Travmadan İyileşmeye

“Herşeyin bir mevsimi ve göğün altındaki her şeyin bir zamanı vardır. Ekmenin bir zamanı ve ekileni toplamanın bir zamanı, doğmanın bir zamanı ve ölmenin bir zamanı… Ağlamanın bir zamanı ve gülmenin bir zamanı, yas tutmanın bir zamanı ve dans etmenin bir zamanı… Savaşın bir zamanı ve barışın bir zamanı.”

Unutulmuş Bir Tarih

Travmanın tarihsel öyküsünde, travma ve sonrasında gözlemlenen tepkiler ilk olarak histeri diye tanımlanmıştır. 1890’ların ortalarına doğru araştırmacılar, travmatik anılar iyileştirildiğinde ve kelimeye döküldüğünde histerik semptomların hafifleyebileceğini de fark etmişlerdir. 1. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımla “psikolojik travma” tekrar gündeme gelmiştir. Mahsur kalma, çaresizlik, can güvenliği olmaksızın silah arkadaşlarının ölümüne ve yaralanmasına tanık olmuş pek çok askerin durdurulamayacak şekilde feryat edip gözyaşı döktüğü, donup kaldığı, konuşamadığı, ayrıca hafızalarını ve hissetme yeteneklerini kaybettikleri görülmüştür. İlk vakaların bazılarını muayene eden İngiliz psikolog Charles Myers, gördüğü semptomları patlayan bombaların sarsıcı etkisine atfetmiş ve sinir bozukluğu ile sonuçlanan “Bomba şoku” adını vermiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkması ile birlikte askerlerde görülen bu semptomlar daha çok mercek altına alınmıştır. İki Amerikalı psikiyatrist J. W. Appel ve G.W. Beebe yaptıkları araştırmalardan sonra, askerlikteki 200-240 günün, en güçlü askeri bile çökertmeye yeteceği sonucuna varmışlardır. 1980’de ilk kez karakteristik psikolojik travma sendromu “gerçek” bir tanı haline gelmiştir. O yıl Amerikan Psikiyatri Birliği “travma sonrası stres bozukluğu” adı altında yeni bir kategoriyi, tanı kriterleri arasında değerlendirmeye almıştır. Ülkemizde ise travma ile ilgili çalışmaların, 1999 Marmara Depremi başladığı düşünülebilir.

Travma Nedir?

Kişi kendinin ya da başkalarının fiziksel bütünlüğünü tehdit eden ölüm ya da ciddi yaralanmaya neden olabilecek bir olay ya da olaylar dizisi yaşayabilir veya başkalarının bu tür yaşantılarına tanık olabilir. Kişinin böyle bir ortamdaki tepkisi aşırı korku, dehşete düşme veya çaresizliktir. Travma olarak kabul edilen olaylarda ise, yaşamsal tehdit, fizik bütünlüğünün tehdidi, sevdiklerimizin varlığının tehdidi, inanç sisteminin tehdidi vardır. Travma o kadar ani ve beklenmedik bir biçimde oluşur ki, bedenin ve zihnin yeni duruma hazırlanmak için yeterince zamanı yoktur. Travma sonrası insanlar çıldırıyor gibi hissettiklerini ve yaşamları üzerinde kurdukları kontrolü bütünüyle kaybediyor duygusunu yaşadıklarını ifade ederler.

Çeşitli doğal afetler, kazalar, savaşlar, işkence, tecavüz ve terörizmin yaygın olduğu günümüz dünyasında ağır travmanın etkilerini yaşamış ve yaşayacak olan milyonlarca insan vardır. Bu ağır travmalar kendi içlerinde “insan eliyle oluşturulanlar” ve “doğal yolla oluşanlar” biçiminde ikiye ayrılır. Deprem, sel, kasırga, yanardağ patlaması doğal yolla oluşan travmalarken, maden patlaması, trafik kazaları, yangın, bilerek ve amaçlı olarak yapılan savaşlar, soykırımlar, kitle katliamları, tecavüz, taciz, işkence, terör eylemleri “insan eliyle oluşturulan travmalardır’”. İnsan eliyle bilerek ve amaçlı oluşturulan travmaların atlatılması ve travma öncesi yaşama geri dönüş, doğal yolla oluşan travmalara oranla çok daha güç olabilmektedir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travmatik yaşam olayının gündüz düşünceler, gece kâbuslar aracılığıyla tekrar tekrar yaşanması, olayı hatırlatan yer ve durumlardan uzak durma çabaları ve “uykusuzluk-huzursuzluk-öfke patlamaları” gibi aşırı uyarılmışlık belirtilerinin ağır bir travmayı izleyerek ortaya çıkması doğal bir durumdur. Ancak bu tür belirtiler bir aydan daha uzun sürerse buna Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) adı verilir. Bazen ağır bir travmayı izleyen ilk günlerde bu belirtiler ortaya çıkmayabilir. TSSB, 10 yıl sonra %40 oranında devam edebilir. %80 oranında alkol ve madde kötüye kullanımı, major depresyon bozukluğu, davranış bozukluğu vb. psikiyatrik hastalıklar eşlik edebilir.

Travma ve İyileşme

Travmatik mağduriyete karşı hiç kimse bağışık değildir. Psikiyatrist Lenore Terr, kaçırılarak bir mağaraya bırakılmış çocuklarla yaptığı çalışmada; çocukların hepsinin, hem olayın hemen sonrasında hem de takip eden 4 yıl boyunca travma sonrası semptomları gösterdiğini saptamıştır. Bir insanın travma sonrası stres bozukluğu geliştirme olasılığı, esas olarak travmatik olayın doğasına bağlı olmasına rağmen, bireysel farklılıklar da travmanın yaşanış örüntüsünde önemli rol oynar. İnsanların kişiliği, yaşam biçimleri, algıları, geçmiş yaşam deneyimleri, yaşadıkları kayıp ve zararlar, alınan destekler birbirinden farklı olduğu için travma insanları değişik düzeylerde etkileyecektir. Tepkiler çoğu kez benzer olmakla birlikte, tepkilerin şiddeti, süresi, ilk ortaya çıkış zamanı ve sonlanışı birbirinden farklı olacaktır. Unutulmaması gereken nokta, felaket sonrasında yanlışlığı ya da doğruluğu kesin olarak belirlenmiş psikolojik tepkilerin bulunmadığıdır. Travma sonrasında iyileşme ise 3 evrede ele alınır.

Güvenli Bir Çevrenin Tesis Edilmesi
Güven üzerine odaklanmak, bedenin kontrol edilmesinden çevrenin kontrol edilmesine doğru ilerler. İlk olarak travmatize insan güvenli bir sığınağa ihtiyaç duyar. Bu sığınağı bulmak ve kişinin güvenliğini sağlamak atılacak ilk adımdır.

Hatırlama ve Yas Tutma
İyileşmenin ikinci evresinde travmatize olmuş kişi travma hikayesini; eksiksiz, derinlemesine ve ayrıntılarıyla anlatır. Yaşanan travmanın olumsuz yönleri ve detayları üzerinde konuşmak, terapi sürecinde olduğu gibi insanlara yaşamları üzerinde kaybettikleri kontrolü yeniden kurabilme şansını verir ve iyileştirici bir rol oynar. Travmaya maruz kalmış birinin ne yaşadığını anlamlandırabilmesi için aşağıda yer alan sorular sorulabilir.

  1. Olayı nasıl yaşadınız? Duygularınızı hiç katmadan anlatır mısınız? Neredeydiniz? Neler oldu? Neler gördünüz? Neler işittiniz? Bir koku var mıydı?
  2. Sizin için en önemli an hangisi idi?
  3. Olayı öğrendiğinizde neler hissettiniz?
  4. Şu an düşündüğünüzde size sıradan gelen şeyler nelerdi?
  5. Sizi bu süreçte biraz olsun rahatlatan şeyler nelerdir?
  6. Bundan sonra sizi ne gibi zorluklar bekleyebilir?
  7. Bu zorlukları gidermede rolünüz ne olabilir?

Travma kaçınılmaz olarak beraberinde kayıpları getirir. Yasa boğulma, iyileşmenin bu evresinin hem en gerekli hem de en korkulan görevidir. Yas tutma çok zor olduğundan, yas tutmaya direnç belki de iyileşmenin durgunluğun en yaygın nedenidir. Travmanın yeniden yapılandırılması bütünüyle tamamlanmazsa; yeni çatışmalar ve meydan okumalar, hayat döngüsünün her yeni evresinde kaçınılmaz olarak travmayı yeniden uyandırır. Kişi yaşadıklarını yeniden anlamlandırdığında ve hayata katılmak için umut ve enerji yenilediğini hissettiğinde travmatize olmuş kişi bir gelecek yaratma görevi ile yüz yüze gelir.

Başkalarıyla Yeniden Bağ Kurma
İyileşmenin üçüncü evresi süresince travmatize olan kişiler yeniden güven yeteneği kazanır. Hayatlarında daha fazla insiyatif almaya başlar ve yeni bir kimlik yaratma sürecine girer. Başkalarıyla ilişkilerini derinleştirme riskini almaya artık hazırdırlar. Travmatik olaylar her zaman ilişkilerde hasara neden olduğu için travmatize olmuş kişinin sosyal dünyasındaki insanlar, travmanın nihai sonucunu etkileyecek güce sahiptir. Başka insanlardan gelen destekleyici bir tavır olayın etkisini azaltabilir, buna karşın düşmanca ya da negatif bir tavır hasarı derinleştirip travmatik sendromu alevlendirebilir.

Travmatik deneyimin başkalarıyla paylaşılması, anlamlı bir dünya duygusunun onarılması için bir ön koşuldur. Bu süreçte travmatize olmuş kişiler yalnızca en yakınında olanlardan değil, en geniş toplumdan da yardım bekler. Travmatize insan ve toplum arasındaki bağın kurulması, ilk olarak travmatik olayın kabulüne, ikinci olarak da toplumun yapacaklarının biçimine bağlıdır. Toplumla kurulan bağ düzen ve adalet duygusunu yeniden inşa etmek için zorunludur. Yaşanan tüm felaketlerde toplumsal olarak fiziksel ve sosyal yardımlarla harekete geçmek ve yardım etmek travmatize olmuş kişi ve topluluklar için iyileştirici bir güç olmaktadır.

Van depremi sonrası o bölgede yaşayan insanlarla yapılan çalışmalarda, kişiler bu süreçte kendilerine en iyi gelen şeylerin “Birlikte bir/şeyler yapmak olduğunu bundan dolayı akşam evlerde sık sık buluşulduğunu, kahve ortamlarında erkeklerin daha uzun sure bir arada olduklarını” anlatmışlardır. Ortak hikayeleri tekrar tekrar konuşmanın, kaybettikleri arkadaşlarını anmanın, bir/arada ve birlikte baş etmeye çalışmanın gücünü hissettiklerini sıklıkla dile getirmişlerdir.

Travma Geçirmiş Çocuk ve Ailelerle İlişki Kurmak

Ebeveynin travmanın etkilerini görememesi ya da küçümsemesi çocuğun yaşadığı travmanın şiddetini artırabilir. Travmatik bir olay ardından, “Çocuktur, anlamaz.” yaklaşımı ya da “Eğer yaşanan olayı konuşursam onu daha çok travmatize ederim.” düşüncesi aslında travmanın dile gelmemesine ve bu nedenle de çocuğun yaşadığı travmanın daha yaralayıcı olmasına yol açar. Travmatik bir olayın ardından aileler çocukları ile konuşurken aşağıdaki noktalara dikkat etmelidirler:

  • Çocuğun gözlerine bakarak, kendini güvende hissettiği bir yerde konuşulması,
  • Gerçeğin çarpıtılmadan dürüstçe söylenmesi
  • Çocuğa sorduğu kadar bilgi verilmesi, ihtiyaç duyarsa bu bilgilerin tekrar edilmesi,
  • Çocuğun sadece istediklerini paylaşmasına fırsat verilmesi,
  • Biz şu anda güvendeyiz hissinin verilmesi,
  • Anne babanın yoğun duygularını çocuğa yansıtmaktan kaçınması,
  • Çocuğun oyun oynayarak rahatlamasına izin verilmesi,
  • Rutinlerin aynı tutulmaya çalışılması,

Dünden bugüne aynı insan olduğumuza yarın da aynı kalacağımıza inanırız. Bir felaket olduğunda bu sürekliliğin kırıldığını hissederiz. Süreklilik; bağlantı, istikrar ve tahmin edilebilirlik duygularını hissetmemizi sağlar. Travma, akıp giden zaman içinde kayarcasına ilerlerken bir duvara çarpmak gibidir. Zaman bölünür. Geleceğe ve bugüne bakılamaz; çünkü onlara bakmak ürkütücüdür. Çocuklar ise bir travmaya maruz kaldıklarında sürekliliğin devam edeceğine dair güvence verilmesine tekrar tekrar ihtiyaç duyarlar.

Bireysel travmada kişinin yaşam akışında bir kırılma olsa bile çevresi sürekliliğini koruduğu için topluluğun desteği alınabilir. Aile, travma yaşayan bir kişiye koruyucu kalkan olabilir. Bu sosyal destek kişinin iyileşmesine yardımcı olur. Toplumsal travmalarda kişinin ailesi veya içinde yaşadığı tüm topluluk travmaya maruz kalır. Bu durumda toplumun da dengesi ve sürekliliği sarsılır. Aileler, çocuklarının bir veya birkaç alanda süreklilik kurmasını sağlayabilirse, güven hissini yeniden kazanmasına yardımcı olabilirler.

Süreklilik Çeşitleri Sürekliliklerin Yeniden Kurulmasına Yardımcı Olma Yolları
Bilişsel: Açık bilgiler verin. Olan biten konusunda kişi/ kişileri sürekli bilgilendirin. Neler olduğunu açıklayın. Durumu yeniden çerçevelendirip, olanlara bir anlam vermesine yardımcı olun.
Roller: Olumlu beklentiler yaratabilmek için kişiye yeni roller verin veya eski rollerini sürdürmesine teşvik edin.
Sosyal/Kişilerası: Ailesi, arkadaşları ve akrabaları ile iletişim kurmasını, haberleşmesi konusunda yönlendirin.
Kişisel Tarih: Kişinin sürekliliklerini fark etmesini sağlayın ve bu soruları sorun: Aynı kalan neler var?

Değişmeyen ne? Hiç değişmeyecek olan şeyler neler? (İsim, hatıralar, hayal kurma becerileri…)

Yazan:
Gonca Baştuğ
Psikolog