Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçişin sancılı ama bir o kadar da önemli evresidir. Bu dönem; hem bedensel hem duygusal hem de sosyal açıdan büyük bir dönüşüm içerir. Çoğu zaman ebeveynlerin “tanıyamadıkları” bir çocukla karşı karşıya kalmalarına neden olan bu değişim, aslında bireyin kendi kimliğini bulma çabasının doğal bir sonucudur.
Ergenlik dönemi, gençlerin kendileriyle ilgili derin sorularla yüzleşmeye başladıkları bir zamandır. Üstelik bu soruların cevabı kolayca bulunamayabilir. Bazen yüksek sesle dile getirilen, bazen sessizlikle, bazen de öfkeyle ifade edilen “Ben kimim?”, “Hayattan ne bekliyorum?”, “Bu dünyadaki yerim ne?” gibi sorularla ergenin meşguliyeti oldukça yoğundur. Artık genç için başkalarının ne düşündüğünden çok, kendi hissettikleri ön plandadır. Duygular daha yoğun yaşanır; ruh hali dalgalı olabilir. Bir gün enerjik ve sosyal olan genç, ertesi gün içine kapanabilir, sessizleşebilir.
Bu dönemde gençlerde bağımsız olma isteği de belirginleşir. Kendi kararlarını almak, sınırlarını kendileri belirlemek ve dünyayı bireysel deneyimlerle tanımak isterler. Ancak bu özgürlük arzusu, henüz tam olarak olgunlaşmamış bir beyin yapısıyla birlikte seyreder; özellikle karar verme ve sonuçları değerlendirme gibi becerilerden sorumlu olan ön frontal korteks hâlâ gelişim aşamasındadır. Böylece, bir yandan özgürlük isteyen ama öte yandan hala desteğe ihtiyaç duyan, çocuklukla yetişkinlik arasında gidip gelen bir genç profili ortaya çıkar.
Ergenlik, büyümenin en görünür, en gürültülü hâlidir. Gürültü, sadece ses değil; bazen bir suskunluk, bir göz devirme ya da odadan fırtına gibi çıkıp gitmektir. Asıl mesele bu gürültünün ardındaki mesajı duyabilmektir.
“Kapıyı Çarpan” Ne Anlatmak İster?
Bir kapının hızla çarpması, yalnızca fiziksel bir hareket değil; çoğu zaman bir duygunun, bir ifadenin, hatta bir yardım çağrısının habercisidir. Ergenler, duygularını her zaman kelimelerle ifade edemez; öfke, hayal kırıklığı, anlaşılmama hissi ya da yalnızlık, bazen yüksek bir sesle kapanan bir kapıyla temsil edilir. Bu davranış, dışarıdan bakıldığında saygısızlık ya da öfke patlaması gibi görünse de, altında çoğu zaman “beni fark et”, “beni anla”, “benimle ilgilen” veya ‘’bana zaman ver’’ mesajları yatar. Anne babalar için bu anlar, bir geri çekilme ya da cezalandırma zamanı değil; tam tersine, ergenin iç dünyasına kulak vermek ve duygularının arkasındaki gerçek ihtiyaçları anlamak adına önemli bir fırsattır. Kapıyı çarpan bir genç, belki de kelimelere dökemediği bir duyguyu ifade ediyordur veya ‘’beni duyun’’ diye sesleniyordur.
Ergenler duygularını çoğu zaman dolaylı yollarla ifade eder. Bunun nedeni, henüz duygularını tanımayı ve adlandırmayı tam öğrenememiş olmalarıdır. “Sinirliyim” derken aslında “kırıldım” diyordur. “Beni rahat bırak” dediğinde, belki de “yanımda ol ama baskı kurma” demek istiyordur. Bu ifadelerin her biri, bastırılmış duyguların ya da sessiz çığlıkların maskelenmiş halidir.
Ebeveynin burada yapabileceği en önemli şey, görünmeyeni görebilme becerisini kullanmasıdır. Ergenin davranışına değil, o davranışın ardındaki duyguya odaklanmak gerekir. Çünkü çoğu zaman bağırmak, kapı çarpmak ya da alaycı tavırlar, altında derin bir yalnızlık hissi, reddedilme korkusu ya da onaylanma ihtiyacı taşır. Ergenlerin tepkileri, yüzeyde her ne kadar “reddedici” görünse de altında çoğu zaman bir bağ kurma isteği yatar. Ancak bu bağ, artık çocukluk dönemindeki gibi doğrudan ve saf değildir, daha karmaşıktır, çoğu zaman çelişkilidir. “Beni dinle ama yargılama”, “Yanımda ol ama karışma” gibi ikilemler ergenlikte çok sık görülür. Ergen, kendi kimliğini inşa ederken ebeveynine hem ihtiyaç duyar, hem de ondan ayrışmaya çalışır. Bu gerilimli süreç, tepkisel davranışlara yol açabilir. O nedenle “Bana böyle davranıyorsa beni dinlemiyor ya da sevmiyor demek ki” düşüncesi yerine, “Bunu neden böyle söylüyor olabilir?” sorusu ebeveynin pusulası olabilir. Çünkü öfke bir duygudur ama her zaman ilk duygu değildir. Öfkenin arkasında çoğu zaman incinmişlik, hayal kırıklığı ya da değersizlik hissi yatar.
Bazı ergenler ise duygularını bastırmak için maske takar. “Rahat” görünmek, her şeyden haberdarmış gibi davranmak, duygusuz görünmek, hatta umursamazlık, aslında kendini koruma stratejisidir. Çünkü duygularını açık etmek, savunmasız kalmak anlamına gelebilir ve bu savunmasızlık, o yaşta çok riskli hissedilir. Benzer şekilde; abartılı neşe, yoğun coşku hâlleri, aşırı sosyal medya kullanımı ya da arkadaş grubunda “en farklı” olmaya çalışma da bir çeşit duygusal örtü olabilir. Ergenler bazen içsel çatışmalarını bastırmak için dışa dönük tavırlarla kendilerini oyalamaya ya da görünmez zırhlar kuşanmaya çalışırlar. Bu noktada ailelerin dikkatli olması gerekir. Davranışı değil, davranışı doğuran ihtiyacı görebilmek; görünene değil, görünmeyene kulak verebilmek gerekir. Çünkü ergen ne kadar maske takarsa taksın, içinde hâlâ anlaşılmak isteyen, onay bekleyen ve sevgiye aç bir çocuk vardır.
Dinlemek: Sadece Kulakla Değil, Kalple de…
Gerçek dinleme, yalnızca karşıdakinin konuşmasını sessizce beklemek değildir; onun duygusuna temas edebilmek, anlattıklarının ötesini duyabilmektir. Özellikle ergenlik döneminde, gençler anlaşılmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyar. Sözlerinin ardındaki kaygıyı, sessizliğin içindeki kırgınlığı, öfkenin altındaki hayal kırıklığını hissedebilmek için kulak yeterli olmaz, kalp devreye girmelidir. Ergenle kurulan bağın güçlenmesi, çoğu zaman ebeveynin yargılamadan, öğüt vermeden ya da hemen çözüm sunmadan önce sadece “orada” olmasıyla başlar. Kalpten dinlemek, ergenin kendini değerli, görülmüş ve anlaşılmış hissetmesini sağlar. Çünkü bazen en çok ihtiyaç duydukları şey, söylediklerini değil, söyleyemediklerini duyacak birileridir.
Etkin dinleme, konuşanı gerçekten anladığımızı ona göstermek anlamına gelir. Bu yöntem hem sözlü hem de sözsüz geri bildirimleri içerir. Göz teması kurmak ve dikkatle dinlemek, “Hımm…”, “Anlıyorum”, “Devam etmek ister misin?” gibi kısa sözlü geri bildirimler vermek, yüzünü konuşana dönmek, başıyla onaylamak, telefon ya da başka dikkat dağıtıcı şeylerden uzak durmak, söyleneni tekrar etmek veya özetlemek gibi yollarla etkin dinleme sağlanabilir. Bu şekilde ergen, ebeveynin onu duyarken aynı zamanda ‘’gerçekten anladığını’’ da hisseder.
Empatik dinleme, yalnızca ne söylendiğine değil, neden ve nasıl söylendiğine odaklanmaktır. Ergenin yaşadığı duyguyu yargılamadan kabul etmek bu dinlemenin merkezinde yer alır. “Bunun seni ne kadar üzdüğünü görebiliyorum”, “Bu olay seni gerçekten çok zorlamış olmalı”, “Kızgın olduğunu fark ediyorum, anlatmak ister misin?” Bu tür cümleler, duygunun varlığını kabul eder ve ergenin kendi duygularına yabancılaşmasını engeller. Unutulmamalıdır ki bir duygunun varlığını kabul etmek, o davranışı onaylamak anlamına gelmez.
Ergenler, kendilerini en çok eleştirildiklerinde değil, yargılanmadıklarını hissettiklerinde açarlar. Bu nedenle dinlerken hemen çözüm sunmak, doğruyu göstermeye çalışmak ya da eleştirmek yerine; dinlerken kesmemek, konuşma bitmeden yorum yapmamak, soru sormadan önce duyguyu anlamaya çalışmak ve “Ama” ile başlayan cümlelerden kaçınarak “Anlıyorum ama…” yerine “Seni anlıyorum ve bu senin için gerçekten zor olmalı.” gibi cümleleri kullanmak tercih edilebilir.
Bazen “seni duyuyorum” demek için cümle kurmaya gerek yoktur; bir bakış, bir sessizlik, bir sarılma yeterlidir. Ancak kelimelere döküldüğünde kullanılabilecek bazı etkili ifadeler “Sana kulak vermek istiyorum, bu senin için önemli biliyorum.” “Şu an sadece seni duymaya geldim, çözüm bulmak için değil”, “Anlatmak istediğin şeyin ne kadar değerli olduğunu biliyorum.”, “Senin için buradayım.” ergenin en temel ihtiyaçlarından biri olan görülme ve anlaşılma isteğine karşılık verir. Aynı zamanda bu yaklaşım, ergenin savunmaya geçmeden duygularını paylaşmasını kolaylaştırır.
Dinlemek bir beceridir ama aynı zamanda bir bağ kurma şeklidir. Kulaklarımızla duyduklarımızı zihnimizle anlayabiliriz ancak kalbimizle hissettiğimizde gerçek anlamda temas kurarız. Ergenin dünyasına kapı aralamak, bazen sadece sessizce, dikkatle ve yargısızca dinlemekle başlar. Kapıyı çarpan ergene kulak vermek, onun dünyasına girmek, o gürültünün ardındaki sesi duyabilmektir.
İletişimdeki İyi Niyet Tuzakları: Farkında Olmadan Söylenenler
Ergenlerle iletişim kurarken, iyi niyetle atılan bazı adımlar maalesef ilişkiyi zorlaştırabilir ve gençlerin kendilerini kapatmalarına yol açabilir. Bu hataları fark etmek ve onlardan kaçınmak, sağlıklı ve etkili iletişimin kapısını aralar. Ergenlerin en çok kaçındığı durumlardan biri, sürekli nasihat almak ya da öğüt dinlemektir. “Şunu yapmalısın, bunu yapmamalısın” şeklindeki sürekli yönlendirmeler, genci kendi kararlarını alma sürecinde kısıtlanmış hissettirir. Bu da tepki ve kopukluğa sebep olabilir. İyi bir iletişim, dinlemek ve anlamaya çalışmakla başlar; nasihat vermekse ancak ihtiyaç duyulduğunda ve uygun şekilde yapılmalıdır.
“Neden böyle yaptın?”, “Bunu hiç düşünmedin mi?” gibi sorgulamalar ve suçlayıcı ifadeler, ergenin savunmaya geçmesine neden olur. Bu tür cümleler gençte “anlaşılmıyorum” ve “suçlanıyorum” hissi yaratır. Bunun yerine, “Bu durum sana kendini nasıl hissettirdi?” ya da “Bu konuda ne düşünüyorsun?” gibi açıklayıcı ve yumuşak sorular sormak, genci konuşmaya teşvik eder.
Ebeveynlerin sıklıkla düştüğü tuzaklardan biri, kendi gençlik deneyimleriyle çocuklarını kıyaslamaktır. “Ben senin yaşındayken…” cümleleri, gençlerin “Beni anlamıyor” demesine sebep olabilir. Her dönem ve her birey farklıdır; bu tür karşılaştırmalar ergenin kendini ifade etme ihtiyacını azaltır. Bu cümlelerin yerine, “Senin yaşadıkların benim çocukluğumda yaşadıklarımdan farklı, bunu anlamaya çalışıyorum.” gibi ifadeler kullanmak daha yapıcıdır.
Bazen ebeveynler, sohbeti disiplin konularıyla karıştırır ve her konuşmayı bir “ders verme” fırsatı olarak görebilir. Sohbet, bir ceza öncesi uyarı ya da davranış düzeltme çabası haline geldiğinde, samimiyetini kaybeder. Oysa gençlerle kurulan sağlıklı iletişimin temelinde, “sorgusuz sualsiz dinlenebilecek güvenli alanlar” yatar. Her konuşmanın sonunda bir ders verme çabası, sohbeti bir sorguya; dinlenme anlarını bir değerlendirme tahtasına dönüştürebilir. Bu da ergenin kendini ifade etme isteğini köreltebilir. Unutmayın, bazı anlar sadece paylaşmak, birlikte gülmek ya da susarak bile olsa bağ kurmak içindir. Disiplin ve sınır koyma elbette ebeveynliğin bir parçasıdır ancak bu işlevlerin sohbetten ayrı zaman ve zeminlerde yapılması, ilişkideki güvenin korunması açısından büyük önem taşır.
Zor Zamanlarda Bağ Kurmanın Yolları
Ergenlik döneminde iniş çıkışlar, çatışmalar ve anlaşmazlıklar sıkça yaşanır. Bu zor zamanlarda ailelerin en önemli görevi, çocuklarıyla aralarındaki bağı koruyup güçlendirmektir. Çünkü sağlıklı bir bağ, sorunların üstesinden gelmede en büyük dayanak noktasıdır. Bazen kelimeler yetersiz kalır ve ortamda bir sessizlik hakim olur. Bu sessizlik korkulacak ya da kaçınılacak bir durum değil, beraberce paylaşılabilecek bir an olarak görülebilir. Yan yana sessiz kalmak, “Sana eşlik ediyorum, yalnız değilsin.” demenin en güçlü yollarından biridir. Bu, sözcüklerin ötesinde bir yakınlıktır.
Zor zamanlarda ergenin dünyasında ‘’kopukluk’’ hissi artabilir. Ebeveyn olarak bu mesafeyi kapatmak için sabırlı ve kararlı olmak gerekir. “Köprüden beraber geçmek”, yani zor anlarda gençle aynı tarafta olmak, onu anlamaya çalışmak, onu değiştirmeye ya da kontrol etmeye çalışmamak, ilişkinin temelini oluşturur. Ergenlik, hızlı çözümlerle tepkiler vermek değil, zamana yayılan yanıtlar üretme sürecidir. Bu nedenle sabırlı olmak ve zaman tanımak çok önemlidir. Genç bazen kendini ifade etmek için hazır olmayabilir bazen de duygularını toparlamaya ihtiyaç duyar. Ebeveynin bu süreci saygıyla karşılaması, gencin güven duygusunu artırır.
Bağ kurarken sınırlar koymak, ergenin özgürlüğü ve güvenliği için gereklidir. Ancak bu sınırlar, ilişkiyi zedelemeden, sevgi ve saygı temelinde konmalıdır. Sınırlar, bireyi kontrol etmek için değil, birlikte sağlıklı bir ilişki kurmak içindir. Böylece ergen, hem kendini güvende hisseder hem de aile ile bağları sağlam kalır.
Çelişkiler, Arayışlar ve Yardım Alma
Her anne baba, çocuğunun iyi olmasını, mutlu ve sağlıklı bir birey olarak büyümesini ister. Bu içgüdüsel destek, özellikle ergenlik döneminde daha da önem kazanır. Ancak bazı durumlarda ebeveyn desteği yeterli olmayabilir. Bu, bir başarısızlık değil; bazen süreci birlikte yürütecek başka kaynaklara ihtiyaç olduğunu fark etmektir.
Ebeveynlerin rolü, çoğunlukla duygusal destek vermek, güvenli bir ilişki zemini sunmak ve sınır koymaktır. Ancak çocuklarının yaşadığı duygusal ya da davranışsal zorluklar, bu desteğin sınırlarını aştığında, profesyonel bir uzmandan yardım almak sağlıklı bir adımdır. Tıpkı fiziksel bir rahatsızlıkta doktora gidildiği gibi psikolojik destek almak da sürecin doğal bir parçasıdır. Peki, hangi durumlarda uzman desteği almak gerekir?
- Duygusal belirtiler uzun süreli hale geldiyse: Sürekli üzgün, içe kapanık, umutsuz ya da öfke dolu bir ruh hali uzun süredir devam ediyorsa (azalmıyor ve her geçen gün artıyorsa),
- Yoğun kaygı ya da panik hali varsa: Okula gitmek istememe, arkadaş ortamından kaçınma, uyku ve yeme sorunları gibi bedensel belirtilerle birlikte seyreden kaygılar,
- Kendine zarar verme düşünceleri ya da davranışları gözlemleniyorsa,
- Akademik ya da sosyal işlevsellikte belirgin düşüş varsa,
- İletişim tamamen kopmuşsa: Aile içindeki tüm çabalar karşılıksız kalıyor, genç kendini tamamen kapatıyorsa,
- Bağımlılık riski veya zarar verici davranışlar ortaya çıkıyorsa: Madde kullanımı, riskli davranışlar, aşırı ekran kullanımı vb.
Bu tür durumlarda psikolojik destek, hem gencin hem ailenin daha sağlıklı bir süreç geçirmesini sağlar.
Ebeveyn olmak her sorunu çözmek değil, gerekli olduğunda destek isteyebilmeyi bilmektir. Ailenin rolü; dinlemek, yanında olmak, yargılamadan desteklemek ve çocuğunun ihtiyacını fark ettiğinde onu uzmanla buluşturmaktır. Bu, sorumluluktan kaçmak değil, çocuğun iyiliği için doğru kaynağa yönlendirmektir. Bazen de gençler doğrudan yardım istemez, direnç gösterebilir. Bu gibi durumlarda bir uzmandan önce ebeveyn olarak siz destek alabilirsiniz. Bu, hem çocuğunuza nasıl yaklaşacağınızı anlamanızı sağlar hem de sürece güvenli bir yol açar. Bazen de en büyük destek, “Bu konuda tek başıma yeterli olamıyorum ve senin için bir uzmandan yardım almak istiyorum.” diyebilmektir. Çocukların iyiliği için atılan her bilinçli adım, onları geleceğe bir adım daha güçlü hazırlar.
Ergenlik, hem gençler hem ebeveynler için bir değişim yolculuğudur. Bu yolculukta en çok ihtiyaç duyulan şey, yargılamadan dinleyen bir çift kulak, sabırla bekleyen bir yürek ve yanında güvenle duran bir yetişkindir. Kapıların çarpıldığı, kelimelerin eksik kaldığı, duyguların karmaşıklaştığı anlarda bile bağı sürdürmek mümkündür. Unutmayın, bazen sadece “buradayım” demek bile yeterlidir ve bazı yolculuklarda, yanımıza bir uzmanın rehberliğini almak, hem size hem çocuğunuza iyi gelir. Önemli olan mükemmel olmak değil, samimi, güvenilir ve sürdürülebilir bir bağ kurabilmektir.
Yazan:
Halime Güven
Psikolojik Danışman
İrem Sücüllü Erem
Uzman Psikolojik Danışman
Kaynakça
Erol, N. (2010). Ergenlik Dönemi Psikolojisi. Ankara: Nobel Yayınları.
Akgül, A. ve Yalçın, M. (2015). Ebeveynlerin Ergenlerle İletişim Becerilerinin Geliştirilmesi. İstanbul: Remzi Kitabevi..
Demir, S. (2018). Empatik Dinleme ve Aile İçi İletişim. Psikoloji ve Eğitim Dergisi, 12(3), 45-58.
Özdemir, A. (2019). Ergenlikte Kimlik Gelişimi ve Aile Desteği. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayını.
Türk Psikologlar Derneği (TPD). Ergenlik ve Ruh Sağlığı Rehberi.
