Babalık Rolü Üzerine

Bir bebek dünyaya geldiğinde, onunla beraber bir anne ve bir baba da dünyaya gelir. Türk Dil Kurumu “Baba” kelimesini “Çocuğu olan erkek.” olarak tanımlasa da bir çocuğa biyolojik açıdan sahip olarak “baba olmakla”, dünyaya gelmiş olan çocuğun bakımına katılmak, sağlıklı gelişimi için gerekli ihtiyaçlarını karşılamak yani “babalık yapmak” birbirinden farklıdır. Çocuğun dünyasında babalık rolü, babalık yapmak yoluyla kazanılabilir. Fiziksel olarak varlığının yanı sıra çocuğun ruhsallığında ilişkisel olarak da yer alması önemlidir. Öte yandan babasız büyüyen, babasını kaybetmiş çocuklar içinde dayı, amca, dede gibi başka bir erkek rol modelin olması çocuğun ruhsallığı açısından bir ihtiyaçtır.

Anne ve baba olma yolculuğu, zihinde ve kalpte düşlemsel olarak bu fikre yer açarak başlar. Bununla beraber annenin somut olarak varlığı hamileliktir. Yani anne, doğumdan önce varken, baba çocuğun hayatına doğumdan sonra girer.

Psikanalist Winnicott’a göre (Aktaran Erdem, 2014), anne bakıma muhtaç halde dünyaya gelen bebeğinin hem duygusal hem fiziksel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için onunla özdeşim kurar. Başka bir deyişle bebeğinin neye ihtiyaç duyduğunu hissetmesi önemlidir. Bakımı verilirken ihtiyaçlarının anlaşılıp, doğru yorumlanması ve vaktinde karşılanması bebeğin hem fiziksel hem ruhsal gelişimini destekler. Annenin tüm meşguliyeti bebeğinin üzerindedir. Böylelikle anne, bebek için iç ve dış uyaranların getirdiği kaygıyı hafifletebilir; onu besler, bakımını verir, aynalar ve yatıştırır. Bebek de anneyle bir bütündür ve onunla kurduğu bu bütünleşik ilişkiyle dünyayı anlamlandırmaya başlar. Anneyle bebeğin kurduğu ilişki tıpkı bir ayna niteliğindedir. Buradan yansıyan olumlu duygular bebeği güvende, huzurlu ve sevgi dolu hissettirirken; kaygı, öfke, huzursuzluk, mutsuzluk gibi olumsuz duygular ona dış dünyanın tehlikeli ve tedirgin edici bir yer olduğunu hissini yaratır.

Anneyle bebeğin bu bütünleşmiş ilişkisi ve annelik rolünün öne çıkmasıyla, çoğu zaman görülebilen karı koca ilişkisinin silikleşmesi durumu, babayı dışarıda ve yalnız kalmış gibi gösterse de aslında babanın çok önemli bir rolü vardır. Baba bütünleşik anne bebek ikilisini kapsayarak gerekli desteği sağladığında anne, sürecin getirdiği kaygılardan arınarak bebeğe gerekli bakımı vermekte zorlanmaz. Annenin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi bebeğinin de kendini güvenli ve huzurlu hissetmesini sağlar. Bu da babanın sağladığı kapsayıcılıkla mümkündür. Zamanla bebeğin büyümesi bütünleşmiş ilişkinin değişmesini zorunlu kılar. Bebek büyür, ihtiyaçlarını kendi katlanma kapasitesini aşmayacak kadar erteleyebilir hale gelir. Hatta bebeğin sağlıklı gelişimi açısından bu ertelemenin önemi vurgulanır.

Anneyle bu bütün ilişki bebeğin sosyalleşmeye başlamasıyla, yani ben ve diğerlerinin farkına varılmasıyla aralanır ve bebek babayla ilişki kurmaya başlar. Babayla kurduğu ilişki bebeğin ilk sosyal ilişkisidir. Bu ilişkinin başlamasında ve sürdürülmesinde annenin tutumlarının büyük önemi vardır. Bu süreci Lacan (1957-58) şöyle tanımlar: “Baba, annenin gösterdiği yerdedir.” İç içe geçmiş anne çocuk ilişkisinde baba, anne-çocuk arasına girerek gerekli mesafeyi sağlar. Bu mesafe sayesinde çocuk, sağlıklı ilişki kurabilme becerileri kazanır. Ayrışmayla bağımsızlaşabilmeyi başarır ki bu bağımsızlaşma çocuğun benlik yapılanması ve özgüveni üzerinde de büyük etkiye sahiptir. Anneden ayrışmayı başaran çocuk öz yeterlilik ve özgüvene dair zemini de hazırlar. Ancak babanın bu ayırıcı rolü üstlenebilmesi, annenin ayrışmayı kabul etmesi ve izin vermesiyle, baba çocuk ilişkisine alan açmasıyla mümkün olur. Aksi halde dışarıda bırakılan ve yalnızlaştırılan baba, ilişkisel olarak çocuğu rakip gibi görmeye ve bilinçaltında gizli bir öfke filizlendirmeye başlar. Baba ve çocuk arasındaki çatışmalar gelişimsel olarak kaçınılmazdır ancak bilinçaltında beslenen bu öfkeyle sağlıklı çatışmaların yaşanması pek mümkün değildir.

Babanın, anne çocuk bütünleşik ilişkisinde ayırıcı rolü üstlenebilmesi ve ayrışmayı destekleyebilmesi ancak çocukla kurduğu nitelikli ilişki sayesinde mümkündür. Bu ayrışmayla yalnızca çocuk bağımsızlık kazanmakla kalmaz aynı zamanda anne de “anne” rolünün dışında diğer rollerinin olduğunu hatırlar. Bu aile birliğinin sürdürülmesi için gerekli olan karıkoca rollerinin de unutulmaması adına önemlidir. Yalnızca çocuk merkeze alınarak kurulan aile düzeninde çocuklar, büyüyüp kendi hayatlarını kurduklarında ebeveynin yaşamında kocaman bir boşluk olarak iz bırakırlar.

Öte yandan çocuğun aşırı merkezde olması karı koca rollerini de durağanlaştırabilir. Çiftler birbirine zaman ayırma, paylaşımda bulunma, ilişkilerini besleme konusunda zorlanabilirler. Yaşanan böyle bir süreç giderek evlilik birliğinin bozulmasına ya da zarar görmesine sebep olabilir. Unutulmamalıdır ki mutlu çocuklar yalnızca iyi ebeveynlikle rolü sunulmasıyla yetişmez, onlar aynı zamanda anne babalarının bir çift olarak mutlu karıkoca rollerini de görmek isterler.

Çocuğun ruhsallığını şekillendiren ve kuracağı ilişkilerin temelini oluşturan anne, baba, çocuk üçgeni, hayatı boyunca onu koruyacak güvenli bir kalkan gibidir. Bu kalkanın sağlamlığını kurulan bağların gücü belirler. Özellikle 3 – 6 yaş aralığında daha da önem kazanacak şekilde, çocuğun ruhsallığında anne ve babanın bir çift, kendisinin ise o çiftin bir parçası olan üçüncü olduğunu anlamlandırması, bu duruma yönelik mesajların ebeveynden çocuğa doğru şekilde ulaşması gerekir. Özellikle ev içi mahremiyete ilişkin sınırların olması, çocuğun yaşına uygun olarak öz bakımının kendisi tarafından yapılması, kendi yatağında uyuması gibi durumlar bu mesajları netleştirmek açısından önemlidir.

Baba, çocuğu anneye olan bağımlılığından koparıp, ihtiyacı olan sağlıklı ayrışmayı sağlayan, yani bir anlamda büyümenin ilk adımını atan kişidir. Baba çocuğu özgürleştiren ve dünyaya hazırlayandır. Balkan (2014), bu durumu şöyle tarif eder; “Anne güneştir, ısıtır, aydınlatır sarar sarmalar; baba ise rüzgârdır. Güneşin boğucu yakıcılığından koruyan, denizde gemilerin yol almasını, keşifler yapmasını, bitkilerin döllenmesini ve canlılığın, yaşamın sürdürülmesini sağlayan kişidir.”

Baba, çocuğun hayatında anneye yardım veren ikincil konumda değil, aksine birincil olarak dış dünyayla çocuk arasındaki en önemli köprüdür. Baba çocuğu annenin kapsayıcılığıyla sardığı güvenli dünyasından, yasaların olduğu,  kuralların olduğu dünyaya hazırlar. Dürtüleri kontrol eden üst benliğin gelişmesi, vicdan duygusu ve ahlaki değerlerin temeli babayla kurulan ilişkiyle sağlanır.

Baba yasayı, kuralları koyandır. Dolayısıyla “güven” ve “güç”tür. Bu yasaları ve gücü mümkün kılan ise annenin, babalık rolüyle ilgili eleştirel olmaması, yapamamak becerememekle ilgili güvensizlik duygusu aktarmaması ve babanın rolünü değersizleştirmemesi ile mümkün olur. Anne tarafından değersizleştirilmiş bir baba, çocuğun dünyasında da saygınlık kazanamaz. Çocukluk yıllarından itibaren bebekleriyle oynayarak rolünün provasını yapan anneler için bu role geçiş, aylarca içinde büyüttüğü parçasıyla bağ kurmak babalara göre daha kolay olabilir. Babalar için ise ilk karşılaşma bu kadar kolay olmayabilir. Bununla beraber, ertelenmeden bebeklikle başlayan, bakıma ilişkin sorumluluğu paylaşan babalar çocuklarıyla daha güçlü bağlar kurabilirler.

Bebeklik yılları itibariyle ertelenmeden kurulan nitelikli baba çocuk ilişkisinin çocuğun akademik hayatı üzerinde de önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Çünkü babasıyla nitelikli ilişkiler kuran çocuklar, sağlıklı bir şekilde anneden ayrışmayı gerçekleştirerek dış dünyaya ve dış dünyadan gelen uyaranlara daha açık hale gelirler. Bu da onların öğrenme sürecini kolaylaştırır.

Günümüzde babalık rolü geçmiş yıllardan farklılık gösterse de “arkadaş baba” olma kavramı bu bağlamda çocuğun ruhsallığı açısından değerlendirildiğinde doğru olmayacaktır. Açık ve doğru iletişim kuran, birlikte nitelikli vakit geçiren ve çocuğun ihtiyacı olduğu her an sırtını yaslayabileceği güçlü ve güven veren babaya ihtiyacı vardır. Açık ve doğru iletişimin yolu dinlemek, duymak ve empatidir. Sağlıklı ilişkinin temeli de sınırlardır. Çocuğun her istek ve arzusunun peşinden beraber koşmak, sınırları silikleştirirken nesil farkının getirdiği deneyimle onun ihtiyaçlarını belirlemek, bu ihtiyaçlar doğrultusunda ona güvenli bir yaşam alanı sunmak ilişkiyi sağlamlaştırır. Her çocuk için en temel ihtiyaç “güven” ihtiyacıdır. Sınırlar da her ilişkinin güven bariyerleridir. Sınırın olmadığı yerde belirsizlik hâkimdir. Belirsizliğin olduğu yerde “güven”den söz etmek mümkün olmaz. Bunun yanısıra sınır ve yasağın olmadığı bir dünyada dürtüleri kontrol etmek de çocuk açısından zorlaşacaktır.

Sınırların olmadığı, eşit, adeta akran ilişkisiyle kurulmuş baba çocuk ilişkisinde babayı rol model olarak almak, modellemek çocuk için oldukça güçtür. Çocuğun hayatı boyunca birçok arkadaşı zaten olacaktır ancak onun yalnızca bir babası vardır. Hayatı boyunca da yalnızca bir babası olacaktır. Bu eşsiz rolün, tekliğin değerini bilmek ve başka rollerle yer değiştirmemek gerekir.

Öte yandan aşırı otoriter ve baskıcı baba tutumuyla sürekli itaat etmesi beklenen, söz hakkı ya da seçim hakkı tanınmayan çocuklar genellikle daha pasif bir kişilik yapılanmasına sahip olurlar. Kendilerini ifade etmekte zorlanırken, haksızlığa bile uğrasalar bu durum karşısındaki duruşları genellikle daha pasiftir. Otoriteyle ilişkilerinde ketlenirler.

Çocuğun psikoseksüel gelişimi açısından da babanın önemli bir rolü vardır. Özellikle 3. yaşla gelişen cinsiyete özgü farkındalıkla erkek çocukları için “baba gibi yapmak”, “baba gibi olmak” önem kazanır. Baba ve erkek çocuk arasında kurulan yakın ilişki onun babasıyla özdeşim kurmasını kolaylaştırır. Kendi cinsiyet rolüne ilişkin özellikleri model alarak, bu rolü geliştirmesini sağlar. Kız çocuklar için ise babayla kurulan ilişki yetişkinlik yıllarında kuracağı romantik ilişkilerin zeminini oluşturur.

Sancılı bir değişim süreci olan ergenlik yıllarında, çocukluk yıllarının konfor ve güveni geride kalır ve artık sorumlulukların olduğu yetişkinlik dünyasına adım atılır. Bu döneme özgü gencin sağlıklı gelişiminin bir parçası olan çatışmalar için de nasihat vermeden, ihtiyaç duyduğunda sığınabileceği, destekleyici ve güven verici bir baba fırtınaların şiddetini hafifletecektir. Erkek çocuklar için yetişkin bir erkek olma yolunda rehberlik yapmak, yine döneme özgü çatışmalı anne kız ilişkisinde güvenli bir bariyer olmak ve dengeleri korumak, babalık rolü açısından önemlidir.

Görülüyor ki çocuğun yaşamında anne ve babanın rolü birbirinden farklıdır. Birinin diğerinin rolünü üstlenmesi, yerini doldurmaya çalışması mümkün değildir, daha çok birbirini tamamlar niteliktedir.

Babalık rolünün ruhsallığa iz düşümünün faturası da babalık serüveni başladığında kendini gösterir. Çünkü ebeveyn olmayı herkes kendi ebeveyninden öğrenir; ya tıpkı onlar gibi davranılır ya da onların yaptıklarını asla yapmamaya niyetlenilir. Sanki başka bir alternatif olamazmış gibi…

Öte yandan bazen çocukların sorunlarını anlamaya çalışmak insanın kendi çocukluğuna ait, bugüne miras kalan sorunlarıyla da yüzleşmesi anlamına gelebilir ki buradaki duygular büyük ölçüde ebeveynlik yolculuğunun rotasını belirler. Bu bağlamda psikanalist Alainde Mijolla (AktaranParman, 2014), bir beşiğin etrafından çok kişi sayar: anne, baba, iki büyük anne, iki büyük baba, daha da geriye doğru gidersek dört büyük anne, dört büyük baba…Tüm bu bireyler arasındaki aktarımsal ilişkinin önemi vurgulanır.

Pek çok tutum ve davranışın altında ebeveynin kendi çocukluğuna ilişkin bir onarım çabası vardır. Bu çaba bazen farkındalıkla, bazen farkında olmaksızın yapılır fakat maalesef bugün için başka yaraların açılmasına sebep olur. Çünkü dünün yaraları, bugün başka bir bedende iyileşmez. Hiçbir çocuk ebeveyninin yarım kalan inşası olmamalıdır.

Baba olma arzusuyla düşlemde filizlenen serüven, bir yaşam boyu geri dönüşsüz daima ilerleyerek devam eder. Geri dönüşsüz olması geçen her zamanın değerini önemli ölçüde eşsiz kılar, bir daha o yaşlara dönülemez.

Kapsayan, güven ve güç veren, özgürleştiren, yasayı tanıtan babalık rolü pek çok perspektiften değerlendirildiğinde yaşamın ilk yıllarından başlayarak tüm yaşantımız boyunca önem ve değerini kaybetmeden sürdürür. Baba olmakla babalık yapmak arasındaki ince çizgide çocuğun ruhsallığını doyurmak, yaşamı boyunca unutamayacağı anılar biriktirmek, ihtiyacı olduğunda dayanak olmak çocuklara bırakılabilecek en büyük mirastır.

Babaların hayatımıza kattıklarını en güzel anlatımıyla Nazım Hikmet’in aktarımıyla sonlandıralım;

“Baba!
Her yılbaşındasana söyleyecekbir teksözüm var:
‘Seni ne kadar çok seversemo kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar…’

Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korkubaşımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek içineğilir başım.”

Nazım Hikmet

Yazan:
Özge M. Tonguç
Uzman Psikolog