Bağımlılık

Günümüzde bağımlılık, yalnızca madde kullanımıyla sınırlı olmayan; çocukları, gençleri ve yetişkinleri farklı alanlarda etkileyen çok boyutlu bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Alkol, madde, sigara ve elektronik sigara kullanımının yanı sıra dijital oyunlar ve sanal kumar gibi davranışsal bağımlılıklar da ailelerin ve eğitimcilerin dikkatle ele alması gereken önemli başlıklar arasında yer almaktadır. Bu röportajımızda, bağımlılığın tanımı, erken belirtileri ve korunma yollarını Uzm. Klinik Psikolog Melike Şimşek ile ele aldık.

  • Bağımlılık çocuklar ve ergenler için ne anlama geliyor? Günümüzde ailelerin en sık karşılaştığı bağımlılık türleri hangileri?

Bağımlılık tüm yaş grupları için önemli bir sorun. Ancak söz konusu çocuk ve ergenler olduğunda bu sorunun boyutu büyüyor tabii. Çocuk ve ergenlerin haz duyarlılığının yüksek olması, duygu düzenleme becerilerindeki eksiklikler, beyin gelişiminin devam etmesi, risk almaya daha yatkın olmaları, duygusal dalgalanmaların sıkça yaşanması gibi pek çok faktör, bağımlılık üzerinde etkili. Bu alanda yapılan araştırmalar ve klinik gözlemlerimiz, kişinin bağımlılık yapan maddelerle ya da davranışlarla ne kadar erken tanışırsa o kadar şiddetli bağımlılık geliştirdiğini gösteriyor. Bu bilgi de çocukluk ve ergenlik dönemini bağımlılık açısından daha da riskli hale getiriyor.

Günümüzde en sık karşılaştığımız bağımlılık türleri, dünyada “zararsız, bağımlılık yapmaz, doğal” algısı yaratılan çeşitli uyuşturucu maddeler, alkol, elektronik sigara ve davranışsal bağımlılıklar kapsamında sayabileceğimiz kumar ile internet bağımlılığı olarak sayılabilir. Son zamanlarda özellikle ergenlik döneminde çocuğu olan aileler en fazla elektronik sigara, kumar ve internet bağımlılığı nedeniyle bize başvuruyor. Bu başvurularda genelde ailelerin yalnız olduğunu görüyoruz çünkü çocuk/ergen henüz bunun bir bağımlılık olduğunun farkında olmuyor, zararlarını kabul etmiyor. “Herkes yapıyor” gibi normalize eden cümlelerle davranışı sürdürmeye devam ediyor. O nedenle ilk çalışmaları aileyle başlatıyoruz. Ailede bazı davranış kalıplarının değişmesini hedefleyerek çocuğa/gence ulaşmaya çalışıyoruz.

  • Bir çocuğun ya da gencin bağımlılığa daha açık hale gelmesine yol açan risk faktörleri nelerdir? Her çocukta aynı belirtiler mi görülür?

Çocukluk ve gençlik dönemi, doğası gereği bağımlılık geliştirme açısından risklidir. Neden diye soracak olursanız bu dönemler insan hayatında haz duyarlılığının en yüksek olduğu dönemlerdir. Yani biz bir yetişkin olarak çikolata yediğimizde 1 birim haz alıyorsak bir çocuk veya ergen bu çikolatadan 5 birim haz alıyor. Bu da keyif veren davranışları sürdürmeye neden oluyor. Aynı zamanda “fren” olarak da adlandırabileceğimiz kontrol ve durdurma mekanizmalarının tam olarak gelişmediği dönemlerden bahsediyoruz. Beyin gelişimi devam ettiği için 20’li yaşlara kadar haz ilkesiyle hareket eden çocuk veya ergen bu hazzı durdurmayı bilmiyor. Gazı çok iyi çalışan ama freni olmayan bir araba gibi düşünebilirsiniz bu durumu. O nedenle bağımlılık yapan davranışlarla tanışmalarını önlemek bizim için bu dönemde çok çok önemli.

Kişiye göre değişebilecek özelliklerden bahsedecek olursak dürtüsellik, dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi faktörler bağımlılık geliştirme açısından çocuğu ve ergeni daha riskli hale getirebiliyor. Çünkü dürtüselliği yüksek bir çocuk, dürtüsel olmayan bir çocuğa göre risk almaya daha yatkın oluyor. Kar-zarar ilişkisini gözetmeyi önemsemeden hemen harekete geçebiliyor. Ya da dikkat eksikliği olan bir çocuk, bağımlılık yapıcı bir madde ya da davranışın o anlık dikkatini toplamaya yardımcı olduğunu fark ettiğinde, kendisine iyi geleceğini düşünerek kullanımı devam ettirebiliyor. Kişilik özellikleri açısından iletişim becerileri güçlü olmayan çocukların özellikle sosyal ortamlara uyum sağlayabilmek için bağımlılık yapan maddelere yönelmeleri sık sık karşımıza çıkan bir durum olabiliyor. Her çocukta risk faktörleri değişiklik gösterebilir. Bu konuştuklarımız genelleyebildiğimiz riskler ama kişiye özel riskler de söz konusu olabilir.

Buraya kadar üzerinde durduğumuz noktalar çocuğa bağlı risk faktörleriyken bağımlılığın gelişmesine neden olan ailevi risk faktörlerinden de bahsetmek gerekir. Aile içi bağların zayıf olması, ailenin; çocuğun arkadaş çevresi, vakit geçirdiği yerler, yaşamındaki sorunlar gibi durumlara kayıtsız olması, yine ailenin sınır ve kurallar konusunda eksik olması çocuğu bağımlılığa yatkın hale getiren etkenler haline geliyor.

  • Dijital oyunlar, sosyal medya ve ekran kullanımı hangi noktada riskli hale gelir? Aileler bir şeye “bağımlı olmakla” ona dair “yoğun ilgili olmayı” nasıl ayırt edebilir?

Birbirinden çok farklı bağımlılık türlerinden bahsetsek de bu bağımlılıkların buluştuğu bazı ortak paydalar var. Bunlardan biri de kontrol kaybı. Dijital oyunlar, sosyal medya ya da ekran kullanımı ilk başlarda hoş vakit geçirilecek birer araçken çocuğun gününü harcadığı, diğer tüm aktivitelerin ikinci planda kalmaya başladığı bir davranışa dönüşüyorsa bağımlılığın ilk sinyallerini alıyoruz demektir.

“Elimden bırakamıyorum.”, “Kim ne paylaştı diye düşünmekten ders çalışmaya dikkatimi veremiyorum.”, “10 dakika bakmak için elime alıp 2 saat bırakamıyorum.” gibi cümleler duyuyorsak artık kontrol kaybının başladığını düşünebiliriz. Bu kontrol kaybıyla birlikte ekran süreleri artıyor ve yine bağımlılıkla ilgili önemli bir belirti olan tolerans gelişimi ortaya çıkıyor. Yani eskiden 2 saat oyun oynayan çocuk bu sürede oynadığı oyundan haz alıp 2 saatin sonunda oyunu kapatabilirken tolerans gelişmesiyle birlikte bu 2 saat yetmemeye başlıyor. Ekran başında daha fazla zaman geçirmeye ihtiyaç duyuyor.

Bağımlılığın gelişmesiyle birlikte ekran kullanımlarının aile içinde çatışma yaratmaya başladığını görüyoruz. Bir süre sonra ailede sıklıkla konuşulan konular çocuğun ne kadar çok oyun oynadığı, bilgisayarın başından kalkamadığı veya telefonu elinden bırakamadığı olmaya başlıyor. Çoğu zaman bu gündeme çocuğun değişen alışkanlıkları da eşlik ediyor. Örneğin, oyunun başından kalkmamak için bilgisayar başında yemek yemeye başlaması, dışarı çıkıp arkadaşlarıyla görüşmeyi gereksiz görmesi, öz bakımına dikkat etmemesi, akademik sorumlulukları yerine getirmemesi, kendisini uyaran aile üyelerine önceden sergilemediği agresif davranışlar sergilemesi gibi.

Sosyal medya ya da ekran kullanımıyla ilgili alarm sinyali veren bir diğer durum, “çevrimdışı” diye adlandırabileceğimiz aktivitelerin çocuk için artık anlamsız hale gelmesi. Yani ailece bir yere gittiklerinde ya da akranlarıyla dışarıda bir aktivite yaptığında bunların keyif vermemesi, hızlıca ekran başına dönmeyi planlaması karşılaşılan bazı davranışlardandır. Hatta bazen ekranla tekrar bir araya gelinceye kadar yoksunluk adını verebileceğimiz gerginlik, sinirlilik, rahatlayamama gibi durumların yaşanması söz konusu olabiliyor. Bu tablolarla karşılaşan aileler artık çocuğun dijital oyunlara ya da sosyal medyaya olan ilgisinin bağımlılık boyutuna geçmiş olabileceğini düşünmeli.

  • Elektronik sigara (puff), madde, alkol ve sanal kumar gibi risklerle çocuklar nasıl ve nerede karşılaşıyor? Veliler erken uyarı işaretlerini nasıl fark edebilir?

Bağımlılık yapan çoğu maddeyle ya da davranışla genelde ilk tanışılan yer arkadaş ortamı oluyor. Çocuk eğer elektronik sigara kullanan, madde deneyen, alkol kullanımını normalleştiren, sanal kumarı zararsız gören ve küçük miktarda paralarla da olsa kumar oynayan bir arkadaş grubuna sahipse o zaman kendisinin de bunları deneme riski artacaktır. Artık maalesef bu saydığımız şeylere ulaşım çok kolay. O yüzden aile bu arkadaş gruplarını marjinal gruplar olarak zihninde canlandırmamalı. Çocuğun yaşadığı sosyal çevrede, okuduğu okulda, gittiği kursta böyle arkadaşları olabilir. Önemli olan ailenin bu noktada çocuğun/ gencin ilişkilerini, kimlerle görüşüp, nerelere gittiğini sıkı takip etmesidir. Aile bu dikkati gösterdiğinde çocuk, bağımlılık yapıcı bir madde ya da davranışla tanışsa da deneme noktasında müdahale edilebilir ve bağımlılığın gelişimi önlenebilir.

Her bağımlılık türüyle ilgili karşımıza çıkabilecek farklı uyarı işaretleri var. Örneğin, söz konusu madde bağımlılığı olduğunda bu uyarı işaretleri daha kolay fark edilebilir. Kullanılan maddenin türüne bağlı olarak çocuğun üstüne sinen kokular, vücudunun belli bölgelerinde görülebilecek izler, hasta olmamasına rağmen gözlemlenen hastalık hali, yorgunluk, uykusuzluk veya çok uyumak, az veya çok yemek yemek dikkat çekebilecek uyarı işaretleri olabilir.

Fiziksel belirtiler olarak adlandırabileceğimiz bu belirtilerin yanı sıra davranışsal belirtiler de çok önemlidir. Özellikle kumar bağımlılığında artan yalan söyleme davranışı çok sık karşımıza çıkar. Verilen harçlığın hızlıca azalması, çevreden borç isteme, anne-babanın para kaynaklarına yönelme hatta gizli gizli cüzdanından para alma, kredi kartını kullanma gibi davranışlar gözlemlenebilir. Özellikle yalan söylemeye başlayan çocuktaki bu değişimi aileler mutlaka dikkate almalıdır.

Bağımlılık yapıcı maddeyle ya da davranışla tanışan çocuğun yalnız kalma isteği artar. Sıklıkla duygu dalgalanmaları görülür yani çabuk öfkelenir, çabuk üzülür. İlişkileri bozulmaya başlar. Arkadaş ilişkilerinde değişiklikler ve akademik yatırımında azalmalar gözlemlenir. Bunlar da bizim için önemli bir işarettir.

Davranışsal belirtiler aynı zamanda ergenlik dönemine özgü sıkça rastlanan belirtiler de olduğu için aile hemen bağımlılığı düşünmemelidir. Bazen aileler günümüzde yaşanan bağımlılığa dair bilgi, haber vb. sonrasında kaygı ve korkuları nedeniyle çocuğun yaşadığının ergenlik sürecinin gerekleri olduğunu gözden kaçırabilirler. Bu nedenle önce gözlemleyip ardından konuşma yapmalı ya da alacaksa farklı bir aksiyon almalıdır. Aksi takdirde yargılanan, suçlanan çocukla ilişkiler bozulacaktır.

  • Anne-babalar çocuklarına ne zaman ve nasıl sınır koymalı? Yasaklamak mı birlikte kural koymak mı daha koruyucudur?

Çocukların her yaş döneminde o yaş dönemine uygun sınırlara ihtiyacı vardır. Çocuğa sınır koymak; kontrol etmekten, itaat ettirmekten ziyade güvenli bir alan oluşturmak anlamına gelir. Bu sınırlar krizler çıkmadan önce konulabildiğinde krizler daha iyi yönetilebilir hale gelir.

Çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi dikkate alınmalıdır. Riskli davranışlar alışkanlığa dönüşmeden önce, “artık geçti, olan oldu” noktasına gelmeden, duygusal patlamalar yaşanmadan aile sınırlarını oluşturmalıdır. Ailenin kendi değerlerinin de gözetildiği şekilde sınırlar oluşturmak hem çocuğun hem ailenin yararınadır.

Etkili sınırlar açık ve anlaşılırdır. Aile sırf “Ben öyle istiyorum.” diye kural koymaz, gerekçesi vardır. Kurallar birbiri ile tutarlıdır, ısrarlara göre değişmez.  Çocuğun kişiliğini değil, davranışı hedef alır. Örneğin, “Gece 23.00’ten sonra telefonlar kapanacak.” kuralı bir sınırdır. Fakat “Telefon kullanımında aşırıya kaçıyorsun çünkü sen zaten iradesizsin.” söylemi bir etikettir. İkisi arasındaki ayrımı iyi yapmak gerekir.

Araştırmalar ve klinik deneyimim şunu gösteriyor: Katı yasaklar kısa vadede uyumu artırıyor gibi görünse de uzun vadede davranışın gizlenerek sürdürülmesi, yalan söyleme ve otoriteye karşı tepki gösterme riskini artırıyor. Yasaklamayı bazı uç durumlar dışında önermiyoruz. Örneğin, telefon ya da ekran kullanımı konusunda sınırlamalarla yol alamadığımız durumlarda ailelere çocuklarla anlaşma yaparak bir “dijital detoks” dönemi başlatmalarını önerebiliyoruz. Dijital detoks, internet erişiminden bir süre uzak kalmak anlamına geliyor. Bu detoks sınır koyarak kullanımı azaltmayı başaramayan çocuklarda ve yetişkinlerde etkili oluyor. Bunu bir yasak gibi ele alacak olursak mutlaka ne zaman başlayıp ne zaman biteceği, gerekçelerin çocuğa anlatılması gibi dikkat edilmesi gereken noktaları ailelerle çalışıyoruz.

Ailenin çocukla birlikte kuralları belirlemesi ideal olandır. Ortak karar verilen kurallar çocuğun sorumluluk almasını, içsel denetim geliştirmesini, kendisini durdurabilmeyi öğrenmesini sağlıyor. İstiyoruz ki anne-baba çerçeveyi çizsin ama çocuk da bu çerçeve içinde söz sahibi olsun. Bunu yaparken mesela söz konusu yine dijital araçların kullanımıysa birlikte kullanım süresi, kullanım saati belirlensin. İçerik konusunda alternatifler sunulsun. Kurala uyulmadığında doğabilecek sonuçlar konuşulsun ve kurallar belli aralıklarla birlikte gözden geçirilsin.

  • Bağımlılığı bir tür duygusal regülasyon çabası olarak düşünebilir miyiz? Çocuklar ve gençler bağımlılık yoluyla hangi duygusal boşlukları doldurmaya çalışırlar?

Evet, bağımlılık yapıcı davranışları büyük ölçüde bir duygusal regülasyon çabası olarak düşünebiliriz. Özellikle duygu regülasyonun güç olabildiği ergenlik döneminde bağımlılık, “keyif veren” doğasından çok dayanılması zor duyguları düzenleme girişimi olarak karşımıza çıkar. Yani sorun çoğu zaman “madde/ekran/oyun” değildir. Bağımlılık yapan davranış yoluyla çocuğun/gencin kendini regüle etmesidir.

Çocuklar duygularını adlandırmayı ve düzenlemeyi henüz öğrenme aşamasındadır. Bu aşamada duyguları fark edip onları regüle edebilecekleri işlevsel yolları kendi kendilerine seçmeleri pek mümkün değildir. Yine hem çocuklar hem ergenler için “şimdi iyi hissetmek”, “sonrasını düşünmek” ten daha baskındır. Dolayısıyla duygu düzenleme söz konusu olduğunda şimdi işe yarıyor gibi görünen yollar hayatlarına hızlıca kalıcı olacak şekilde sızabilir.

Çocuklar ve gençler, duyguları tanıma, ifade etme ve yatıştırma becerilerine sahip değilse; hızlı, erişilebilir ve güçlü bir regülasyon aracı arayışına girer. Bağımlılık bu noktada kaçınmak istediği duyguyu bastırmasını, yoğunluğu olan duyguyu geçici olarak azaltmasını ya da başka bir duyguyla yer değiştirmesini sağlar. Kısa vadede “işe yarar”, uzun vadede bedeli ağırdır. Çünkü daha önce bahsettiğimiz tolerans gelişimi, yoksunluk gibi bağımlılıkla ilgili gerçekler kendini gösterir. Bir süre sonra anlık olarak işe yarayan bu araçlar işe yaramamaya hatta yeni sorunlar yaratmaya başlar.

Genellikle doldurulmaya çalışılan duygusal boşluklar, yalnızlık, sıkıntı ve boşluk hissidir. Ekran, sosyal medya gibi araçlarla zamanını doldurup, zihnini meşgul ederek bu hissi ortadan kaldırmaya çalışır. Buna alışan çocuğun/ergenin sıkıntıya tahammül etme kası gelişmez. Kaygı ve belirsizlik duyguları da yine karşımıza en sık çıkan duygulardır. Performans baskısı, gelecek korkusu veya sosyal kaygı yaşayan çocuk ya da genç, yönetemediği kaygıyı bağımlılık yapıcı davranışlar yoluyla yönetmeye çalışır. Bu davranışların vereceği sakinleşme hissinin peşine düşer.

Yalnızlık ve aidiyet ihtiyacı hepimiz için doldurulması gereken birer duygusal boşluk olarak kendini gösterebilir. Görülmeme, dışlanma, “Kimse beni anlamıyor.” hissi yaşayan çocuk görüleceği, yapay bağlarla da olsa bağ kurabileceği ortamlar arar. Çevrimiçi ortamlar ya da bazı maddeler bu hissi sağlar ve zamanla gerçek ilişkileri zayıflamaya başlar. Özellikle ergenlik döneminde yetersizlik ve değersizlik duygularının yarattığı boşlukların da elektronik sigara, madde kullanımı veya sanal kumar aracılığıyla doldurulmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu maddeler aracılığıyla geçici özgüven, güç ve kontrol hissi yaşayan genç, öz değer edinmeyi tamamen dışsal kaynaklara bağlayabiliyor.

Öfke veya bastırılmış duygular da bağımlılık yapan maddeler ya da davranışlar aracılığıyla uykuya geçebiliyor. Orantısız tepkilerle ortaya çıkabiliyor. Bunun bir başa çıkma yolu olduğunu zanneden genç, aslında duygularını dönüştüremeden kendine ve çevresine zarar verecek şekilde onları taşımaya başlıyor.

  • Çocukları ve gençleri bağımlılıklardan korumada ailelerin en güçlü rolü nedir? Günlük hayatta hangi ebeveyn tutumları koruyucu etki sağlar?

Ailelerin en güçlü rolü, çocuğun duygularını düzenlemeyi ve anlamlandırmayı öğrendiği “ilk güvenli ilişkiyi” sunmaktır. Bağımlılıktan koruyan şey kurallar ya da yasaklar değil, evin duygusal iklimidir. Bir çocuğun aslında duygu düzenlemeyi öğrendiği ilk yer ailedir, evidir. Dolayısıyla ailenin en güçlü koruyucu rolü, duygusal düzenlemeyi öğretmesiyle başlar. Evin içinde bunun pratiğini yapabilen çocuk ve genç, zor bir duyguyla karşılaştığında şunu öğrenir:

“Bunu tek başıma mı taşımalıyım?”, “Bu duygu geçici mi?”.

Eğer ailenin sunduğu ortamda “Hissettiğin tüm duyguları benimle paylaşabilirsin, seni yargılamam.” mesajları veriliyorsa işte o noktada bağımlılık yapıcı maddelere ya da davranışlara olan ihtiyaç azalır. Çünkü bağımlılık çoğu zaman, yalnız taşınan duyguların çözümüdür.

Ailenin tutarlı ve esnek sınırlar çizmesi de çocuk ve gençler için koruyucu bir tutumdur. Evin içinde kuralların net, gerekçeli ve öngörülebilir olmasını isteriz. Bugün yasak olan bir şeyi yarın ödül olarak sunmamaları gerekir ya da ısrarlar karşısında hemen bir kuralı esnetmemeleri önemlidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe müzakere alanı da açılır.

Aile içi bağların güçlü olması her türlü bağımlılık için koruyucu etkiye sahiptir. Bu bağları güçlendirecek günlük temaslar, büyük büyük konuşmalar ya da öğütler yerine aynı sofraya oturup yapılan kısa sohbetler, birlikte arabada geçirilen 10 dakika ya da birlikte yapılan alışveriş gibi sıradan bir iş bile çok etkilidir. Bağımlılık genelde bağların koptuğu boşluklarda büyür.

Günümüzde ailelerin çocuk adına çok fazla sorumluluk alabildiğini, bunu onu korumak için yaptığını görebiliyoruz. Bu davranış, çocuğu korumaktan ziyade hayatın gerçeklerinden uzaklaştıran bir yaklaşım. Yaşa uygun sorumluluklar belirleyip çocuğa bunları aşılamak, bu sorumlulukları takip etmek önemlidir. Çocuğun ya da gencin kendi kendine sorumluluk almasını beklemeden ailelerin çocuğa bu sorumlulukları yüklemesi gerekir. Hayatta sorumluluk almayı öğrenmeyen genç, davranışların sorumluluğunu almayı da öğrenemez. Böylece bağımlılığa sürüklenmesi daha kolay olur.

Aileler söz konusu olduğunda koruyucu olabilecek bir diğer şey doğru model olmaktır. Model olmayı bağımlılık yapıcı madde kullanımı ve davranışlardan uzak durarak gerçekleştirmelidir. Ayrıca zorlayıcı duygularla karşılaştığında başa çıkma yöntemleriyle, canı sıkıldığında, boş zamanlarında yaptığı aktivitelerle rol model olmalıdır. Aile doğru rol model olamaz ise çocuğa bu konularda devamlı öğüt verdiğinde işe yaramayacaktır. Çünkü çocuk söylenenden çok, gözlemlediği davranışları içselleştirir. “Ekranı bırak” diyen ama kendisi bırakamayan ebeveyn en zayıf mesajı verir.

Ailelerin, sorun çıktığında utandırmayan bir yaklaşım benimsemelerini istiyoruz. “Bunu nasıl yaptın?” yerine “Buraya nasıl geldik, birlikte bakalım.” diyebilmeliler. Bu noktada çocuğun davranışının yarattığı öfke, hayal kırıklığı ya da şok gibi duygularla başa çıkmayı bilmeleri gerekir. Çocuğu utandıran tutum; davranışın gizlenmesine, çocuğun yalnızlaşmasına, bağımlılık döngüsünün beslenmesine neden olur. Bunun yerine anlamaya çalışan, çocuğa sorumluluk veren tutum, onarıcı bir etki yaratır. Çocukla ebeveyn arasındaki bağı korur.

Hepimiz mükemmel ebeveynler olmak istiyoruz ama yeterince iyi ebeveyn olabiliyorsak bu da yeterlidir. Kendi ebeveynliğimizden beklediğimiz mükemmeliyetçilik çocuğa da yansıyabiliyor. Bu da aşırı kontrol, aşırı beklenti ve sürekli performans vurgusu yapmamıza neden olabiliyor. Bizim bu tutumumuz çocukta kaygıyı artırır, kaçış ihtiyacına neden olur. Önce kendimizin de hata yapabileceğini kabul edip sonra çocuğa “Hatalı olsan da bu evde ve kalbimizde yerin var.” mesajı vermeliyiz.

Özetlersek, çocukları bağımlılıktan koruyan şey; korkutmak, yasaklamak ya da sürekli denetlemek değil, duyguları yönetebilmeyi öğretmektir. Bağımlılık çoğu zaman maddenin gücünden değil, bağların zayıflığından beslenir.

Röportaj:
Uzm. Klinik Psikolog Melike Şimşek

Uzm. Klinik Psikolog Melike Şimşek
İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümünü, ardından Londra’da bulunan Queen Mary University of London Ruh Sağlığı ve Psikolojik Terapiler Bölümünü bitirmiştir. Klinik Psikoloji alanında doktora eğitimine devam etmektedir. Kadınlara ücretsiz psikolojik destek sunulan projelerde psikolog olarak yer almış, devlete bağlı merkezlerde bağımlı ve davranış bozukluğu olan çocuk ve ergen gruplarla çalışmıştır.
Hasan Kalyoncu Üniversitesi ve İstanbul Kent Üniversitesi Psikoloji Bölümlerinde lisans ve yüksek lisans dersleri vermiştir. Hakemli dergilerde yayınlanmış makaleleri ve kitap bölümleri vardır. The Motivational Interviewing Network of Trainers (MINT) üyesi olup Türkiye’deki sayılı sertifikalı Motivasyonel Görüşme Teknikleri Eğiticisinden birisidir. Bağımlılara ücretsiz psikolojik ve sosyal destek veren Yeşilay Danışmanlık Merkezlerinin yöneticiliğini yapmıştır. 2021 yılında Prof. Dr. Kültegin Ögel ile Bağımlılık Akademisi’ni kurmuş, bağımlılık konusundaki önleme ve müdahale çalışmalarını buradan yürütmektedir.