişken ruh hali sergilemesi doğaldır. Duygu durumunda ani dalgalanmalar, fikir değiştirmeler bu süreçte ebeveyni oldukça zorlar. Bu dönemle birlikte çocukluk dönemindeki “güvenli alanındaki alıştığı konumundan çıkmak” kolay bir süreç değildir. Bağımsız bir kimlik oluşması için ergenlik döneminde anne babayla çatışmanın göze alınmasına, istekleri söyleyebilecek kadar onlara güven duyulmasına ihtiyaç vardır. Ergenin ailesine güvenmeden çatışması kolay değildir. Anne babasının yıkılmayacağına, onlara gerçekten zarar veremeyeceğine inanırsa düşüncelerini kolaylıkla getirebilir, çatışmayı göze alabilir. Eğer anne babasının çok kırılgan bir yapıda olduğunu düşünüyorsa farklılaşmasını sağlayacak fikirlerini ortama getirmemeyi tercih edebilir. Kim olduğuna dair soruları erteleyebilir. Bir anlamda da kabul görebilmek için çocukluk dönemine sıkışıp kalabilir. Eğer anne babasının çok öfkeli olduklarını düşünüyorsa, fikirlerini onlarla paylaşarak henüz çok kırılgan olan kendi benlik tasarımına yönelik gelebilecek eleştirileri göze alamayabilir. O zaman da uyumlu biri olmayı tercih edebilir. Ya da kendisini ailesine açmamayı tercih ederek aile dışında özdeşleştiği kişilere, gruplara yönelip orada kabul görebileceği sosyal ilişkiler aramayı tercih edebilir. Ergenlik dönemi, çocuğa ve anne babaya birçok karmaşık duyguyu bir arada yaşatır. Cesaret gerektirir. O zamana kadar edinilen sınırlı deneyimlerle de olsa, bu durum ailesinin kendisine sunduğu güvenli alanı terk etmesini gerektirir. Bu terk ediş, bir yandan da kendine yeni bir alan oluşturması için bir fırsat sağlar. Anne ve babasından nasıl farklılaştığını gösterebilmesi, kendine ait başarıları ispat edebilmesiyle olanaklı olabilir.

Ergenliğin ilerleyen yıllarında sakinleşme ve duyguların sözel olarak ifade edilebildiği gözlemlenmeye başlar.  Duygularının kontrolünü sağlayabilen, kendine ait fikirler oluşturmaya başlayan birey, nasıl birine dönüşeceği ile ilgili kararlarını da deneye yanıla vermeye başlayacaktır. Böylece kendi istek ve hayallerini ifade edebilir ve “Ben kimim?” sorusuna cevaplar oluşturabilir. Bu cevaplar bir bakıma anne babasının onun büyümesiyle ilişkili arzularına, beklentilerine bir cevaptır. Bu cevaplarla çocukluk döneminde alıştığı konforlu dünyadan ayrışması, farklı bir kimlik geliştirmesi, yeni roller alabilmesi de mümkün olabilecektir.

Anne babasından ayrışmaya çalışan birey için, ergenlik dönemi, hem kendini hem de diğerlerini eksikleri ile beraber keşfedip sahiplenebilme zamanıdır. Ergenlik dönemi ile birlikte çocuklukta koruyucusu, kahramanı olan ebeveynlerini değersizleştirir. Çünkü anne babasını değersizleştirmezse onlardan ayrışması da mümkün olmayacaktır. Anne babanın hayran olunan yönleri birer birer silikleşir. Onların yerine özdeşleşeceği yeni kişiler ve arkadaşları ön plana geçer. Böylece, anne babasından ayrılmasının kendisinde yaratmış olduğu kaygı ile de baş edebilir. Değersizleştirme ayrışmanın sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi ve sağlıklı bir ruhsallığa ulaşabilmek için başvurulan önemli bir araçtır. Ancak bu sürecin devamında bağımsızlaşabilmesi için kendi eksiğini ve arzusunu fark edip kabullenebilmesi de beklenir.

Unutulmamalıdır ki çocukluk döneminde kazanılan beceriler, bu zorlukları aşmak için dayanak oluşturur. Bebeklik ve çocukluk döneminde ruhsallığın inşa edildiği yakın çevre, bireyin kendi yaşamına hazır olması için onu yüreklendirebilir. Özgürleşmeye izin veren çevre, kimlik arayışındaki birey için destekleyicidir. Bağımsızlaşmayı teşvik eden ilişkilerde karşılıklı diyalog ile sorunlar ele alınabilir. Bireyin güçlenmesine ve kimlik arayışında cevaplar bulmasına, bu cevaplarını toplumun içinde cesurca paylaşabilmesine katkıda bulunur.

Yazan:
Demet Uysal
Psikolog