Pandemi Psikolojimizi Nasıl Etkiledi ve Etkileyecek?

Covid-19 Salgınının ortaya çıkmasıyla birlikte yaşamımızda pek çok değişim oldu. Alışkanlıklarımız, öğrenci ve iş insanı olarak çalışma biçimimiz, sosyal yaşantımız ve çok daha fazlası… Bazılarımız yeni yaşam biçimlerimize daha kolay bir şekilde uyum sağlarken, bazılarımızsa bu salgın sürecine uyum sağlamakta zorlandı. Salgın sürecinde yaşadıklarımızın psikolojimiz üzerine etkilerini, kayıplarımızı, normalleşme sonrasında ise eski/yeni düzene nasıl uyum sağlayabileceğimizi “Pandemi Psikolojimizi Nasıl Etkiledi ve Etkileyecek?” başlığıyla Prof. Dr. Yankı Yazgan’a sorduk. Yankı Yazgan ile yaptığımız röportajı sizlerin de beğeneceğini umuyor, keyifli okumalar diliyoruz.

  • İçerisinde bulunduğumuz pandemi sürecini insan psikolojisi açısından değerlendirebilir misiniz?

Hem virüs hakkında hem gelecek hakkında birçok belirsizlik yaşıyor insanlar. Kontrolümüzün dışında olduğunu gördüğümüz her şey aslında bizi belirsizlik ve ondan ortaya çıkan duygularla karşı karşıya bırakıyor. Bu duygular korku, kaygı, çaresizlik, üzüntü veya umutsuzluk olabiliyor kimi zaman. Belirsizlikle beraber, stres ve endişenin arttığı durumlarda duygularımızı stratejiler kullanarak etkili bir şekilde yönetmek daha da zor olabiliyor. Salgın döneminde duygularımızı düzenleme ve yönetebilme becerilerimiz, ruhsal sağlığımız için oldukça önemli bir rol oynuyor.

Bu noktada insanın kontrol edebildiği alanlara yönelmesi bu belirsizlikle, duygularla baş edebilmesine yardımcı oluyor. Rutinler kurmak, sosyal mesafelenmenin fiziksel olduğunu hatırlayıp olabildiğince çok konuşmaktan keyif aldığınız insanlarla sosyalleşmek, duygularınızı adlandırmak için belki ayrıca bir çaba göstermek ve onları da paylaşmak en çok kullanılan ve işe yarayan baş edebilme yöntemleri.

  • Pandeminin başından bugüne, ruh halimiz nasıl etkilendi? Bundan sonra yaşayacağımızı düşündüğümüz normalleşme sürecinde ruh sağlığı açısından çocukları, ergenleri ve yetişkinleri neler bekliyor?

Karantina genel olarak kamu yararına hizmet ediyor olsa da karantinaya alınan bireylere, sevdiklerine ve onlara bakan sağlık çalışanlarına psikolojik zorluklar yaratır. Bu konu aynı zamanda sosyal mesafelenme gereği kendimizi ev karantinası altına aldığımız durumlar için de geçerli olabilir.

Karantina sırasındaki stres etkenleri:

  • Sosyal izolasyon ile ilgili hayal kırıklığı ve can sıkıntısı, insanların günlük rutin işlerini kaybetmesi, sınırlı sosyal ve fiziksel ilişkiye sahip olmaları,
  • Tıbbi bakım malzemelerine ve özel gereksinimlere yetersiz erişim endişesi: maskeler, reçeteler, termometreler ve yiyecek, su ve kıyafetler gibi.
  • Bilgilerin yetersizliği,
  • Uzun ve belirsiz karantina süreleri,
  • Enfekte olma ve/veya başkalarına bulaştırma korkusu, kişinin sağlık ve fiziksel semptomlarına artan ilgisi ve endişesi, bu özellikle hamile kadınlar ve küçük çocukların ebeveynleri ya da yaşlı aile bireyleri olanlar ile ilgili olabilir.

Karantina sonrasında stres etkenleri:

  • Finansal kayıp endişesi. İşe gidememe, sağlık masrafları ve öngörülemeyen diğer mali yükler; özellikle düşük gelirli bireyler için sosyoekonomik sıkıntıya yol açabilir.
  • Başkaları tarafından damgalanma korkusu. Damgalanma ve reddedilme; komşular, iş arkadaşları ve hatta aile üyeleri tarafından farklı muamele görülmesi, korku ve şüpheyle yaklaşılması, iş veya okul aktivitelerinden kaçınılması veya dışlanılması şeklinde ortaya çıkabilir.
  • Kişinin “normal” rutinine geri dönmesi. Alışılmış işe ve sosyal rutinlere geri dönmek birkaç günden birkaç haftaya, hatta aylara kadar sürebilir. Düzenli rutinlere geri dönmenin zaman alabileceğini bilmek endişe, kaygı ve hayal kırıklığına sebep olabilir.

 

  • Pandeminin bireylerin psikolojisi üzerinde kişiye göre farklılaşan etkileri olur mu?  Bu süreçten daha olumsuz etkilenen bireylerin ortak özellikleri üzerine söyleyebilecekleriniz nelerdir?

Pandeminin duygularını arayanların, bu dönemin duygularını en yoğun ve en keskin biçimiyle bulabileceği yer sağlık kuruluşları, görebileceği insanlar ise sağlık çalışanları. Bir savaş alanı gibi: kızgınlık ve hüsran, toplumdaki kayıpların yüksekliğinden üzüntü, moral travma, şaşkınlık, öfke ve yas. Sağlık çalışanlarının hepsini bir araya getirdiğinizde ise tükenmişlik, mesleğine son vermeye niyet ettirtecek bir derin umutsuzluk karşımıza çıkıyor.

Diğer yandan, özellikle çocukların ve psikiyatrik geçmişi olan kişilerin de yaşadığı kaygı daha yoğun olabiliyor. Özel gereksinimli olarak tanımlanmış veya herhangi bir ruh sağlığı/nörogelişimsel bozukluk tanısı almış çocuk ve gençlerin pandemi dönemindeki kırılganlıklarının göz önüne alınması, bireyselleştirmeye dayalı eğitim ve gelişim ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağının öncelikli bir konu olarak görülmesi gerekmektedir.

  • Pandemi sürecinin insan yaşamına olumlu etkileri oldu mu? Pandemi sonrasında insanların yaşamında neler değişecek?

Özellikle sosyal duygusal gelişim alanında, pandemi sürecinin bize öğrettiği bazı kazanımlarımız olduğunu düşünüyorum. Durumun zorluğunu ve çapraşıklığını kabul ederek, küçük adımlarla ve mevcut olanaklar içinde gerekenleri yapmaya odaklanabilmek önemli bir olumlu özellik oldu.

Düşünce düzeyinde esneklik, sosyal problem çözme becerisi, dayanışma, özveri ve özdenetim gibi sosyal duygusal becerileri gelişkin olan bireyler için bu beceriler bir avantaj getirdi. Nitekim bu alanda çalışmaların uygulanabildiği koşullarda bireylerin kaygı düzeyi artsa bile toplumsal ortalamaya göre kaygı seviyeleri daha kontrol edilebilir düzeyde kalabildi.

Hayal kırıklıklarının travmatik bir nitelik kazanmasını önlemek biraz elimizde. Kırılan, dökülen hayali kurtarmanın yollarını bulanlar, alternatif hedefler koyanlar ve bu dönemi bir dayanıklılık sınavı olarak kabul edenler, geleceğe sağlamlaşmış ruhsal yapılarla geçebilirler. Travmatik olaylarla karşılaşanların küçük bir bölümü travma sonrası stres bozukluğu ya da başka ruhsal bozukluklar geliştiriyor. Zorlanan, kırılma noktasına yaklaşan önemli bir çoğunluk toparlanabiliyor. Nitekim dayanışma ağları içinde yer alanlar, kimsesi olanlar, üretme olanaklarını sürdürebilenler travmatik etkilere dayanabiliyorlar.

Bu süreçte yaşadığımız olumlu duyguları; “Mücadele edenlere hayranlık, yakınlarla beraberlik, toplumlarda birlik duyguları, iyimserlik, umut.” şeklinde sıralayabiliriz. Maya Angelou’nun şöyle bir sözü var: İnsanlar, onlara söylediklerinizi, yaptıklarınızı unutur, ancak onlara nasıl hissettirdiğinizi asla unutmaz. Duygular unutulmaz. Yıllar sonra bugünlere baktığımızda, nerede ne yaptığımızı, kimin ne dediğini unutacağız; onun yerine ne hissettiğimizi ve başkalarının bize ne hissettirdiğini hatırlayacağız. Gelecekte hatırlamak isteyeceğimiz şeyleri düşünmek, kendimize ne hatırlamak istediğimizi sormak, şu anki davranışlarımızda belirleyici rol oynayabilir. Şu an ve aslında her durumda, güvende hissetmek bizler için en önemli olan. Bize güvende hissettirecek yerler ve insanlar en temel ihtiyacımız. Düşünce ve duygularımızı açıkça söyleyebileceğimiz yerler, anlaşılmaya çalışıldığımız yerlerde kendimizi güvende hissediyoruz.

  • Bir yazınızda, “Döneceğiniz okul, bildiğiniz okul değil.” demiştiniz. Ayrıca okula dönüş konusunda araştırmalar yaptınız. Pandemi sonrasında okul kavramında nasıl bir değişiklik yaşanacak sizce?

“Güzel Günler Kliniği” olarak yürüttüğümüz çalışmalar ve toplumda az sayıda paylaşılmış bilgi kapsamında uzaktan eğitim sürecini incelediğimizde, okul çalışanları öğrencileri derse odaklamaktaki zorluklarını ve öğrenciler ise ders-ödev takibi ve katılımı konularında (iletişim kuramama, sosyalleşememe) zorlandıklarını özellikle vurgulamışlardır. Belirsizlik genel ve yaygın bir endişe kaynağı olarak bütün paydaşlar tarafından özellikle belirtilmektedir.

Pandeminin ilk evresinde uzaktan eğitime geçişle beraber çocukların ve gençlerin yaşamının önemli bölümünü oluşturan okul “bildiğimiz okul” olmaktan çıktı. Sosyal duygusal gelişimi okul ikliminin omurgası olarak ele alan okul ruh sağlığı programlarının pandemi koşullarında koruyucu işlevinin kritik olduğunu düşünüyorum. Kendi deneyimimiz sosyal duygusal gelişim odaklı olmakla birlikte okulu bir bütün olarak ele alarak başka kuramsal çerçevelerden tasarlanmış aynı amaca dönük çalışmaların değeri daha az olmayacaktır. Okul temelli koruyucu ve okul iklimini iyileştirici programların tek tek okullar ve yerleşim birimleri düzeyinde uyarlanıp uygulanması tek tiplikten çıkartıp ihtiyaçlarla uyumlu olmasını sağlayabilir.

Önümüzdeki süreçte ruh sağlığının korunması amaçlı olarak öncelikle üzerinde durulması gereken gelişim alanlarının içinde tüm paydaşlara dönük endişe ve kaygı yönetimi becerileri, empati ve sosyal iletişimi geliştirme becerileri, özellikle idare ve PDR’ye dönük kriz yönetimi becerileri, PDR’ler için okuldaki uygulamalarına dönük usta süpervizyon desteği ve spesifik beceriler olması gerekiyor. Bu amaçla kapsamlı okul iklimini iyileştirici sosyal duygusal gelişim programlarının tasarlanıp uygulanmasının ve paydaşların kendi alt grupları arasında (öğretmenden öğretmene, öğrenciden öğrenciye, veliden veliye gibi) fikir ve tecrübe paylaşımı platformlarının geliştirilmesinin zorluklarla baş etmeyi ve yenilikçi çözümler bulmayı kolaylaştıracağı kanısındayım.

  • Normalleşmeyle birlikte, tam zamanlı çalışmaya dönüş ve okulların açılmasının insan psikolojisini hangi yönlerden etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

“Eskisi gibi olmayacak mı?” endişesi hissedebiliriz. Uzun süredir ziyaretler, ofisler, kafeler, restoranlar hayatımızda değil. Döndüğümüzde her şey bıraktığımız gibi olacak mı, aynı şeyi bulabilecek miyiz? Normale geri döndüğümüzde öncelikle yabancılık, bilmezlik ve tanıyamamazlık duygularını yoğunluklu olarak hissedebiliriz.  Şu an yaşıyor olduğumuz durum alışkın olduğumuzun çok dışında, bilindik değil ve anormal. Anormal durumlara anormal tepkiler verilmesi çok normal. Her şey normalmiş gibi davranmak, durumu kabullenmemizi zorlaştırmasıyla beraber uygun davranmamızı da engeller. Durumun anormalliğini kabul etmek önemli; bu sayede en yeni durumlara ve krizlere gereken cevapları verebiliriz. Mevcut ihtiyaçlara uygun davranışlar arasında örneğin, normal düzenimizden daha fazla uyumak ve daha fazla ekran karşısında zaman geçirmek olabilir.

  • Pandemi ile ilgili lise öğrencilerimize yönelik yaptığımız bir ankette, onlara “Pandemi döneminin etkilerini, pandemi sürecinde fark ettikleri değer/konu/durum/olguları” sorduk. Gençler bu soruyu ilk sırada “arkadaşlık ilişkileri”, ikinci sırada ise “aile ilişkileri” olarak yanıtladılar.  Sizin gözleminize göre gençler yaşadığımız bu süreçte hayata ve değerlere dair neler fark ettiler ve hangi alanlarda güçlendiler?

Gençler önemli ölçüde doğaları gereği ve beyin gelişimlerinin henüz tamamlanmamışlığı nedeniyle riskleri azımsayabilir. Hayata bakışları tehlikenin o andaki etkilerini ön plana alır, uzun vadede, bırakın yılları günler sonra olacak olanları akla getirmeyebilirler. Sağlıkla ilgili risklere bakışlarını bu belirler. Yaşlıların daha çok etkilendiğinin söylendiği, ölüm vakalarının yaş ortalaması olarak 74.5 dendiğinde, genç kendi yaşından çok uzak gördüğü bu ortalama değerin temsil ettiği ölümün hiçbir zaman kendisine uzanamayacağını düşünür. Ortalamanın dışındaki kısmı düşünmesi için ortalama ile beraber gelen standart sapmayı sormasını beklemeyelim; genç ölümlerin var olduğunu gösteren verileri arayıp bulmasını da. Bilime düşen bu riski ve tehlikeyi korkutmak değil aydınlatmak amacıyla ortaya koymasıdır.

Evin ve ailenin gelişim üzerindeki güncel etkisi yaş büyüdükçe, hele lise yıllarına vardığımızda epeyce azalır; baştaki etkinin gücü hiç kaybolmadığı için devam eden etkiyi ailenin o andaki tutum ve davranışlarının çok daha “hafif” kalan etkisiyle karıştırırız. Gencin bağımsızlık yollarını arayışı içerisinde görünürdeki ana karakterler hayatındaki arkadaşları, okuldaki öğretmenleri olur. Düşmanları olur, dostları olur. İlham kaynakları olur, nefret edilecek olanlar olur. Etki merkezi büyük ölçüde okula kayar. Özellikle 13-14 yaşından sonra stresle başa çıkma dayanışmacı, birbirini kollamacı arkadaş ilişkilerinden beslenmeye başlar. Bu doğrultuda, lise öğrencilerinizle yaptığınız anket bulgularında ilk sırada karşımıza arkadaşlık ilişkilerinin çıkması hiç de şaşırtıcı değil.

Bu dönemin gençler için de pek çok hayal kırıklığı barındırdığını unutmamamız gerekiyor. Bu hayal kırıklıklarıyla başa çıkmayı öğrenmek için de bir gelişim fırsatı. 10 yıl sonra, 20 yıl sonra, 30 yıl sonra bu dönemi bu kadar kötü hatırlamayacakları kesin. Hangi koşulla? Büyük, giderilemez, onarılamaz kayıplar yaşamamış olurlarsa. Büyük kayıplar, bir sevdiğimizi, değer verdiğimiz birisini, kişi olarak tanımamış olsak bile, kaybetmiş olmak bu döneme travmatik bir nitelik kazandırır. Kayıpların önemli bir kısmını hayatlarımızdan eksilen insanlar oluşturuyorsa da, gerçekleşmeyen mezuniyetler, yarım kalmış dostluklar ve aşklar, tamamlanamamış turnuvalar ve kaçırılmış doğum günleri gibi yaşanmamışlıkların yarattığı hüznü unutmayın. 

  • Okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocukların pandemi sürecinde pek çok konuda kaygı yaşadığını gözlemledik. Pandemi sonrası okula dönüş ve sosyal ortamlara giriş noktasında tedirginlik yaşayan çocuklara ebeveynler nasıl yaklaşmalıdır?

Yeni yaşam koşullarına uyum sağlamaya çalışan çocuklarda birçok davranış değişikliği gözlenmesi de kaçınılmazdır. Kaygılı ve korkulu olmanın çok doğal, hatta şu dönemde gerekli ve işlevsel olduğunu kabul etmek durumundayız. Ancak bazen kaygının aşırılaşması, bedenin bağışıklık yanıtlarının aşırı kaçmasında olduğu gibi, kontrolü ve baş etmesi güç bir durum ortaya çıkartabilir. Çocukların tepkilerinin aşırılaşmasını sınırlamak için okullarda ve evlerde yetişkinlerin model olması çok önemli; kendi duygularının ve bu duyguların yaşadıklarıyla ilişkisinin farkında olan yetişkinler çocuğun kendisini ayarlaması için bir pusula olur.

  • Duygularını doğrulamak.
  • Her şeyin çok iyi olacağını söylemek yerine empati ile karşılık vermeyi deneyebilirsiniz. “Kaygılı olduğunu biliyorum. Merak etme, işleri yola koyabilmek için yapabileceğimiz bazı şeyler var.”
  • Sakinliğiniz ile örnek olun.
  • Çocukların korkmadan önce ebeveynlerinin davranışlarına baktıklarını ve ne kadar korkmaları gerektiğini bu şekilde anladıklarını unutmayın!

 

  • Bireylerin özgürlüklerinden mahrum kalmasının, yapmak istediklerini yapamamasının ve sosyal ortamlardan uzak kalmasının, engellenmişlik duygusuna yol açtığını gözlemleyebiliyoruz. Dolayısıyla pandemi sebebiyle engellenmişlik hisseden bireylerin tepkilerinde, davranışlarında normalleşme süreci ile birlikte nasıl bir değişiklik olacağını düşünüyorsunuz? 

Pandeminin hayatımızda yarattığı engeller, normaldekinden daha agresif tepkiler vermemize neden olabilir. Bu da zaten sınırlanmış olan sosyal ilişkileri bozabilir. Pandemiler sırasında en yaygın şekilde yaşanan duygu, kişinin kendi sağlığına ya da yakınlarının sağlığına ilişkin duyduğu kaygı. Kaygı, hafif düzeyde kaldığında öznel olarak olumsuz bir içsel deneyim olmakla birlikte, belirli bir düzeyde bulunması kişinin tehlikelerden uzak durmasına, temkinli olmasına, önlemlere uymasına yol açacağı için işe yarar, işlevseldir.

  • Pandeminin başında, değişen iş, okul ve sosyal hayat vb. konular nedeniyle hem gençler hem de yetişkinler kendilerine yeni bir rutin oluşturmaya çalıştılar. Bizler de öğrencilerimize bu konuda destek olmaya çalıştık. Herkes şartlara göre kendine yeni bir düzen kurdu ve yeni bir rutin oluşturdu. Yaklaşık bir yıldır yeni bir düzene geçti. Normalleşmeyle birlikte, eski rutinlere ve eski alışkanlıklara nasıl döneceğiz, dönecek miyiz? Anne babalara, öğretmenlere, çocuklarına ve öğrencilerine bu konuda nasıl destek olmalarını önerirsiniz?

Okula-işe-eski rutinlere dönüş bir taraftan rutine tekrar kavuşabilmek anlamına gelirken diğer taraftan ne getireceği bilinmeyen bir durumdur. Rutine ve “eski” bilinene geri dönme bir avantaj gibi görülürken, aşağıdaki sebeplerden dolayı kimileri için de bir dezavantaj olarak görülebilir.

  • Yeni “normal” bilinmeyen bir düzen,
  • Sağlık, hijyen ve sosyal mesafeyi korumanın zorluğu ile ilgili endişeler,
  • Okula dönmektense nispeten deneyim sahibi olunan uzaktan eğitim daha güvenli bir seçenek olarak düşünülmektedir.

Okula dönüş konusunda yaptığımız araştırma bulgularına göre, pek çok kişinin (%80) okula dönmek konusunda endişeli olduğunu gördük. Endişenin temel kaynakları ise salgının bitmemesi ve okulda önlemlere uymakta yaşanacak zorluklar olarak öne çıkmaktadır. Bu bulgular doğrultusunda, yönetilmesi gereken bazı durumlar karşımıza çıkıyor.

Yönetilmesi gereken kaygılar:

  • Hastalanma endişeleri,
  • Sosyal mesafenin korunamaması endişesi, (özellikle devlet okullarında çok yoğun)
  • Servis, toplu taşıma vb. araçlarla okula gelme endişesi,
  • Öğretmen, veli, öğrenci ve çalışanların belirsizlik nedeniyle kaygılarının artması,
  • Mevsimsel grip (COVID-19 ile karışması) sonucu yaşanabilecek sağlık kaygıları.

Yönetilmesi gereken durumlar:

  • Okula dönmek istemeyen/okula dönmekten çekinen öğretmenlerin yönetimi,
  • Velilerinin okula göndermek istemediği öğrencilerin desteklenmesi,
  • Korku ve endişe düzeyini arttırmadan kuralların uygulanmasını sağlamak.

 

  • Kayıpları olan ailelerde tutulmamış yas süreci ile karşılaşılabilir. Bu süreci yaşayan çocuk/gençlere nasıl yaklaşılmalı? Anne-babalar yas surecini kendileri ve çocukları adına nasıl anlamalı, takip etmeli?

Kayıplar hem pandemiye bağlı can kayıpları hem de özellikle ergen ve gençlerin hayatlarında bir daha ellerine geçiremeyeceklerine inandıkları zaman ve aktiviteleri yapamama şeklinde hissedilmektedir.

Kayıp ve yas duygusu yaşayanlar arasında çoğunluk gençlerde, yakınlarını kaybetmenin dışında başka kayıpları da var. 14 yaştan başlayarak belli bir bağımsızlığı tam yakalamışken hele başka bir kente ya da okul yurduna gidip de eve dönmek zorunda kalanlarda büyük bir kayıp hissine yol açtı. Onlar için gerçekten çok önemli olan arkadaşlıklarını, gizlenme ya da aileden ayrı olma duygularını kaybettiler. Okula gidememenin yanı sıra birçoğu mezuniyet törenleri, balolar gibi her zaman hafızalarda yer edinecek olan önemli günleri kutlayamadılar, belli ki bu yıl da işler hayalini kurdukları gibi olmayacak. Yetişkinler, gençlerin önünde bu tür şeyleri yaşamaları için daha çok zamanları olduğunu düşünseler de bu yaşayamadıkları heyecanların, sevinçlerin, paylaşımların her biri onlar için birer kayıp. Rahatsız edici duyguların farkında olanlar üzüntülerini, kızgınlıklarını başkalarıyla paylaşabilir. Yaşadıkları duyguların adını koyamayanlar, bunu taşkınlıkla, kendilerine zarar verici hareketlerle ifade eder, başka kayıplara yol açabilir. Dolayısıyla, anne babalara çocuklarının kayıplarını azımsamadan, duygularını paylaşmalarına izin vererek bu durumu dengeli bir şekilde yönetme görevi düşer.

Röportaj:
Prof. Dr. Yankı Yazgan

<strong>Prof. Dr. Psikiyatr Yankı Yazgan</strong>
MEF Üniversitesi

Çocuk/genç ve erişkin psikiyatrisi alanında serbest uzman hekim olarak çalışmaktadır.  Akademik kariyerini 1995’ten bu yana Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Profesör ve Yale Child Study Center’da öğretim görevlisi olarak sürdürmüştür. Psikiyatri/nörogelişimsel bozukluklar, moleküler genetik, kognitif nörobilim ve insan gelişimi alanında çok sayıda bilimsel araştırma ve yayın yapmıştır. İnsanın büyüme sürecini ve beyin gelişimini herkesin anlaması ve hayatına uygulaması amacıyla anne-babalık ve çalışma hayatı hakkında yazıp çizmektedir.

www.yankiyazgan.com