Eleştiren İç Sesimiz: Mükemmelliyetçilik

Her konuda rekabetçi bir dünya içinde yaşama ve toplumda var olma çabasının bir yarışa dönüştüğü günümüzde gerek iş gerek aile hayatında her şeyi dört dörtlük yapma, kusursuz olma isteği ve eksiklere tahammül edememe ile “mükemmeliyetçilik” gittikçe artan bir toplumsal sorun olarak dikkat çekmektedir. Thomas Curran ile Andrew Hill’ in (2017) İngiltere, ABD ve Kanada’da yaptığı araştırmalarda, üniversite öğrencileri arasında mükemmeliyetçi eğilimin giderek arttığı belirtilmektedir. Aynı şekilde Batı Virginia Üniversitesinden Katie Rasmussen’e  (2016) göre, “Her beş çocuk ve gençten ikisi mükemmeliyetçi.”

Çalışma motivasyonunun yüksek olması, çalışma kalitesinin artması, uzun saatler çalışmak konusunda istekli olunması, ayrıntıları önemseyerek en ufak hataların görülebilmesi, diğer kişilere örnek olacak şekilde yüksek hedeflere ve fazlaca sorumluluk duygusuna sahip olunması mükemmeliyetçiliğin avantaj olarak görülen özelliklerindendir. Aslında mükemmeliyetçilik, ilk bakışta insanları başarıya ulaştıran bir motivasyon aracı gibi görünse de uzun vadede hem kişinin kendisi hem de birlikte yaşadığı/çalıştığı kişiler için oldukça yorucu ve yıpratıcı bir durum olabilmektedir.

Mükemmeliyetçilik Nedir?

“Kişinin, gerek kendisi, gerek çevresindekiler için yüksek beklentisinin olması, ulaşılması zor hedefler koyması, bunlara ulaşabilmek için duygusal, zihinsel ve fiziksel olarak zorlanması dolayısıyla etrafındaki kişileri de zorlaması.” olarak tanımlanabilir. Mükemmeliyetçilik, insana kendisi hakkında düşüncelerini sürekli bildiren, onu sürekli eleştiren bir iç sese sahip olmaktır. Bu iç ses eksiklikleri kabul etmekte, kendisinde ve çevresinde gördüğü eksikliklere tahammül etmekte zorlanır. Sorumluluk duyguları oldukça yüksek olduğu için daima yaptığı işin tam olmadığı hissine kapılır. Bu sebeple kendilerini acımasızca eleştirmek, yetersizlik, başarısızlık ve suçluluk duyguları sıklıkla rastlanılan durumlardır.

Kişi, çok çalışıp girdiği bir sınavdan kötü not aldığında  “Hata yapmış olabilirim, bundan ders çıkaracağım ve daha iyisini yapmak için daha çok çalışmalıyım.” gibi belirgin olarak o duruma yönelik bir yaklaşımda bulunuyorsa bu sağlıklı bir düşünce belirtisidir. Ancak bir başarısızlık sonrasında kendisi hakkında  “Hep başarısızım, yeterince iyi olamıyorum, beceriksizim.” gibi öz benliğine yönelik genelleyici bir yorum yapıyorsa o zaman bu mükemmeliyetçi bir bakış açısı içermektedir.

Mükemmeliyetçi Yapıların Ortak Özellikleri

Mükemmeliyetçilik, insanların “elinden gelenin en iyisi yapmak” yerine “mükemmele ulaşmak” gibi, sınırı olmayan, sübjektif bir hedefe odaklanmasıyla ortaya çıkar. Bu kişilerde görülen ortak özelliklerden biri kendilerinin ve birlikte yaşadıkları ya da çalıştıkları kişilerin olumsuz davranışlarına, eksiklerine karşı tahammül edebilmekte zorlanabilmeleridir. Ayrıca, mükemmel ve eksiksiz yapma kaygısıyla üstlerine aldıkları işleri tamamlamakta zorluk çekebilirler ve başarısız olmaktan korkarak başaramadıkları bir durum ile karşılaştıklarında suçluluk, utanç duyabilirler. Bu nedenle de öz benlik ve özsaygıları sarsılabilmektedir. Bunlara ek olarak,  hata yapmaktan korkabilirler, hata yapabilecekleri bir konuda risk almak istemeyerek hemen pes edebilirler. Bu da onların pek çok öğrenme ve gelişme fırsatlarını kaçırmalarına sebep olabilmektedir.

Kendilerini sürekli eleştiren iç seslerinin kurbanı olabildikleri için, yaptıkları şeylere değil, yapamadıklarına odaklanarak sürekli yetersizlik duygusu yaşayabilmektedirler. Onaylanmak, onlar için önemli olduğundan kendilerine gelebilecek olumsuz eleştiri ve yargılardan korunmak adına her zaman mükemmel olmaları gerektiğine inanırlar. Bunun yanı sıra kendilerine ve çevrelerine karşı toleranslı olamayabilirler. Kendi doğruları olup bu doğrular çerçevesinde –meli, -malı ile biten cümleler içinde yaşayabilirler.

Mükemmeliyetçi yapılarda hayat ya beyaz ya siyahtır, grinin de olabileceğini kabul etmekte zorlanabilirler. Bununla birlikte, yüksek beklentiler ve yetersizlik duygusu altında ezilebilir ve psikosomatik olarak belirtilen gerilim, baş ağrısı, mide ve sindirim sorunları, kronik yorgunluk, iştah kaybı yaşayabilirler. Ayrıca endişe, depresyon ve psikolojik olarak tükenmişlik sendromu gibi sorunlarla karşılaşabilirler.

Mükemmellik sınırı olmayan bir şeydir. Kişinin hayatını zorlaştıran ve törpülenmesi gereken bu bakış açısı; hep daha iyisi, hep daha güzelini aramak aslında olmayan bir şeyin peşinde koşmak gibidir. Öncelikle bunu kabul etmek, hayatın geri kalanını daha az stresle yaşamak için ön koşuldur. Brock Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada 24-35 yaş arasında değişen 492 kişinin sağlıkları ve mükemmeliyetçilikleri arasındaki ilişki incelenmiş ve mükemmeliyetçi kişilerde uykusuzluk, kronik ağrı, kendini sürekli yorgun hissetme şikâyetlerinin fazlalığının dikkat çektiği gözlemlenmiştir (Molnar & Reker & Culp & Sadava & DeCourville, 2006). Mükemmeliyetçilik ve depresyon arasındaki ilişkiyi ele alan Kanada’da yayınlanan makalede ise, her ne kadar mükemmeliyetçiler bu tutumlarını başarılarının sırrı olarak görseler de depresyona girme ihtimalleri bu çalışmanın verilerine göre, mükemmeliyetçi olmayanlara kıyasla daha yüksek çıkmıştır (Rasmussen, 2016).

Mükemmeliyetçi Ebeveynlik

Hayatının her alanında başarı için koşmayı kendine amaç edinmiş bu kişiler, anne baba olduklarında da bu “başarılı ve en iyisi olma hırslarını” kendi ebeveynlik becerilerinde kullanmaya başlayabilmektedirler. Anne ve baba tarafından, çocuğu için her zaman en iyiyi, en güzelini yapma çabasıyla masumca başlayan bu ilgi, bazen aşırı kontrolcü, baskıcı, yönlendirici, çocuğu belirli kalıplar içine sıkıştıran, eksikliklere tahammül edilemeyen bir hal alabilmektedir.

“Mükemmeliyetçi” ebeveynlerde görülen davranış ve duygulara bakıldığında; ulaşılması zor, gerçekçi olmayan hedefler peşinde koşabildikleri, kendilerini sıklıkla eleştirebildikleri, çocukları başarısız olduğunda kendilerini suçlayabildikleri görülebilmektedir. Kendilerini diğer anne ve babalarla karşılaştırabildikleri ve geride kalma duygusu hissedebildikleri, çocuklarıyla yeterli bir şekilde ilgilenmelerine rağmen sürekli daha fazla zaman ve enerji ayıramadıkları için suçluluk duyabildiklerine de rastlanabilmektedir. Beklentileri çok yüksek olduğu için kaygı ve streslerini kontrol etmekte zorlandıkları, çocukları bir konu üzerinde çalışırken kendilerini tutamayarak müdahale ettikleri, hatta kimi zaman dayanamayarak onun yerine yapabildikleri görülebilmektedir. Çocuklarının olumlu çabalarını görüp yüreklendirmek yerine farkında olarak ya da olmayarak sürekli eleştirebildikleri gözlenebilmektedir. Ayrıca kendi hayallerini gerçekleştirmek için çocuklarını bir şeylere yönlendirmeye çalıştıkları, çocuklarının yaptığı her şeyi, katıldığı etkinlikleri bir yarış olarak görerek başkalarıyla karşılaştırabildikleri, sürece değil hep sonuca veya skorlara odaklanabildikleri ve çocukları ile ilgili herhangi bir olumsuz duyguya, eksiğe tahammül etmekte zorlanabildikleri gibi birçok davranış ve duygular da görülebilmektedir.

“Mükemmeliyetçi” anne babaları olan çocukların genel anlamda sosyal, duygusal ve bilişsel süreçlerine bakıldığında ise birçok farklı özellik görülebilmektedir. Bu çocukların üzerlerindeki baskı sebebiyle aileye ve çevreye karşı daha isyankâr davranışlar sergiledikleri gözlenebilmektedir. Anne babaların her şeyi takip etme, düzeltme veya yönlendirmeye dair tutumları çocuğun ebeveyne karşı bağımlılık geliştirme olasılığını artırabilmektedir. Bu bağımlılık sebebiyle çocuklar anne babalarını kaybetme korkusu da yaşayabilmektedirler. Ayrıca, sürekli yönlendirilen oldukları için özgüven sorunu ortaya çıkabilmektedir. Kendilerinden yüksek beklenti içinde olunması sebebiyle başarı ve performans kaygısı yaşayabilmekte, yeni şeyler denemekten kaçınabilmektedirler. Bununla birlikte, ebeveynin olmadığı ortamlarda içe kapanabilmekte, kendi başlarına kaldıklarında yetersizlik duygusu hissedebilmektedirler.

Mükemmeliyetçiliğin Altında Yatan Sebepler

İnsanlar arası ilişkilerde onaylanma ve takdir görme, kabul görme, sevgi ihtiyacı çok önemli bir yer tutar. Yetiştiği aile ortamında bu ihtiyaçları karşılanmış bireylerin özgüvenleri gelişmiştir ve başkalarının kendilerine verdiği değere ya da beklentilere odaklanmazlar. Mutlulukları başkalarının onun hakkında ne düşündüğüne bağlı değildir. Dolayısıyla toplumda kabul görmek için hatasız olmak, mükemmel olmak gibi bir çabaya ihtiyaç duymazlar.

Yetişilen aile ortamının mükemmeliyetçi kişilik özelliği oluşumunda önemi büyüktür. Mükemmeliyetçiliğin övüldüğü, eksikliklere tahammül edilemediği bir ortamda büyüyen çocukların da aynı özellikleri geliştirmesi olasıdır. Anne babalar çocuklarının ileride onları model alacağı gerçeğini unutmamalıdırlar.

Ayrıca, aile ortamında çok sık yaşanan tartışmalar, tutarsız kurallar ve karmaşa varsa kişi hayatının kontrolünün kendinde olmadığı hissine kapılarak bir savunma mekanizması olarak mükemmeliyetçi bir yapı geliştirebilir. Çünkü yaşanılanların kendi hata ve eksikliklerinden kaynaklandığına inanabilir.

Anne Babalara Öneriler

Mükemmeliyetçi yaklaşımları olan çocukların anne babalarının, olumsuz davranışlara ya da eksiklere karşı tahammül etme kapasitelerini artırmaya çalışmaları ve çocuklarına örnek olabilmeleri çok önemlidir. Aşağıda belirtilen konulara dikkat edilmesi de çocukların gelişimi için destekleyici olacaktır.

  • Sadece başarıya odaklı değil, koşulsuz ilgi ve sevgi göstermek,
  • Çocuğun kendi duygu, endişe, üzüntü ve korkularını paylaşabileceği ortamlar sunmak, eğer isterse günlük tutmasını önermek,
  • İyi bir dinleyici olmak, yapabildiği, başarabildiği şeyleri fark edip somut ve olumlu geribildirimde bulunmak,
  • Bağ kurarak, hissedildiğini hissettirmek, empati kurarak söylediklerini kapsayarak dinlemek,
  • Başka çocuklarla karşılaştırma yapmamak,
  • “Çok zekisin, akıllısın, mükemmelsin.” gibi onu sınırların içine sokabilecek sıfatları kullanmaktan kaçınmak,
  • Her görevi eksiksiz, hatasız ve mükemmel tamamlamanın imkânsız olduğunu dile getirmek,
  • Elinden gelenin en iyisini yapmak ile mükemmel olma çabası arasındaki farkı anlamasını sağlamak,
  • Kendisi hakkında gerçekçi ve ulaşılabilir hedefler koymasına destek olmak,
  • Herhangi bir konuda başarısızlık yaşadıklarında da onlara karşı olan sevginizin değişmeyeceğini sık sık dile getirmek,
  • Görevlerini öncelik sırasına göre sıralamasında yardımcı olmak, ödevlerini küçük parçalara bölerek daha kolay ulaşılabilir hedefler haline getirmek,
  • Hatalardan çıkarımda bulunması, tekrar toparlanıp işe koyulabilmesi için cesaretlendirmek,
  • Mükemmeli yapmaya değil, verilen görevi tamamlamaya odaklanmasını sağlamak, çabasını takdir etmek,
  • Kendine güvenini geliştirmesi için başarılı olabileceği alanlar, etkinlikler planlamak, kendisini rahatlatabilecek hobilerini fark etmesini sağlamak,
  • Hayal kırıklıklarıyla başa çıkma becerilerini geliştirmek,
  • Yaşıtlarıyla beraber vakit geçirebileceği, olumlu ve yapıcı ilişkiler kurabileceği ortamlar yaratmak.

Son Söz…

Hata yapmak ve başarısız olmak hayatın doğal bir parçasıdır. Hayat, öğrenme için kişilere sonsuz fırsatlar sunar. Bu deneyimlerle bir sonraki benzer olayda farklı sonuçlar elde edebilmesi için kişiye müthiş bir kaynak sunar. Ancak mükemmeliyetçi yapıdaki insanlar hata ve başarısızlıklar deneyimlediklerinin ardından bir çıkış yolu bulmakta zorlanırlar. Çoğunlukla yalnızca hedefe odaklanır ve ulaşamadıklarında da duygusal olarak yıkım duygusu yaşarlar Bu başarısızlıklarını genellemeye başlarlar. Yetersizlik hislerinin yalnızca tek bir olaya özgü olabileceğini, kendi benlik algılarıyla ilişkilendirmemeleri gerektiğini gözden kaçırırlar. Oysaki mükemmel olana ulaşmaktan vazgeçmek, hatalarımızla yaşamayı öğrenmek ve onlardan çıkarımlarda bulunabilmek yaşam akışını sürdürürken kişiyi ruhsal açıdan koruyabilecek unsurladır.

Yazan:
Aylin Germiyen Alioğlu
Psikolojik Danışman