Dalgakıran

Hayatın içinde mücadele ile geçecek birçok zorlu süreç olabilir. Bu zorluklar hastalık, boşanma,  kayıplar, iş kaybı gibi daha bireysel nitelikte olabileceği gibi deprem ve salgın hastalıklar gibi kitlesel travmalar şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Yaşanan zorlu süreç hangisi olursa olsun, bireylerin günlük yaşam düzeni ve işlevselliği üzerinde bozucu etkiler yaratabilmektedir.  Yaşamda karşılaşılan her durum ve olaya, insanlar farklı tepkiler verebilir ve farklı bakış açıları ile yaklaşabilirler. Kimi insanlar zor durumlara daha dayanıklı tepkilerde bulunup, kısa sürede uyum sağlayarak kendilerini toplayabilirken kimi insanlar daha kırılgan ve depresif bir süreç geçirebilir ve kolay pes edebilirler.

Dayanıklılık, bir yanıyla yaşantıya dair ve öğrenme ile ilişkili bir yanıyla da mizaçtan gelen özelliklerle etkileşim içindedir. Bu kavram aynı zamanda, karmaşık ve dinamik doğası nedeniyle sürekli değişim gösterir. Öyleyse psikolojide dayanıklılık ne anlama gelir? İnsanın zorluklarla karşılaşması ve bu karşılaşmadan sonra yine de kendini toparlayabilmesi, değişen yaşam koşullarına uyum sağlayabilmesi olarak tanımlanabilir. Başka bir ifadeyle; psikolojik dayanıklılık, sıkıntıların üstesinden gelebilme becerisidir.

Bebeğin ihtiyaçlarının sevgi ve şefkat yolu ile karşılanması sırasında bebekle bakım veren arasında kurulan bağ, hayata karşı güven duygusunun gelişiminde önem taşımaktadır.  Güven duygusu yaşam boyu karşılaşılan çeşitli zorlu olayları kabul etme ve çözme süreçlerinde kişilerin pes etmeden ilerlemelerini kolaylaştırmaktadır. Ancak herkes bu güven duygusunu ve sağlıklı bağlanma deneyimini tecrübe edebildiği, dayanıklılık için model ve rehber olunan bir ailede büyümemiş olabilir. Ayrıca korumacı bir çevrede yetişmiş olmak, çözüm üretme deneyimini ve sorumluluk alma becerisinin gelişimini aksatmış olabilir. Kişi eğitim ile meslek sahibi olurken bir yandan da yaşam boyu öğrenme kapasitesinin aslında çok farkına varamamış olabilir. Hatta eğitim-öğretim olanağından yoksun kalmış olabilir. Ancak bu yoksunluklar dayanıklı olmaya ve yılmadan mücadele etmeye engel değildir. Dayanıklılık, kişinin eğitim durumu ve daha önceki deneyimleri gibi geçmiş yaşantılarından bağımsız olarak sonradan öğrenmeye olanak tanıyan bir yaşam becerisidir.  Zorlukları aşmak için gerekli tüm beceriler sonradan öğrenilebilir. Kişi karşılaştığı olumsuz koşullar karşısında sabır ve umutla çözüm bulmaya çalışarak kendi kendisinin rehberi olabilir. Tutum ve davranışları kişiyi çözüme götürmüyorsa kişi daha işlevsel ve gerçekçi stratejiler ile tutum ve davranışlarını değiştirebilir.

Dayanıklı Olmak Öğrenilir mi?

Öğrenme denilen karmaşık süreç, yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan bazen sistemli yani önceden yapılandırılmış bazen de daha kendiliğinden meydana gelen öğrenmelere her an açıktır. Aynı zamanda insan, geçmiş deneyimlerini ve bunlardan kazandığı bilgiyi yeniden yorumlayabilen ve böylece davranışlarını da dönüştürebilen dinamik yapıdadır. Bir bilginin ya da motor bir becerinin sık tekrar edilerek kalıcı öğrenme durumuna gelmesi de yeniden öğrenmeler için sinir sisteminin ne kadar açık ve esnek olduğunu göstermektedir. Dayanıklılığı mümkün kılan becerilerin de sonradan kazanımı söz konusu olduğu için öğrenme işleyişi burada da geçerlidir.

Beyin hücrelerinin değişim gösterebilme özelliğine nöroplastisite denilmektedir. Beynin nöroplastisite özelliğinin, dayanıklılığı belirleyen becerilerin sonradan da öğrenilebileceğini destekleyen sonuçları bulunmaktadır. Öğrenilen yeni bilgiler, tekrar edilen beceriler yeni sinir bağlantıları oluşturarak beynin değişime uğramasını sağlamaktadır. Örneğin, müzik eğitimi alan kişinin beyninde motor korteks, işitsel korteks alanlarında yapısal ve fonksiyonel değişimler olmaktadır. Bir araştırmada gönüllü bir gruba piyano klavyesinde yapılan parmak egzersizlerini sadece hayal etmeleri istenmiş ve egzersizin hayalini kurmanın bile ilgili beyin bölgesinde aktivasyona neden olduğu saptanmıştır. (Alvaro Pascuel-Leone, 2001) Bu araştırmada, dayanıklılığa dair becerilerin sonradan da kazanılarak sinir sisteminde kalıcı hale geldiği görülmektedir. Her insan, beyninin yapısını ve fonksiyonunu belirli bir oranda değiştirme gücüne sahiptir.

Hangi Beceriler Bizi Dayanıklı Yapıyor?

Psikolojik dayanıklılığı sağlayan beceriler; gerçekçi iyimserlik, korkularla yüzleşebilmek, sorumluluk almak, sabredebilmek, hatalardan öğrenebilmek, çözüm becerileri geliştirmek, bilişsel ve duygusal esneklik, anlam kurabilmek, sosyal öğrenmeye açık olmak ve yakın ilişkiler geliştirmek olarak sayılabilir.

Zorluklara iyimser bir bakış açısı ile yaklaşmak zorluğun ciddiyetini küçümsemek anlamına gelmez. İyimser tutum; yaşanan zor bir sürecin tüm gerçekliğiyle farkında olup, zorluktan çıkabilmek için kişinin eylemlerini değerlendirmesi ve harekete geçmesidir. Hayattaki her olayın geçiciliğini hatırlamak ve umudu korumak bu süreçte önemlidir. Zorlu süreçlerde gerçek bazen acı vericidir ama zorluğu en az hasarla atlatabilmek için gerçeği kabul etmek psikolojik dayanıklılığın ilk adımıdır. Gerçekçi iyimser olmak, zor süreçlerin de bir gün sonlanacağına güvenmek, kişinin kendi çabasının da değişim yaratacağına inanmak ve eylemlerinin neyi ne kadar değiştirebileceğine karar vermektir. Bilinçli her olumlu çabanın sinir sisteminde iz bıraktığı unutulmamalıdır.

Tehlikelere karşı uyarıcı görevi olan korku duygusu, aynı zamanda hayatın nasıl yaşandığı konusunda da oldukça belirleyicidir. Bu temel duygu, hızlı karar vermeyi ve eyleme geçmeyi sağlayarak insanın hayatta kalmasını sağlar. Ancak çok yoğun yaşandığında işlevselliği bozar. Dayanıklılık bağlamında ise korkular ile yüzleşme kaçınılmazdır. Korkuyu rehber kabul ederek korkuya rağmen ve onunla birlikte hayata devam etmek dayanıklılığı sağlayan bir tutumdur. Çünkü korkunun geçmesini beklemek, istenilen şeyi yapmayı sürekli ertelemeye neden olur. Ertelemek ise kişiyi deneyimlerin öğreticiliğinden mahrum bırakır.

Haruki Murakami’nin dediği gibi “ …öylece oturup sonsuza kadar yaralarımıza bakamayız. Ayağa kalkıp bir sonraki eyleme geçmeliyiz.”. Yetişkin olmanın temel özelliklerinden biri sorumluluk almak ve davranışların sonucunu üstlenmektir. Geçmişe anlam vermek değerli ve gereklidir ancak geleceği şekillendirecek olan şimdiki eylemlerdir. Zorlu yaşam olaylarını engellemek kişilerin elinde değildir ancak zorluğun içinden toparlanarak çıkmak bir seçimdir. Yeni deneyimlenen bakış açılarının ve öğrenilen becerilerin kalıcılığı, günlük rutinlere disiplinli bir şekilde aktarılmasına bağlıdır ve bu görevde yine sorumluluk bilinci gerektirmektedir.

İçinde bulunulan zorlu sürecin bir an önce bitmesi istenirken, daha gerçekçi bir noktadan bakarak bunun zaman alabileceğini göz önünde tutmak gerekir. Bazen istenen dönüşüm için daha uzun süre tahammül gösterilmesi gerekebilir. Örneğin Asya’da yetişen bambu ağacının önce tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum yine filiz vermez. Büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam edilir. Nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır. Bambu ağacının gelişiminde olduğu gibi, değişimi hazırlayan süreç, uzun bir süre görünürde değişikliğe neden olmayabilir. Dışarıdan görünmeyen ama içeride kendi hızıyla yol alan dinamik bir süreç vardır.

Doğruya ancak denemeler yaparak ulaşılır. Deneyimlerden uzak durmak kişiyi hata yapmaktan korur ama bu aynı zamanda gelişmekten de uzak kalmak anlamına gelir. Yaşamda üretkenliğin devamı için deneyimlerin sürekliliği söz konusudur. Bilim insanları yıllarca aynı konu üzerinde sayısız deneyler yaparak sonuca ulaşırlar. Sürecin uzun sürmesi çabayı değersiz yapmamakta aksine sabrın ve sürekliliğin değerini göstermektedir. Hataların iyi bir öğretmen olduğunu dikkate almak dayanıklılık adına da önemlidir.

İnsan doğası, travmatik ya da zorlu bir durumla ilk karşılaştığında sarsılsa da aslında düşünüldüğünden daha dayanıklı ve esnektir. Kişinin kendine dair farkındalığının olması örneğin düzenli ya da esprili biri olmak gibi güçlü özellikleri ile kolay panik olmak gibi daha zayıf yönlerini bilmesi, zorluklar karşısında oluşturacağı yol haritası için değerlidir.

Dayanıklılık için değişen koşullara uyum sağlamak, bilişsel esneklik ile mümkündür. Bilişsel esneklik; çeşitli bakış açılarına yakın durmak, yaşanan zorluğu gerekirse belli sürelerde tekrar tanımlayıp yorumlamak ve pes etmeden yeni denemelerde bulunmak ile olur. Katı düşünme biçimleri yerine sürecin gidişatına göre çözüm stratejilerinin değişebileceğini kavramak ve yeni yolların her zaman açılabileceğini öngörmektir.

Duyguları olumlu ve olumsuz olarak tanımlamak yerine her duyguya ruhsallıkta yer açmak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Duyguları yargılamadan hissetmek onların öncelikle varlığını kabul etmek anlamına gelir. Doğası gereği duyguların yoğunluğu zamanla azalır. Her duygu geçicidir. Hüzün de mutluluk da bir süre sonra geçer. Öfke ve kıskançlık gibi daha sert duygular bile üzerinde ruhsal olarak çalışıldığında daha başa çıkılabilir bir yoğunluğa dönüşür. Bu nedenle zorlanılan bir süreçte hissedilen hüzün, keder, öfke gibi duygular da kabul edilip yaşandığında bir süre sonra daha az acı vermeye başlar.

Yaşamda kişinin yaptığı herhangi bir eylemi anlamlı bulması o işi yapmasını kolaylaştırır. Anlamlı geldiği sürece o eylemin sürekliliği de daha mümkün hale gelir. Zor yaşam olaylarında ise anlam kaybı ile karşı karşıya kalınabilmektedir. Bu, özellikle travmatik olaylar yaşandığı zaman ruhsallığın sarsılması ile yaşanan normal bir tepkidir. Ancak anlam kaybının uzun sürmesi hayata devam edebilmek için gerekli olan mücadelenin ivmesini bozar. Anlamı koruyabilmek, kişinin ne kadar zor olsa da mücadele içinde olduğu süreci yeni baştan anlamlandırması ve zorluğun içerisinde bir öğreti bulacağına, kendisinin de bir tür bilgelik geliştireceğine inanması ile mümkün olur.

Öğrenme yollarından birisi de taklit yolu ile öğrenmedir. Sosyal öğrenme kuramını geliştiren Albert Bandura rol model alarak öğrenmenin çoğu zaman taklit etmekten fazlasını içerdiğini söyler (Bandura, 2006). Kişinin çevresinde, çeşitli durumlar karşısındaki tutumunu takdir ettiği birini kendine rol model alarak öğrenmesi söz konusudur. Öz kaynaklar arasında olmadığı fark edilen bir özellik ya da becerinin kazanılmasında bu beceriye sahip birinin gözlemlenmesi, bilgi paylaşımında bulunulması, onun eylemlerinin kişinin kendi hayatına uyarlanması motive edici olması bakımından da değerli bir öğrenme metodu olmaktadır.

Destekleyici bir yakın çevre ruhsal bir sığınak görevi görebilir. Dayanıklılık tek başına güçlüklerin üstünden gelineceği düşüncesinin tam aksine, insanın ancak dayanışma içinde bireysel gücünü toplayabileceği anlamına gelir. Sevgi ve güvenin devamlılığı bir süre sonra güçlü bir bağa dönüştüğü için kişinin güçlü bağlar kurmaya özen göstermesi, zor günlerin daha kolay atlatılmasında oldukça önemli bir kaynak oluşturur.

Dayanıklılık Nasıl öğrenilebilir?

Birbirini etkileyerek sürekli dönüştürecek olan psikolojik ve zihinsel dayanıklılık için ruhsallıkta bir dalgakıran oluşturmak mümkündür.

Bir zorluk karşısında ne kadar dayanıklı hareket edileceğini görebilmek için kişinin hayatında biraz zorluk ve stres yaşaması gerekir. Günlük rutin eylemlerden birinin seçilip biraz zorlu bir seviyede uygulanıp pratik yapılması, kişinin kendisini zorlayan ve bazen de keyifli olmayan bir sürece ne kadar dayanabileceğini görmesini sağlayabilir. Örneğin okunan bir kitabın daha kısa sürede bitirilmesi ya da diyet programını daha uzun bir süre aksatmadan uygulamaya çalışmak olabilir.

Zorlu bir dönem yaşayan kişiye yakın çevresi tarafından söylenen “Ne kadar çabaladığını görüyorum.” gibi şefkatli bir sözü, kişinin kendi kendine de söylemesi yani kendisine şefkatli davranması, ruhsal açıdan destekleyici olur.

Korku duyulan şey hakkında doğru bilgi sahibi olmak, korkunun üzerinde kontrol hissi sağlayarak korkunun yoğunluğunu azaltacaktır. Aynı zamanda doğru bilgi ile değiştirilemeyecek gerçeklerin kabulü kolaylaşacaktır. Gerçekçi iyimserliği koruyarak, gerektiğinde her gün yeni baştan olayların ve duyguların geçiciliğini hatırlamak için bilinçli bir çaba gösterilebilir.

Travmatik bir durum söz konusuysa gerektiğinde profesyonel destek alınması gerekebilir. Benzer zorluğu yaşayan kişilerin olduğu bir topluluk ile temas içinde olunması da duyguların paylaşımı ve sosyal destek bağlamında önemlidir.

Zihnin aşırı düşünmesini yavaşlatan meditasyon, tai chi ve mindfullness vb. Teknikler yardımcı olabilir.  Bu teknikler zihnin doğasını anlamaya yardımcı olur ve duygu-düşünce dengesinin kurulmasını sağlar. Zihinde geçmişe ve geleceğe yönelik olumsuz senaryolar yaşandığında bu teknikler ile bilinçli bir şekilde şimdi yapılan eyleme odaklanılması kişinin kontrol duygusunu kaybetmesini önleyecektir.

Kişinin çevresinde, zorluklar karşısındaki tutumunu takdir ettiği birini kendine rol model alması dayanıklılığın öğrenilmesinde kolaylaştırıcı ve motive edici olacaktır.

Zorlayıcı durumları güçlenmek için fırsat olarak görmek ve zorluğun içinde bilgelik görmeye çalışmak durumu bir parça dayanılır kılacaktır. Ayrıca zorluğun ve acının içinden mizah çıkarabilmek kişiye ve çevresine dayanma gücü verebilir.

Sıradan olaylarda ve rutin giden düzende anlamlar bulmaya çalışmak zor olaylara da anlam verme deneyimini kazanmak için değerlidir. Hayatımızda yeni umutlar yaratmak ve heyecanlar bulmak için bilinçli bir çaba göstermek gerekmektedir. Döngüsünde hem kırılganlığın hem de yeniden canlanmanın bulunduğu doğa, anlam bulma pratiğini yapmak için uygun bir alan sağlayabilir.

Yazan:
Feray İlme
Danışman Psikolog 

Kaynakça:
  • Charney, S.D. ve Southwick, S.M. Psikolojik Dayanıklılık Hayattaki Büyük Zorluklarla Başa Çıkma Sanatı. İletişim yayınları