Bir Kontrol Bulmacası

Evren; sınırsız bilinmezle dolu insanlığın, sınırsız bilinmezle dolu yuvası… İnsan yeryüzünü paylaştığı diğer pek çok canlının aksine bir başkasına muhtaç olarak dünyaya gelir. Yaşamının kısa sayılmayacak bir süresi boyunca bir aile içinde büyümek ve gelişmek zorundadır. Başkasının/başkalarının varlığına olan ihtiyacını da uzun bir dönem boyunca sürdürür.

Zorluklarla, tehditlerle ve korkularla dolu bir dünya söz konusudur. Küçücük bir bedenle ve -ilk üç yıl- ihtiyacı tarif etmenin mümkün olmadığı bir donanımla bu belirsiz dünyaya atılıverir. Belki de bu yüzdendir hayatı boyunca sıraya dizmesi, düzeni kurması ve kontrolü hissetmek istemesi… Adeta hem tüm soruları hem de tüm yanıtları içeren kontrol bulmacası: Tüm bu kaosa bir düzen verme arzusu…

Yaşamdaki pasif başlangıç deneyimine rağmen, durduğu yerde durmaz insan. Durarak başladığı o beşikten, o yerden hareket eder ve kendisi üzerinde, hayatı üzerinde, tabiat üzerinde kontrolü eline almak ister.

Bir Güç ve Prestij Nişanı

Kontrol kelimesi Fransızca “denetlemek” anlamını taşıyan “contrôle” sözcüğünden türetilmiştir ve birden çok anlama sahiptir: Bir şeyin gerçeğe uygunluğuna bakma, denetleme, yoklama, arama

Bu kavrama başka bir açıdan bakıldığında ise, kontrol sahibi olmanın, insan için bir güç sembolü olarak kabul gördüğü hemen fark edilir. İnsanlık tarihi boyunca çevresinde kontrol kurabilmek, denetim sahibi olabilmek, insan için adeta bir saygınlık olarak düşünülmektedir. Başkalarını, olayları, durumları kontrol eden insanların kendi içinde de duygularını yönetebilen, dayanıklı ve irade sahibi olduğu düşünülür. Bu nedenle kontrol, çoğu zaman toplumun saygısını kazanabilmek için de bir araçtır. Oysaki çevre üzerindeki denetim, şaşırılacak şekilde insanın kendi ruhsal dünyası üzerinde kuracağı denetimden oldukça ayrı bir yere düşer. Dışarının kontrolcüsü, kendi duyguları ve yaşantısı üzerinde benzer bir kontrol talebini yansıtmayabilir. Bu önermenin tam tersi de doğrudur şüphesiz. Dışarıda buna ihtiyaç duymayan kişi, kendi kişisel hayatında ve ilişkisel dinamiklerinde kontrole çok fazla ihtiyaç hissedebilir.

Bireysel olarak kontrollü olmak, öz kontrolü gelişmiş bir birey olmak, şüphesiz ki insan hayatı için önemli sayılacak durumlar ve doyumlar için öncül niteliğindedir. İstekleri erteleyebilme, dürtü kontrolünü sağlayabilme öğrenilmesi gereken bir yaşam ödevi ve bir yaşam becerisi gibi karşımızda durmaktadır.

Taşıdığımız Ruhsal Bir Yük: Kontrolcünün Kontrolü

Güce, bilgiye ve otoriteye dayanan kontrol başka, korkulara ve yetersizliklere dayanan kontrol başka çağrışımlara götürmekte gibidir. Bir durum, bir olay, bir insan hakkındaki bilgi azaldıkça belirsizliği, güçsüzlüğü ortadan kaldırmak ve bir çerçevenin içinde sabitleyebilmek için kontrol etme ihtiyacı artar. Popüler bir kavram olarak dile yerleşmiş “kontrolcülük” biraz da bu ikinci türden kontrolün alanındadır.

Kontrolcü kişiler, negatifi tolere etmekte ve belirsizliğe tahammül göstermekte daha çok zorlanırlar. Ne zaman olacağını iyice planlamak, ne kadar süreceğini bilmek, verilen kararın tam da istenilen şekilde uygulanıp uygulanmadığını “kontrol” etmek çoğu zaman bu belirsizliğe tahammül etmekte yardımcı olmasını umdukları tepkileridir.

Kişiler tanık oldukları kontrol alanlarında, bu kontrolün bir güçten mi yoksa güçsüzlükten mi kaynaklandığını hissedebilirler. Ruhsal olarak güven telkin etmeyen ve hatta zorlayıcı, bunaltıcı, yorucu olan bu kontrol her iki taraf için de ilişkiyi zedeleyici olabilir. Üstelik sadece oradaki ilişkiyle sınırlı kalmaz, başka ilişkilere de taşınabilir. Birinin kontrolüne maruz kalmak, kişiye ruhsal bir gerilim yükleyebilir. Bu gerilimi rahatlatmak için sistem, öfke cevabı üretmek isteyebilir. Hiç suçu olmayan başka biri bu öfkeden de payını alabilir. Bu durumu yorgun geçen bir iş gününün ardından pek çok kişi deneyimlememiş midir?

Bir işe ve bir ilişkiye bağlılığın sürmesi için herkesin kendi özel kontrol alanını da kurabilmesi ve yaşayabilmesi gereklidir.

Sana Zevkle Eşlik Edebilirim…

Modern zamanlar eski zamanlara göre hayal edilemeyecek kadar hızlı. Zaman hızlı, mekânsal değişimler hızlı, hayattaki değişimler hızlı… Bir evde doğup büyüyen, o eve, o sokağa, oradaki başka evlere, ağaçlara, yollara aşina olan insanların sayısı gitgide azalmakta.

Çocukluk döneminde nesne devamlılığını sağlamak, güven duygusunun gelişmesi açısından kıymetlidir. Nesnenin devamlılığını sağlamak; nesneyi olabildiğince değiştirmemek, sabit ve tutarlı kalmasını sağlamak, uzun süre kalıcı olarak hayatında tutmaktır. Böylece “akılda tutmak” dediğimiz hafıza alanları beslenir, “dikkatini verme” dediğimiz ilişkisel ve anlamlı beyin/öğrenme fonksiyonları gelişir. Baktığı yerde ne göreceğini ön gören bir çocuk, gözüyle temas kurmanın keyifli yanını deneyimler. O zaman da öğrenmenin her türlüsü (akademik/yaşantısal/deneyimsel) keyifli bir oyun oynama haline gelir.

Çocuk nesne tasarımı oluştukça, kendi güvenli büyümesini başlatır ve sürdürebilir. Sadece ruhsal bir iyi olma halinden çok bedensel ve bilişsel olarak da sağlıklı olma ihtimali artar. Bağ kurma, ilişkide kalma, ilişkiyi sürdürme ve sorunları çözme becerileri yükselir.

Değişen zamanla beraber değişen sınırlar ve çağın hızı çocukların hayatlarındaki sabitleri bir anlamda baltalamaktadır. Bu hız çocuklar için karmaşık, süreksiz ve devamlılığı kesintiye uğratan nitelikte değil midir? Bütüncül bir beyne ve bilgiye sahip olmanın önünde teknolojinin ivmesi ve zamanın hızı, uyaranların bombardımanı ve ilişkilerin kısıtlılığı bir engel olarak varlık gösteriyor olabilir mi? Bu zorluklar bizleri bu kez yeni bir kontrol bağlamına götürür: Hem çocuğun tutarlı bir çevre oluşturmak adına kendi kontrolü, hem de çocuğa bakım veren yetişkinin çocuk üzerindeki kontrolü…

Çocukların çoğunluğu,  bildikleri yoldan gitmeyi, en çok kazandıkları oyunu oynamayı, en iyi olduğu performansı göstermeyi, en çok sevdiği yerde kalmayı isterler. Koşturmacalar içinde bu sakinliği oluşturmak ve tempoyu çocuğun hızına göre yeniden düzenlemek her zaman mümkün değildir. İnatçı çocuğun haklı tepkisi belki tam da burada başlamaktadır. İnatçı bir tutum sergileyen çocuk çoğu zaman “yavaşlamak, sakinleşmek, sevdiği yerde ve pozisyonda kalmak”  istemektedir. Belki de sadece bunun doğal olabildiğini, bunun sağlıklı olabildiğini, bunun bazen “elbette, severek ve zevkle” yetişkinin eşlik edebileceği, anlayabileceği, kapsayabileceği bir durum olabildiğini duymayı arzu etmektedir.

“Şimdi durmak istedin, haydi birlikte biraz duralım.”, “Seninle zevkle şimdi bunu oynarım.”, “Ayakkabılarını bağlamanı beklerim.” diyebilmek bir yönüyle de kontrolü askıya alabilmektir. Bunu, negatif duygulanımı yansıtmaksızın samimi bir ilgi ve içten dikkati çocuğa yönlendirerek o andaki ihtiyacı karşılayabilmek önemlidir.

Kayba Dair Korku: Kontrolü Artıran Önemli Etkenlerden Biri…

Sahip olduğu kıymetli şeyi korumak yetişkin için kontrol etme ihtiyacını artıran başka bir gerekçedir. Kontrol kurulmazsa bu kıymetli şey zarar görebilir; üstelik bu zarar iki yönden çok zordur: Hem haz veren şeyin kaybedilmesi hem de koruyamamaktan kaynaklanan suçluluk duygusunun ortaya çıkması. Yetişkin dünyasında anne babalık deneyiminin kutsanması bir parça da bu yüzdendir. “Bugün onun doğumuyla/hayatıma katılımıyla yeniden doğdum.” diyerek bir çocuğun aileye katıldığını duyurmak “Bu benim sahip olduğum en değerli şey.” demek gibidir. Bunca kıymetli görülen bu deneyim ve bunca sevgi verilen bu yeni kişi, nasıl kontrol edilmeden kendi halinde ve belirsizlikler içinde bırakılabilir ki?

Temel bakım ve besleme süreçlerinden sonra çocuğun anne babasına duyduğu ihtiyaç muhakkak azalacaktır. Yine de hayat boyu anne dizi, baba omzu aranmayacak şey midir?

Çocuk uyur, büyür, konuşur ve yürür… Artık anne babaya duyulan zorunlu ve muhtaç hal yerini içten başka ilişkilere, zevkle buluştuğu oyun arkadaşlarına, su istediği bir yardımcıya, sevgiyle sarıldığı bir öğretmene bırakır. Tüm bu gelişime, güçlenmeye ve bağımsızlaşmaya rağmen o hala bir “anne baba kuzusudur”. Aradan geçen nice zamana rağmen kıymetinden hiçbir şey yitirmemiştir.

Azalması ve sevgiyle geri çekilmesi gereken kontrol, “kaybediyorum” alarmıyla bazen artarak yeniden çocuğa yönlendirilir. Bağımsızlaşmanın en zorlu cephesinde yani ergenlikte… Belki de bu kontrolün en yoğun şekliyle yeniden devreye girilir. Ne giyeceği, ne yiyeceği, nereye gideceği daha incelikle planlanmak istenir. Tüm bu planlamalar karşısında yapılabilecek sınırlı şey kalmıştır çocuk/ergen için: itiraz içeren tepkiler…

Oyun Anında Doğallığı Koruyabilmek

Son dönemlerde bebek gözlemleri üzerine çalışan araştırmacılar daha çok anne babaların oyun oynama stili ve oyun tercihlerine odaklanmaktadır. Oyun oynamanın doğumdan yetişkinliğe kadar sosyal, duygusal ve bilişsel çok büyük bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Çocuğun erken yaşlarda önemli yaşam deneyimlerini oyunu aracılığıyla prova ettiği su götürmez bir gerçek. Sağlıklı, uyumlu ve mutlu bir gelişim seyri için oyunun çeşitli basamaklarını tırmanmak ve becerilerini geliştirmek gereklidir. Bu da çocuğun oyunda aktif olmasıyla yakından ilişkilidir.

Anne babalar çocuklarıyla serbest oyun oynamak konusunda her zaman rahat ve yeterli hissetmeyebilir. Çocuklarıyla düzenli olarak oyun oynadıklarını bildiren ailelere oyun tercihleri sorulduğunda, cevaplar sıklıkla bir kümede toplanır: Kutu oyunları, bilişsel setler, zekâ kartları… Kontrolü çocukta olan, spontan, çocuğun yön verdiği; duyguların sözel ve bedensel olarak ifade bulduğu oyun anlarını yaratmak daha çok çaba gerektiren bir süreç olarak anlaşılmaktadır. Anne baba ve çocuğun sırasını bekleyerek oynadığı, içinden nasıl oynanacağına dair talimatlarıyla satın alınan oyunlar bu anlamda kolaylaştırıcı bir etki üstlenir ancak gerçek oyunun kalitesini, anlamını ve değerini de başka bir noktaya taşımaktadır.

Oyunlar konusunda geniş bir repertuvara sahip olmak, oyunu çeşitlendirmek, ailece ormanda, plajda, top havuzunda, çamurda oynamak çok değerlidir. Bundan daha çok da “oyunda canlı kalabilmek” önemsenmelidir. Kimi zaman dikkat kaybedildiğinde, oyunun anlamını kavramak güçleşir. Çocuklar için oyunlarının anlamları keşfedilmediği sürece fayda ve etkiyi yakalamak oldukça zordur.

Anne babaların çocuklarının oyunlarına aşina olması önemlidir. Oyun esnasında devam eden bir kavram varsa bunu takip etmesi, değişen oyunları fark etmesi, oyundaki konunun hangi problemi çözmek üzere kurgulandığını anlaması faydalıdır. Çocuğun dili oyundur. Oyunun içinde yetişkine ifade edilen şey yetişkin tarafından alınmalı, kabul edilmeli ve geri verilmelidir. Çocuklar hayattaki pek çok zorlukla bu yolla baş ederler. Bu zorlukların ifade bulacağı oyun kontrolünü ona sunmak ve oyun anlarını kaçırmamak bu yüzden önem taşır.

Yeni Bir Dil

Oyun dili ile iletişim sekteye uğradığında çocuk elbette başka bir dil ile yine de anlatmaya çaba gösterebilir. Bu bazen daha sakin bazen de daha öfkesini yansıtan yollarla olur. Değişen mizaç, evdeki eşyalara zarar verme, anne babaya yönelen öfke, korkulardaki artış, beslenme bozuklukları, uyku sorunları, kendine yönelen öfke, alerjiler, döküntüler vb…

Büyüklerin dünyasında hiçbir kontrol yaşayamamış, kendi hayatına ve bedenine dair kontrol becerileri desteklenmemiş çocuklar, anne babaların kontrol edemediği bir kontrol aracı bulurlar kendilerine: Bilgisayar ve bilgisayar oyunları.

Bir oyun kurmanın değeri çocuk için çok yüksektir. Oyunu ilk bilen, ilk anlatan kişi olabilmek, oyun deneyimlerini arkadaşlarına aktarmak çocuk için mükemmel zamanlardır. Dijital dünyada kendine bir köy kurmak, inekler beslemek, zombiler avlamak, bir başkasının evrenine ışınlanmak, bir arabayı imha edip altınlar kazanmak, bir zafer dansı satın almak, bir bebeğin saçlarını istediği renge boyayabilmek artık çok kolaydır. Bu her şeyin mümkün olduğu dünya, onun kontrol sağlayabildiği çok özel bir alandır. Kendi zayıflıklarını yücelttiği, korkularını unuttuğu, en güçlü kahramanı yönettiği bu dünyadaki kontrol muazzamdır. Yaşadığı dünyanın kaygıları, korkuları, yetersizlikleri, bu bir parça sihir gibi görünen dünyadan bakıldığında çok uzak ve silik bir görüntü gibidir. O halde çocuğun/ergenin gerçek yaşam deneyimleriyle karşılaşması ve bunun üzerine düşünmesi gereklidir.

Modern zamanın bir yan etkisi olan akademik ve bilişselde sınırlı oyunlarla spontan, özgün ve çocuğun yön verdiği oyunları dengelemek, o an ihtiyacını neye doğru yönlendirdiğini görebilmek ve gereksinim duyduğu şekilde çocuğu destekleyebilmek kıymetlidir.

Son Söz…

İnsan var olduğu sürece kontrol kurma ihtiyacı varlığını sürdürecek gibi görünmektedir. Kişinin kontrol etme ihtiyacı ve bunun biçimi de kendi kişisel tarihinden temel almaktadır. Bu noktada önemli olan kişinin bu kontrolü kendisine yardımcı olacak şekilde deneyimleyebilmesidir. Kimi zaman kişiler kendi geçmiş yaşam deneyimleri doğrultusunda ya kendini kontrolcülüğün zorlu yanlarına maruz bırakır ya da ilişkide olduğu diğer insanlar için kontrol edici bir pozisyonda konumlanabilir. Kontrol ihtiyacı bazen de bireyin yaşamında yeme bozuklukları, temizlikle ilgili hassasiyetler, takıntılı düşünceler, tekrarlayıcı davranışlar şeklinde kendini gösterebilir.

Anne babaların kontrole hangi nedenden ve ne sıklıkla ihtiyaç duyduğunu görebilmesi önemlidir. Özellikle de bir çocuğu büyütürken doğrudan üzerinde kontrol kurmaya gücü yetecek ebeveyn olarak bunu sorgulamak gereklidir. Bu farkındalık değerlidir ve nesiller boyunca aktarılacak iyileştirici yönde bir etki yaratır.

“Beni kategorize etme
Benle oynama
Yaftayı yapıştırıp
Bana isim koyma

 

Karikatürleştirme beni
İlahlaştırma
Tabulaştırma sakın
Tapulaştırma

 

…Mekanikleştirme beni
Otomatikleştirme
Beni yarıştırma onla bunla
Karşılaştırma

 

…Sıkıştırıp tıkıştırma beni
Depolaştırma
Duygularım yok oldu yüreğimi nasırlaştırma”

 

– Bülent Ortaçgil

Yazan:
Merve Aysun Ceylan
Psikolog