Çocuklarla Onay Kültürüne Dayalı Bir İlişki Geliştirmek

Bir yetişkin olarak çocuklarla kurduğumuz ilişkilerde çok çeşitli konumlarda bulunuyor olabiliriz: ebeveyn, bakım veren, eğitimci, okul çalışanı, servis görevlisi, akraba, aile dostu, komşu, restoranda servis yapan garson, kitabevindeki görevli ve dahası… Her ne konumda olursak olalım, çocuk ve çocukluk algımızı gözden geçirmemiz önemlidir. Zira sahip olduğumuz bu algı, çocuklara atfettiğimiz özelliklerin, çocuklardan beklentilerimizin, onlarla kurduğumuz ilişkilerin niteliğinin ve onlara yönelik davranış kalıplarımızın zeminini döşeyen taşların en büyüğüdür.

Çocuk ve Çocukluk Algısı

İçinde yaşadığımız toplumda aile kurumu, eğitim sistemi, toplumdaki yetişkinler ve devlet için çocuk: henüz büyümemiş, eksik/yarım, eğitilmesi, makbul bir vatandaş haline getirilmesi gereken, korunmaya muhtaç, şimdiki zamanda değil de gelecekte değerli olacak, müstakbel bir vatandaştır. Toplumu oluşturan yetişkinlerin hatırı sayılır bir kısmı, çocukları dikkate alıyormuş gibi yapsa da onları muhatap kabul etmez ve yarının büyüğü olarak görür. Bu yaklaşımın arkasında, toplumsal düzenin merkezinde yetişkinin varlığını ve eylemlerini görmek vardır ki bu da yaşamı kurgularken yetişkin olmayı, yetişkinlerin gündemlerini, ihtiyaçlarını ve konforunu öncelemeyi beraberinde getirir.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım yaklaşımın dildeki önemli yansımalarından biri “çocukları hayata hazırlamak” ifadesidir. Bu söz aslında çocukları yetişkinliğe hazırlamaktan bahseder; oysa çocuklar doğdukları andan itibaren hayatın içinde, hayatın öznesi olan bireylerdir. Gelişimlerinin devam ediyor olması, yani belirli bir yaşa gelene kadar yetişkinlerin bakımına ve rehberliğine ihtiyaç duyuyor olmaları bu gerçeği değiştirmez.

Bu yetişkin yaklaşımı çocukları ‘dışarıda bırakmakla’ yetinmez, aynı zamanda onlara toplumsal normlarla ‘uyumlu’ kimlikler, inançlar, fikirler, roller, sorumluluklar ve yaşam senaryoları yükler. Yetişkinlerin dil birliği ederek sevimli, tatlı, masum, melek gibi ‘romantik’ sıfatlarla tanımladığı ve sevdiği çocuklar; var oluşlarının tüm halleriyle yetişkinlerin beklentilerini karşılamazlarsa bu defa aynı yetişkinler tarafından bir ‘sorun’ olarak görülür, sevimlilik sıfatları geri alınır, sevilmez, hatta cezalandırılırlar. Dolayısıyla yetişkinler dünyasının norma uyan, beklentiyi karşılayan, üzmeyen/yormayan, uysal ve itaat eden çocukları “sevdiğini” söylemek yanlış olmaz.

Çocukların Kişisel ve Bedensel Sınırları

Toplumda hâkim olan yetişkin yaklaşımı ile çocukların sınırları arasında kuvvetli bir ilişki vardır. Bu ilişkiyi somut bir örnekle açıklamak isterim. Yetişkinler tanıdıkları ya da hiç tanımadıkları çocuklarla/ergenlerle sohbet etmek, onlarla iletişim kurmak istediklerinde sıklıkla şu tür sorulara başvururlar: “Kaç yaşındasın? Kaça gidiyorsun? Derslerin nasıl? Okul nasıl? Arkadaşlarınla aran nasıl? Büyüyünce ne olacaksın? Anneni mi çok seviyorsun babanı mı?” Kendine özgü tüm halleriyle karşımızda duran, hissedebilen, yaşamın öznesi olan, pek çok fikre ve deneyime sahip bir varlıkla gerçek ve güçlü bir iletişim kurmanın yolunun bu ezberlenmiş kalıplardan geçmediğine uyanmamız gerekir. Bu ve benzeri soruların ardında; “çocuklar/ergenler her zaman ve her koşulda sohbet etmek isterler” varsayımı ve “çocuklar/ergenler yetişkinlerin sorularına saygıyla cevap vermelidirler” beklentisi olabilir; oysa çocukların da tıpkı yetişkinler gibi samimi olmadıkları ya da hiç tanımadıkları insanlarla sohbet etmemeye dair kişisel sınırları olabilir. Çocuklar, tanıdıkları ve sevdikleri insanlarla o sırada sohbet etmeye dair bir istek duymuyor da olabilirler. Biliriz ki insan bazen pek konuşmak istemez. Çocuklar/ergenler sorulara cevap vermek istemediklerinde susabilir, yüzlerini ciddileştirebilir, yanlarında güvendikleri bir yetişkin varsa ona sokulabilir, başlarını çevirebilir, omuz silkebilir, kısa ve kesik kesik konuşabilir, ortamdan uzaklaşabilir ya da buna benzer başka tepkiler verebilirler. Bütün bunlar son derece güçlü ve net sınır ifadeleridir. Kişisel sınırlar her zaman sözle “Cevap vermek istemiyorum.”, “Şu anda konuşmak istemiyorum.” ifade edilmez. Çocukların bu tür sınır ifadelerini fark etmek, anlamak ve sınırları zorlayan davranışı durdurmak yetişkinin sorumluluğudur. Böyle durumlarda, şefkatli bir tavırla “Sohbet etmek istemiyorsun sanırım; sorun değil, konuşmak, cevap vermek zorunda değilsin.” demek ve durmak yeterlidir. Daha da iyisi çocuğa/ergene “Sohbet etmek ister misin?” diye sormak ve onayını almaktır; çünkü bu davranışlar çocuklara/ergenlere;

  • Sınırlarını tanımlayıp ifade etme yolunda alan açar ve güç verir,
  • Yetişkinlerin çocuklara istedikleri zaman, istedikleri şekilde davranma haklarının olmadığını fark ettirir,
  • Kendilerinin de onay almaları ve başkalarını rahatsız eden davranışlarını durdurmaları gerektiğini öğretir.

Ancak yetişkinler böyle durumlarda sıklıkla “Aa konuşamıyor, dilini yutmuş galiba, ne kadar ayıp, aşkolsun, büyüdü de bizi beğenmiyor.” benzeri ifadeler kullanmayı ya da çocukları ‘yabani’, ‘soğuk’ diye etiketlemeyi daha sık tercih ederler. Bu sözlerin arka planında, çocuklar tarafından koşulsuz şekilde saygı ve karşılık görmeyi, memnun edilmeyi, hiç üzülmemeyi bekleyen yetişkinler dünyasının çocuk/çocukluk algısı vardır. Sevimli ve tatlı çocuklar, yetişkinlerin beklentilerini karşılamadıklarında -tıpkı bu örnekteki gibi- sevimsiz ve saygısız oluverirler. Oysa çocukların biz yetişkinleri her daim memnun etme gibi bir sorumlulukları yoktur. Bu beklenti, yetişkin olmaya dair gücü elinde bulunduran bizlerin kurgusudur.

Çocukları, kişisel ve bedensel sınırlarını tanımlayıp rahatlıkla ifade edebilmeleri ve başkalarının sınırlarını ihlal etmemeleri için desteklememiz gerekir. Bu da doğdukları günden itibaren onlara özenle yaklaşmaktan, sınırlar konusunda güçlendirici bir yaklaşımla rehberlik etmekten, oluşturdukları sınırları ihlal etmemekten geçer. Sadece yetişkinlerin değil, çocukların kişisel alan ve sınırları da saygıyı ve özeni hak eder. Örneğin, karşımızdakinin bir bebek olması onu istediğimiz şekilde sıkıştırabileceğimiz ya da havalara fırlatabileceğimiz anlamına gelmez. Bir yetişkine yapmadığımız şekilde; çocuğun yanında, o yokmuşçasına, onunla ilgili konuşma hakkımız yoktur. Sırlarını tutmamız gereken grup sadece yetişkinler değildir, çocukların ve ergenlerin sırları da özenle ve saygıyla tutulmayı hak eder.

Oysa içinde yaşadığımız toplumda çocukların kişisel ve bedensel sınırları genellikle yetişkinler tarafından belirlenir ve sık sık ihlal edilir. Tam da bu noktada, kapsamlı cinsellik eğitimleri sırasında bedensel söz hakkı, onay kavramı, hayır diyebilme, özel alan ve sınırlar gibi konuları çalışırken çocuklardan/ergenlerden gelen bazı paylaşımlara yer vermek isterim:

  • “Akrabalarıma kendimi öptürmek istemiyorum, annem ve babam saygısızlık yaptığımı söylüyor.” (10 yaş)
  • “Biz her zaman kendimizi öptürmek, sevdirmek istemiyoruz ama büyükler istiyoruz sanıyor galiba. Biri onlara böyle olmadığını anlatsa yapmazlar belki.” (11 yaş)
  • “El öpmekten hiç hoşlanmıyorum ama yapmama gibi bir hakkım yok, çünkü o zaman büyüklerime saygısızlık yapmış oluyorum.” (12 yaş)
  • “Yetişkinlere hayır demek arkadaşlarıma hayır demekten daha zor çünkü küsüyorlar, kızıyorlar.” (12 yaş)
  • “Onay önemli diyorsunuz, o zaman ailelerimiz niye bizim fotoğraflarımızı bize sormadan internete koyuyor?” (13 yaş)
  • “Anneme hoşlandığım kişiyi söylemiştim. Teyzeme, anneanneme filan hep anlatmış. Onun bana anlattığı bir şeyi ben yaysam kızar, hoş mu bu? Bir daha asla anlatmam.” (14 yaş)

Bu tür davranışlar, çocukların sınırlarını oluşturmalarını zorlaştırır. Bu da onları sınır ihlallerine, istismar ve şiddet biçimlerine karşı savunmasız hale getirir. Bu nedenle, çocukların kişisel alan ve sınırlarına saygı gösterip göstermediğimizi sorgulamamız, sınırlarını zorlayan ve ihlal eden davranışlarımızı düzenlememiz, çocukların bedensel söz haklarını tanımak, korumak ve geliştirmek konusunda harekete geçmemiz gerekir.

Çocukların bedensel söz hakları

Bedensel söz hakkı kavramı; çocukların bedenlerinin kendilerine ait, özel ve değerli olduğunu; bedenleriyle ilgili konularda söz söyleme ve karar alma hakkına sahip olduklarını ifade eder. Bu kavram; çocukların bedenlerine dair varsayımlarda bulunmamayı, bedenlerine bakım verme ve eşlik etme anlarında özenli ve saygılı davranmayı, bedenleriyle ilgili suçlu hissetmelerine ya da utanmalarına neden olacak söz ve davranışlardan kaçınmayı, istedikleri ve istemedikleri durumları anlayabilmek için sorular sormayı, onaylarını almayı, sözlü ya da sözsüz şekilde ifade ettikleri sınırlara saygı göstermeyi, ‘hayır’larını duyup dikkate almayı, muayene vb. işlemler öncesinde bilgilendirilmelerini, keyfi tıbbi müdahalelerden korunmalarını ve daha fazlasını içine alır.

Çocukların bedenleri, dünyaya geldikleri ilk günden itibaren kendilerine ait, özel ve değerlidir. Belli bir yaşa gelene kadar bedenlerinin bakım ve ihtiyaçlarının biz yetişkinler tarafından karşılanıyor olması bunu değiştirmez. Bedenin sadece belirli bölgelerinin (dudaklar, memeler, popo, cinsel organlar) değil, her yerinin özel olduğu ve tamamının mahremiyeti (gizliliği) hak ettiği unutulmamalıdır. Yetişkinlerin sorumluluğu, çocukların bedensel söz haklarını yok sayan ve ihlal eden davranışları durdurmaktır. Bu davranışlara birkaç örnek:

  • Bebeğe/çocuğa bakım verilen ya da eşlik edilen anlarda sert, haşin, ısrarcı, zorlayıcı, korkutucu bir tavır benimsemek, (Emzirme, biberonla besleme, yemek yedirme, bezini değiştirme, tuvalete yönlendirme, tuvalet sonrası temizliğini yapma, banyo yaptırma, kıyafetini değiştirme, tırnaklarını kesme, saçını tarama, bebek arabasını itme, kucakta taşıma, kucaklayıp bir yere oturtma, elinden tutup birlikte yürüme, büyümeye ve bedensel değişimlere dair konuşma/bilgilendirme gibi)
  • Onay almadan öpmek/sevmek,
  • Size ya da bir başkasına sarılması için ısrarcı olmak,
  • Öpmediğinde ya da sarılmadığında araya mesafe koymak/küsmek,
  • Hoşlanmadığı davranışları devam ettirmek, (gıdıklama, sıkıştırma, mıncıklama, makas alma, saçını karıştırma, zorla fotoğrafını/videosunu çekme ve paylaşma vb.)
  • Giysilerini, bezini ya da iç çamaşırlarını onayını almadan ve rahat hissetmesini sağlayacak düzenlemeler yapmadan kamusal alanlarda değiştirmek,
  • Kendi kendine yapabileceği halde, tuvalet sonrası temizliğini yapmak, banyo yaptırmak gibi konularda ısrarcı olmak,
  • Ergenlik dönemiyle meydana gelen bedensel ve cinsel değişimler hakkında detaylı ve utandıran sorular sormak, yaşadığı değişimleri onayı olmadan başkaları ile paylaşmak,

Tüm bu davranışlar çocuklara/ergenlere;

  • Kendi bedenleri üzerinde kontrol sahibi olmadıklarını düşündürür. Sizin ve başkalarının, bedenlerine istedikleri zaman ve istedikleri şekilde dokunmaya, bedenleriyle ilgili soru sormaya/yorum yapmaya hakları olduğuna inandırır.
  • Kendilerini güvende ve rahat hissettikleri alanı yok saymak anlamına gelir. Bu da kişisel sınırlarını oluşturmalarını zorlaştırır.
  • Akrabaların ya da yakınların davranışlarının sınır ihlali, şiddet ya da istismar olamayacağını düşünmelerine neden olur. Bu kişilerden gelen ihlallere karşı savunmasız kalmalarına yol açar.
  • Fiziksel temas kurmanın, bir başkasına sevgi ve değer göstermenin tek yolu olduğu mesajını verir. 

Onay ve onay kültürü

Onay kavramı; uygun bulma, kabul, izin, müsaade” anlamlarına gelir. Kişisel ve bedensel sınırlarımızı, istediğimiz ve istemediğimiz davranışları ifade etmemiz için gereklidir. Onay, kişiler arasında sağlıklı iletişimin göstergesidir.  Kişinin, iyi ve güvende hissettiği alanı oluşturabilmesinin yanı sıra ötekilerin oluşturduğu sınırları fark etmesini ve bu sınırları ihlal etmemesini de sağlar.

Onay kültürü ise her türlü ilişkilenme biçiminde onayın varlığının sorgulandığı ve konuşulduğu bir iletişim biçiminin toplumda yerleşmesini ifade eder. Onay kültürüne çocuklar/ergenler odağında baktığımızda;

  • Çocukların/ergenlerin kendilerini dinlemelerini ve kendi sınırlarını keşfetmelerini desteklemekten,
  • Hoşlanmadıkları davranışlar, temaslar, şakalar, oyunlar, konuşmalar, yakınlaşmalar karşısında “hayır” diyebilmeleri yönünde onları güçlendirmekten,
  • Hayır demeyi ayıp, saygısızlık ya da bencillik olarak öğretmemekten,
  • Bedensel söz haklarını ve onay kavramını cinsiyete ve toplumsal cinsiyet kalıplarına göre ayırmamaktan,
  • Onayın olmadığı davranışları normalleştirmemekten ve teşvik etmemekten,
  • Sınır ihlali, istismar ve şiddet biçimlerini çeşitli gerekçelerle meşrulaştırmamaktan ve çocuklara öğretmemekten bahsetmiş oluruz.

İçinde yaşadığımız toplumda onay alma pratiği yetişkinler arası davranışlarda bile tam anlamıyla oturmamışken, toplumun hâkim çocuk/çocukluk algısı nedeniyle yetişkin ve çocuk arasındaki ilişkide neredeyse hiç akla gelmez ve gerekli görülmez. Mesela; çocuğun saçının ne zaman ve nasıl bir modelde kesileceğine ya da o gün ne giyeceğine karar veren genellikle ebeveynlerdir. Bir yetişkin, sokakta yanından geçen bir çocuğun yanağından hiç düşünmeden makas alabilir ya da parkta oynayan çocuğu ‘sevimli’ ve ‘komik’ bulduğu için videosunu çekip paylaşabilir. Bir hekim, çocuk hastasına hangi işlemi neden yapacağının bilgisini vermeden ve muayene için hazır olup olmadığını sormadan işe koyulabilir. Çocuklara, bedenlerine yönelik izinsiz her müdahalenin yanlış olduğu bilincini kazandırabilmek için, yetişkinlerin çocuk algısının ve çocuklarla ilişkilenme biçimlerinin değişmesi şarttır.

Onay kültürüne dayalı bir ilişki, yaşı kaç olursa olsun herkes içindir. Yetişkinler, çocuklarla onay kültürüne dayalı bir ilişki geliştirebilmek için çocuklardan her zaman izin istemeli ve onay beklemelidir. “Gel bana sarıl.” yerine “Sana sarılabilir miyim?” ya da “Sarılmak ister misin?” demek, doğrudan elini tutmak yerine “Elini tutabilir miyim?” diye sormak, “Saçını tarayabilir miyim?”, Yaralanan yerine bakabilir miyim?, Bu fotoğrafımızı paylaşabilir miyim?, Benimle paylaştığın bu konuyu öğretmenine de aktarabilir miyim?” gibi soruları günlük hayatın bir rutini haline getirmek önemlidir. Böylece çocuk; kişisel ve bedensel alanına yönelik müdahalelerin kabul edilemez olduğunu ve başkaları ile kurduğu ilişkilerde onay alması gerektiğini öğrenir. 

Onay inşası

Onay inşası kavramı; kişinin onay vermediği durumlarda onayını almak için karar verme yetisini manüple etmektir. Onay inşasında genellikle fiziksel zorlama içermeyen şu ve benzeri yöntemler kullanılır: ısrar, duygusal baskı, duygusal tehdit, ikna süreçleri, ödül-ceza.

Yetişkinler, çocuklarla kurdukları ilişkilerde maalesef sıklıkla onay inşasına başvururlar. Örneğin çocuk; fotoğraf çektirmeyi, fotoğrafının paylaşılmasını, doyduğu için daha fazla yemek yemeyi, ebeveyninin seçtiği kıyafeti giymeyi, öpüp sarılmayı ya da sohbet etmeyi istemediğinde ona şunları söylemek onay inşasıdır: 

  • N’olur, lütfen, benim için, bir kerecik, seni sevdiğim için…
  • Beni sevmiyor musun, sevsen kabul ederdin, beni çok üzdün, kalbimi çok kırdın, aşkolsun…
  • Küserim, kızarım, seni sevmem, başkasını severim, tabletle oynayamazsın…
  • İstediğimi yaparsan … alırım, istediğimi yaparsan … veririm.

Çocuklar, istemedikleri davranışlar için bu şekilde zorlandıkça, evet demeleri için ikna edilmeye çalışıldıkça, bir davranışı reddettikleri için cezalandırıldıkça, yani ‘hayır’ın kabul edilebilir bir cevap olamayacağı mesajını aldıkça;

  • Rahatsız oldukları durumlarda dahi yetişkinlerin söylediklerine/yaptıklarına itaat etmeleri gerektiğini öğrenirler.
  • ‘Hayır’ demenin bir işe yaramadığını deneyimledikçe rahatsız oldukları durumları ifade etmekten vazgeçerler.
  • Başkalarını memnun etmenin, kendi memnuniyetlerinden daha önemli olduğunu düşünürler.
  • Yaşadıkları olumsuz deneyimlerle ilgili güven ilişkisi kurdukları yetişkinlerle konuşmak, onlardan destek istemek konusunda zorlanabilirler.
  • ‘Hayır’ın bir cevap olmadığını; başkalarının sınırlarını rahatlıkla ihlal edebileceklerini düşünürler.

Çocukların ‘hayır’larını duyan, dikkate alan ve çizdikleri sınırda durabilen yetişkinler olmamız önemlidir. Bunu hayata geçirebilmek için, çocuklar bize ya da başka bir yetişkine hayır dediklerinde şunları hatırlayabiliriz:

  • Hayır da evet kadar geçerli bir cevap.
  • Onun benden farklı bedensel ve kişisel sınırları var.
  • Hayır diyerek sınır koymayı deneyimliyor.
  • Hayır dediğinde aslında bir ihtiyacını (seçim, özerklik, alan gibi) karşılıyor.

Konuk Yazar:
Efsun Sertoğlu
Cinsellik Eğitmeni & Danışmanı

Efsun Sertoğlu | Cinsellik Eğitmeni & Danışmanı
Cinsel haklar, cinsel sağlık, kapsamlı cinsellik eğitimi, toplumsal cinsiyet eşitliği, ihmal, istismar ve şiddet biçimlerine karşı koruyucu-önleyici yaklaşım gibi konular odağına çalışmalar yürütmektedir. Hak temelli, güçlendirici ve kapsamlı cinsellik eğitimi içerikleri-materyalleri geliştirmektedir. Hazırladığı programları okullarda çocuklar, ergenler, gençler, eğitimciler, psikolojik danışmanlar, ebeveynler/bakım verenler başta olmak üzere, çok çeşitli gruplarla birlikte uygulamaktadır. Yanı sıra üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve özel kurumlara çocuk hakları, çocuk koruma, çeşitlilik ve kapsayıcılık, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akımlaştırılması, cinsel şiddeti önleyici yaklaşım gibi konularda eğitim-danışmanlık hizmeti vermektedir. Kapsayıcı eğitim, şiddetsiz iletişim, bağ odaklı yaklaşım gibi alanlardan beslenerek; kimseyi dışarıda bırakmayan, eşitlikçi, katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamları kurgulamaya çalışmaktadır. Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi üyesidir. Ekipteki 6 arkadaşıyla birlikte, çocukların bedensel söz haklarının korunması ve geliştirilmesi için çalışmaktadır. Çocuk hakları ve gençlik hakları örgütleriyle ortak çalışmalar yürütmekte, bu alanlarda aktivizm yapmaktadır.