Spor(cu) Motivasyonu

Spora bakış, ve ona yüklenen anlam, sporla olan ilişkimize yön verir. Bu bakış açısı hem kendimiz hem de çocuklarımız için bir çerçeve oluşturur. Araştırmalar aileyle yapılan sporun, ailenin spora bakış açısının, sporla ilgili beklentilerinin çocuk ya da gencin sporla ilişkisini ve kendi yaşamlarında sporun yerini belirlemede son derece önemli olduğunu göstermiştir. Spor ve spor dünyasının yaşam içindeki yeri ise kişilere göre değişmektedir. Bazıları sadece seyirci, bazıları tam içinde, bazıları çocuklarının eşlik edeni olabilmektedir.

Spor Fransızcada “despart” “despoter” dinlenme; İngilizcede “sport” eğlence, oyalanma, şaka, zevklenme; Latincede “despotlare” dağıtmak, eğlenmek anlamına gelmektedir. Sporu bugünkü çerçevesi ile sosyalleştirici, toplumla bütünleştirici, ruh ve fiziği geliştiren, rekabetçi, dayanışmacı bir sosyo-kültürel olgu” olarak tanımlayabiliriz.

Bu bağlamda spor kültürü, erdemli olmaya yönelten, insanlığı yücelten ve geliştiren, bilge olmaya teşvik edici, onurlandıran ve değerlerini koruyarak kurallar içinde yarışmayı öne çıkaran bir olgu olarak ele alınabilir. Aynı zamanda insanı kendine, çevresine ve başkalarına yöneltebileceği olumsuz duyguları ortaya koyabileceği bir alan oluştururken, haz ve eğlence yönüyle neşe verici, birleştirici özelliğe sahiptir. Spor kültürü ayrıca rakibi paydaş gören, kendi sınırlarını aşmayı telkin eden, sonucu kabul etmeyi erdem sayan, haksızlığı, eşitsizliği reddeden kucaklayıcı bir değerler bütünüdür.  Bunun yanı sıra eğitsel açıdan da insana sınırlarını öğreterek sağlıklı, dinç ve dingin olmasını sağlar ve zararlı alışkanlıklardan koruyan bir olgu olarak hayatımıza eşlik eder.

Sporla Buluşma Yaşı

Gelişim yaş dönemleri sadece belli davranışların gözlenebildiği zaman aralıklarını temsil eder. Ancak hareket yeteneklerinin ve hareket becerilerinin kazanımı açısından her çocuk kendi zaman çizelgesinde tek başınadır. Öğrenme bireysel bir süreçtir ve kişiden kişiye değişebilmektedir. Literatürde, yaygın olan branşlarda spora ilk başlama yaşı ve yarışmalara katılma yaşı olarak sınıflandırılarak verilen yaş tablosunu aşağıdaki görebilirsiniz.

Spor Dalı İlk Başlama Yaşı Yarışlara Katılım Yaşı
Futbol 12-14 Yaş 16-18 Yaş
Basketbol 10-12 Yaş 14-16 Yaş
Voleybol 10-12 Yaş 15-16 Yaş
Yüzme 7-8 Yaş 11-14 Yaş
Tenis 7-8 Yaş 11-14 Yaş
Jimnastik 6-8 Yaş 9-14 Yaş
Atletizm 10-16 Yaş 14-18 Yaş
Güreş 11-13 Yaş 16-18 Yaş
Halter 14-15 Yaş 17-18 Yaş

Çocuklar spora yönlendirilirken yaşı, algı seviyesi ve motor hareket gelişim özelliklerine de dikkat edilmesi önem taşımaktadır.  Potansiyeli olduğu düşünülen branşın alt yapısını oluşturan temel hareket gelişimlerine ve hareketi performansa çevirmeye yönelik, kişilik özellikleri ve bilişsel kapasiteleri de dikkate alınarak eğitim verilmelidir. Bir spor branşı için baskın bir beceri gerekse de hareket potansiyelini optimum seviyede desteklemek için eğitim sürecinde çocuk bir bütün olarak ele alınmalıdır. Çocuklar için birden fazla spor branşı yapmalarına yönelik tavsiyeler de bu ihtiyaç ile şekillenmektedir.

Spor yaparken çocukların yetişkinlerden farklı olarak büyüme, gelişme, olgunlaşma potansiyellerine göre değerlendirilmeleri önem taşır. İçinde bulundukları yaşın fizyolojik, biyolojik, spor biyomekanik, anatomik ve psikolojik durumları göz önüne alınarak sağlıklı yaşam sürmelerine yardımcı olacak bir programın parçası olmaları sağlanmalıdır. Bu gelişim dönemleri ve bireyin potansiyeli gerekli fizyolojik, biyolojik ve psikomotor açıdan geri bildirimler ile takip edilmelidir. Çocukların hareket becerilerinin olgunlaşması birbirini takip eden belirli bir sıralamayı izler. Fakat gelişim miktarı ve hızı bireysel olarak ele alınmalıdır.  Çünkü bu gelişim düzeylerini etkileyen kalıtsal ve çevresel faktörlerin de değerlendirilmesi önemlidir.

Branş Seçimi ve Aktif Spor Yaşamı

Günümüzde Uzun Süreli Sporcu Yetiştirme Modeli yaygınlaşmaktadır. Bu model ile çocukluk gelişim özellikleri, sportif başarı getirebilecek faktörlerin gelişimi ve spor eğitimi sırasıyla ele alınmaktadır. Uzun Süreli Sporcu Yetiştirme Modeli, ebeveynlere çocuklarını spora yönlendirirken 4 aşamaya dikkat etmelerini önerir.

  • Çocukların gelişim özelliklerinin tespit edilmesi,
  • Bozukluk veya sakatlık oluşturabilecek faktörlerin erken tespit edilmesi,
  • Büyüme ve olgunlaşma sürecinin eksiksiz olarak tamamlanması,
  • İlgi ve yetenek gelişimine göre başarılı olabileceği branşlara yönlendirilmesi.

Biçer T. (2017) söz konusu modelin Kanada ve Avusturya’da uygulandığını ve tüm dünyanın giderek bu modeli örnek aldığını belirtmektedir. Bu ülkelerde 6 yaşına kadar sporun oyun dönemi içinde ele alındığını, 6-12 yaş arasında ise temel beceri eğitimi ve fiziksel gelişim dönemi olarak kabul edildiğini söyler. 12 yaşa kadar ise sporcunun temel sportif becerileri öğrenirken, zevk alması ve eğlenmesinin ana amaç haline getirildiğini; yarıştırma formu olmadığını, sadece öğrenme ve gelişimin başarı ölçütü olduğunu ifade eder. Bu bağlamda 12-16 yaş arası sporcu olma garantisi verilemediği için – özellikle Türkiye koşullarında- sporcunun yalnızca antrenman yapmayı ve antrenmanın doğasını öğrendiğini belirtir. Bu yaş döneminde bulunan çocukların; teknik, fiziksel ve psikolojik gelişim açısından değerlendirilerek, antrenman yapma dönemine geçtiklerini, 16 yaş sonrası ise elit sporcu olana kadar      -bu durum futbolda 21 yaş ve ötesi olarak düşünülür- fiziksel ve zihinsel olarak geliştirilen sporcunun tamamen yarışmacı olarak yetiştirildiğini ifade eder. 16-21 yaş döneminde sporcunun teknik, fiziksel ve psikolojik olarak kapasite geliştirme döneminde sayıldığını, sporcu kazanmak için idman yapıldığını, 21 yaş üzeri elit döneminde ise sporun kazanmak için yapılıyor olduğunu vurgular. Uzun dönemde sporcu yetiştirme modeli içinde 14 yaşına kadar çocukların herhangi bir yarışmaya katılmadığına dikkat çeken Biçer, bunun nedeni olarak da çocuklarda o yaşlarda kaybetme deneyimi gibi bir yaşantının olmaması gerektiğini, bunun yerine “en çok saygı gösteren” ya da “eğlenen” gibi ölçütlerinin olduğu yarışmaların olmasının daha uygun olduğunu belirtir.

Sporda Başarı Motivasyonu Kavramı

“Antremanlarım bana dayanılmaz acı ve yorgunluk verdiği zaman, kendi kendime: “Kalk! Şampiyon olacaksın Kazanacaksın!” diyor ve yeniden çalışmaya başlıyordum. Doğrusu, ilk maçımı her zaman “kendimle” yapıyordum.” Muhammed Ali

İnsanları spor yapmaya güdüleyen ve istek oluşturan farklı değişkenlerden söz etmek mümkündür. İnsanı spor yapmaya güdüleyen unsurların eğlence, hoşlanma, memnuniyet, psikolojik yarar, yetenek, beceri gelişimi, kişisel mücadele, meydan okuma, fiziksel uygunluk, sağlık, kilo verme, fiziksel görünüm, kuvvet, bağlılık/bağlanma, sosyal tecrübe, arkadaşlık, başarı, yarışma veya kişisel gelişim gibi değişkenlerden oluştuğundan bahsedilmektedir. Genel spor motivasyonunu oluşturan etmenlerin etkin olma arzusu, kendini bulma, kanıtlama, tanınma, ün kazanma, prestij, üstünlük sağlama ihtiyacı, egemen olma arzusu, macera hevesi, bir karar verme halinde olma arzusudur. Özel spor motivasyonunda rol oynayan etmenlerin ise hareket, oyun, rahatlama, yüksek kondisyona sahip olma, güçlü olma, sağlıklı olma arzusu olarak literatürde yer bulduğu söylenmektedir.

Yapılan bir araştırmada Aktop (2002), spora özgü başarı motivasyonu ile psikolojik ve yapısal özellikleri incelemiş ve başarı motivasyonu, başarı gereksinimi ve başarılı olma güdüsü ile benlik saygısı arasında ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Olumlu benlik saygısına sahip olan bireylerin rekabete dayalı ortamlara katılma eğiliminde olduklarını ve kendine güven duygularının üst düzeyde olmasından dolayı da daha başarılı olduklarını belirtmiştir.

Spor müsabakalarında, sporcuların fiziksel yeteneklerine göre, kazanma isteklerinin daha ön plana çıkmakta olduğu gözlenmektedir. Başarı motivasyonu yüksek olan kişilerin, düşük olan kişilere göre, hedefe ulaşmak için, antrenmanlarda daha istekli, zorluklara daha dayanıklı ve işler kötüye gitmeye başladığında umutsuzluk yerine çözüm üretmeye çalışan yapıya sahip kişiler oldukları ifade edilmektedir. Başarı motivasyonu yüksek olan sporcular, gelecek ile ilgili beklentilerine ulaşma konusunda daha umutlu, gelecek beklentileri daha yüksek olduğu içinde sürekli gelişim içindedirler. Sporcu çok sık başarısızlık yaşar ise öğrenilmiş çaresizlik veya yılgınlık ortaya çıkabilir (Aktop, 2002).

Fiziksel Aktivitelerin Çocuklar ve Ergenler Açısından Önemi

Küçük yaşlardan itibaren fiziksel olarak aktif olmak; çocukların fiziksel, sosyal ve zihinsel gelişimlerinde anahtar rol oynamaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2000 yılı raporunda şişmanlığa küresel bir salgın hastalık olarak dikkat çekmektedir. Diğer taraftan aktivite eksikliğinin bir sonucu olarak stres, sosyal izolasyon, aile içi gerginlikler, yanlış beslenme alışkanlıkları, çocukların sağlığında risk faktörü olarak önemli rol oynamaktadır. Fiziksel aktivite çağın hastalığı olarak adlandırılan strese karşı koruyucu bir önlem olarak düşünülmektedir. İngiltere’de 13-16 yaş arası 2623 kişi üzerinde yapılan araştırmada psikolojik olarak kendini iyi hissetme ve fiziksel aktivite arasındaki ilişkiye bakılmış; fiziksel aktiviteye yaşamlarında daha az yer veren çocuk ve gençlerin psikolojik olarak kendilerini kötü hissettiği bulunmuştur. Buna ek olarak, organize edilmiş spora katılım ortamında iyi ve uygun ‘antrenör-sporcu’ bağı kurulduğunda; çocukların olumlu sosyal davranışlar kazandığı ve antisosyal davranışlarında azalma olduğu görülmüştür. Çocukların fiziksel aktivitelere katılımını engelleyen faktörler arasında sınavlara hazırlık, güvenli spor ortamının bulunamaması, hava durumu, ev ödevleri, dersler, yetişkin rol modellerinin azlığı, sakatlanma ve incinme kaygısı olduğu belirtilmektedir. Bunlara ek olarak TV izleme, bilgisayar ve video oyunları da olumsuz faktörler arasında görülmektedir.

Ailelerin Gözünden…

Aileler, çocuklarını spora yönlendirirken, kendilerinin sporla ilişkisi ve spor yaşantıları önemli bir referans olmaktadır.  Çocuklarının sporla ilgili becerilerini, çocuklarının ilgi, istek ve yeteneklerini objektif gözlemleyerek yönlendirmeleri son derece önemlidir.

Aileler, çocukların becerilerini geliştirme, sağlığına destek olma, sorumluluk sahibi olma ve yaşamda özerk davranışlar sergileyebilmeleri beklentisiyle çocuklarını değişik etkinliklere yönlendirmektedir. Aileler güvenli bir ortam sağladığı için organize edilmiş sporların destekleyici olduğunu düşünmektedirler. Özellikle yarışma sporlarında, çocuklarının sosyalleşmesi ve başarıya ulaşması beklentisi içerisindedirler. Zaman zaman da oyun sonuçlarını ve performans kalitesini sporun bütünsel faydasını göz ardı ederek önde tutabilmektedirler. Sporda başarısızlık yaşandığında kimi zaman ebeveynler kendilerini sorumlu görebilmekte, başarı deneyimlendiğinde ise, beklentilerinin karşılandığını düşünüp mutlu hissedebilmektedir.

Spor konusunda ailelerin beklentileri ile çocuklarının beklentileri farklılaşabilmektedir. Aileler belli bir davranış değişimi beklentisi içerisindeyken çocuklar sporun daha çok kendi yaş dönemi ihtiyaçlarının peşindedir. Literatürde çocukların spora; sırasıyla “eğlence”, “başarı/statü”, takım atmosferi”, “enerji harcama”, “beceri gelişimi” ve “arkadaşlık” güdülerinden dolayı katıldıklarını, ailelerin ise; “düzenli spor yapma alışkanlığı edinmesi”, “takım ruhu kazanması”, “fiziksel sağlığını koruması ve geliştirmesi” amaçladıklarını ifade etmektedirler.  Yani çocuklar için “eğlenmek” ilk sırada önemli bir katılım motivasyonuyken, aileler açısından son sıralarda bir beklenti olarak bulunmuştur. (Çepikkurt, 2005)

Diğer yandan, çocuk ve aile arasında yapılan spora yönelik fikir birliği içerisinde olmanın, çocuğun spora katılımı konusunda önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Ailelerin çocukların yaptığı spora yönelik yüksek beklentiler içerisinde olmaları ve çocuğun davranışlarına müdahale etmeleri, çocuk üzerinde stres ve kaygı oluşturabilmektedir. Olumlu beklentilere sahip olan aileler çocuklara yönelik destek ve cesaret sağlayıcı bir tutum geliştirmiş olurlar. Bu şekilde desteklenen çocuk spora yönelik olumlu bir tutum sergiler ve yeterlilik hissi artar. Buna karşın, ailenin müdahalesini olumsuz olarak algılayan çocuk daha düşük bir yeterlilik algısı ile karşı ilgisini kaybedebilir.

Sporcu olmak isteyen çocuk kendini her açıdan geliştirmeye açık olmalı, çalışmanın, öğrenmenin, işini doğru yapmanın önemini önde tutarak hareket edebilmelidir. Bu noktada anne-babaların ise sporu, kaybetme-kazanma düzleminden çıkartarak kişiyi her açıdan gelişmeye yöneltecek ve destekleyecek bir fırsat olarak görebilmesi çok önemlidir.

Yazan:
Gonca Baştuğ
Psikolog