Şiddet Kavramı Üzerine…

Dünyanın var oluşundan bu yana yaşamın içerisinde sıkça karşımıza çıkan bir olgudur şiddet. Gün geçmiyor ki yazılı ve görsel basında şiddet haberleri ile karşılaşmayalım. Günümüz dünyasında şiddetle, zaman, mekan ve kişi ayırmaksızın her yaş, meslek, eğitim ve gelir düzeyinden yani toplumun neredeyse her kesiminden insanın karşı karşıya gelebildiğini, kimi için maruz kalma kimi için ise maruz bırakma şeklinde yaşantılandığını görebilmekteyiz.

Son yıllarda ülkemizde ve dünyada iletişim kanallarının yaygınlaşması ile yaşanan şiddetin boyutları daha da görünür olmaktadır. Bireylerin çevrelerinde şiddetle karşılaşmaları ve televizyon kanallarının izlenirliğini artırmak için daha fazla şiddet içeren programlara yer verilmesi gibi nedenlerle şiddet sıradan normal bir davranış olarak algılanabilmekte ve kanıksanır duruma gelmektedir. İnsanlık tarihiyle paralel bir şekilde ortaya çıkmış olan bu olgu, önüne geçilemez bir şekilde yaşamın pek çok alanına nüfuz etmektedir.

Şiddet kavramı farklı bilimlerin araştırma konusu olduğu için farklı tanımları da yapılmıştır. Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre şiddet: “Sahip olunan gücün, fiziksel ya da ruhsal bir yaralanmaya ve kayba neden olacak biçimde bir başka insana, kendine, bir gruba ya da topluluğa karşı doğrudan ya da dolaylı yolla uygulanmasıdır.” Şiddetin tanımındaki en önemli boyutlardan biri zarar verme amacı taşımasıdır. Yani şiddet; sahip olunan gücün amaçlı, kasıtlı olarak, karşı tarafa otorite sağlamak, onu sindirmek için bedensel ve ruhsal zarar verecek şekilde kullanılmasıdır.

Şiddet; insanda var olan öfke duygusunun doğru biçimde ifade edilememesi nedeniyle saldırgan ve kontrolsüz bir şekilde dışa vurulması ya da yansıtılması olarak da tanımlanabilir. Şiddet olgusu, saldırganlıkla bağlantılı bir davranış biçimi olup sokakta, işyerinde, evde, televizyon haberlerinde, dizilerde, bilgisayar oyunlarında karşımıza çıkarılarak hayatımızın bir parçası haline gelmektedir.

Literatürde saldırganlık kavramına dair farklı kuram ve yaklaşımlar vardır. Bunlardan biri olan psikanalitik bakış açısına göre saldırganlık, doğuştan var olan temel dürtülerden biridir. Freud, insanda iki temel dürtünün varlığından bahseder. Cinsellik ve saldırganlık içgüdüleri ile insan davranışının yönetildiğini ileri sürer. Freud’a göre saldırganlık, insan ve hayvan doğasında doğuştan var olan, genetik kökenli bir içgüdünün dışavurumudur.

Engellenme kuramını geliştiren J. Dollard ve arkadaşları, engellenmenin saldırganlığa yol açtığını savunmaktadırlar. Bu yaklaşıma göre, bireyin bir amaca ulaşma konusunda çabası engellendiğinde saldırganlık davranışı ortaya çıkmaktadır.  Engellenme, bireyin dış çevresinden gelebileceği gibi, iç dünyasında yaşadığı çatışmalar sonucu da olabilmektedir.

Davranışçı kuram, saldırganlığı, “başkalarını inciten ya da incitebilecek her türlü davranış” olarak tanımlamaktadır. Bu kurama göre yeni öğrenmelerle saldırganca davranışlar düzelebilir. İnsanların öğrenme süreçlerinin düzenlenerek saldırgan davranışlarının azaltılabileceğini savunur. İnsanların saldırgan davranışlarını kontrol etmeyi öğrenebileceklerini ve öfke duygusuna hâkim olabileceklerini ortaya koyar. (Demirhan, 2002, s: 26)

Sosyal Öğrenme yaklaşımı ise, saldırgan davranışların oluşmasında öğrenmenin önemine vurgu yapmaktadır. Saldırganlık sosyalleşme sürecinde öğrenilmektedir. Doğrudan pekiştirme ve cezalandırmanın, bu tip davranışları öğrenmede en temel nokta olduğunu açıklamaktadır. Bu yaklaşıma göre çocuk, öfke ve saldırganlığını kontrol edemeyen bunu sağlıksız bir şekilde ortaya koyan anne babasının davranışlarını gözlemlediğinde kendi yaşantısında sorun yaşadığında model alma ve taklit yoluyla saldırgan davranış gösterebilecektir.

Öfke Duygusunun Şiddet Davranışına Dönüşmesi

Her insan içinde saldırgan dürtüler barındırır. Kimi insan öfkelendiğinde hissettiklerini kendi süzgecinden geçirerek uygun çözüm yollarını arar, kimi insan ise öfkelendiğinde duygularını uygun şekilde ifade edemeyip kendisine ve çevresine zarar verecek davranışlara başvurur.

Neden bazı insanlar öfkesini kontrol etmekte zorlanarak şiddete başvurur?

Erken dönem anne çocuk ilişkisinde, çocuğun anneye yansıttığı birçok duygu vardır. Öfke de bu duygulardan biridir. Annenin kapsayıcı işlevlerinin arasında çocuğun yıkıcılığını kapsaması, sakinleştirmesi ve dönüştürmesi de yer alır. Annenin çocuğunun öfkesini görmesi, ihtiyacını fark etmesi ve onu sakinleştirerek bu ihtiyacını karşılayabilmesi önemlidir. Genellikle anne babalar çocuklarının öfke duygusu ile karşılaştıklarında olumsuz olduğunu düşündükleri bu duyguyu yok saymaya ya da engellemeye çalışırlar. Çocuk, gergin ve öfkeli olduğunda buna bir anlam verip ihtiyacını duymak yatıştırıcıdır. Örneğin; “Seni öfkelendiren ne? Ne yaşadın?” gibi ifadelerle öfkeyi sözcüklere dönüştürerek çocuğun iç dünyasında sakinleşmesi sağlanırsa çocuk da öfke duyduğunda kendi iç sesini yatıştırıcı olarak kullanmayı öğrenir. Bunu gerçekleştiremediği durumlarda ise çocuk ruhsallığı, farklı ifadelere ihtiyaç duyar. Kimi zaman bedeni üzerinden (hastalıklar vs), kimi zaman dışarıya doğru davranışlarıyla ifade bulur.

Öfke, büyük küçük tüm insanların farklı yoğunluk ve sıklıkla hissettiği, bireyin kendini savunmak için ortaya koyduğu, doğuştan gelen doğal ve sağlıklı bir duygudur. Bireyi tehditlere karşı uyararak kendini korumasına yardımcı olur. Öfke, insanı hayatta tutan gücü sağlamasının yanı sıra daha çok üretmeye de yönlendirebilir. Hatta araştırmalar öfkenin dikkat becerisini artırdığını, yeni öğrenmeler için motivasyon kaynağı olduğunu göstermektedir. Bu duygu, insanın doğasında olan ve yok sayamayacağı bir tepkidir. Önemli olan çocukluktan itibaren diğer duygular gibi öfke duygusunun da tanınıp nasıl baş edileceğinin öğrenilmesi ve yıkıcı olan saldırgan davranışa dönüşmeden gelişim sürecinin doğal bir parçası olabilmesidir. Bu duygu bireyin iç dünyasında işlenemediğinde, sağlıklı bir biçimde ortaya konulamadığında, kontrolden çıkıp kişi ve çevresindekiler için yıkıcı hale dönüşebilir. Fiziksel ya da sözel saldırganlık davranışlara yansıdığında aile, okul, iş hayatı ve kişiler arası ilişkiler bozulabilir.

Şiddetin Görünümleri

Şiddetin farklı görünümleri ve dışa vurum biçimleri vardır. Bir kişi aynı anda farklı niteliklerde saldırganca tutumlarla karşı karşıya kalabilir. Şiddet denildiğinde akla ilk gelen daha görünür olması nedeniyle fiziksel şiddettir. Günümüzde kişilerin bazı şiddet türlerini sıklıkla yaşamakta oldukları ama bu durumun bir şiddet ifadesi olduğunu anlamakta ve adlandırmakta güçlük yaşadıkları da görülmektedir. Etkileri gözle görülür olmasa da fiziksel şiddet kadar yaralayıcı ve örseleyici olabilen psikolojik ve dijital şiddet gibi… Bu bağlamda şiddet türleri:

Fiziksel Şiddet; şiddet tipleri içerisinde sıklıkla karşılaştığımız ve etkileri nispeten daha kolay belirlenen şiddet tipidir. Canlı herhangi bir varlığın bedenine uygulanan her saldırı fiziksel şiddet anlamına gelmektedir.

Ekonomik Şiddet;  kaynakların bireyler üzerinde tehdit edici ve onur kırıcı biçimde kullanılması olarak tanımlanmaktadır.  Bununla beraber bakım vermek zorunda olunan bireye yeterli ekonomik bakımı vermemek, haksız ve isteğe bağlı olarak kişinin mallarına el koymak, kasıtlı zarar vermek, bireyin üretime katılmak istemesine rağmen engellenmesi, yasal olmayan işlerde ve yaşta zorla, sosyal güvencesi olmadan çalıştırılması gibi tüm uygulamalar ekonomik şiddet uygulamaları olarak düşünülmektedir.

Aile içi şiddet; ailenin bir üyesinin ya da üyelerinin ailenin diğer üye ya da üyelerine karşı gösterdiği her türlü saldırgan davranıştır. Aile içinde şiddetin mağduru çoğu zaman kadınlar, bazen çocuklar bazen de yaşlılar olabilmektedir. Genellikle aile içi şiddette; fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik şiddet iç içe yaşanabilmektedir. Kişilerin aile içinde yaşadığı şiddeti gizli tutma ve çaresizce durumu kabullenmelerinden ötürü aile içi şiddet sanıldığından daha çok yaygındır.

Psikolojik şiddet; kişinin duygusal durumunu olumsuz etkileyen, kendisini baskı ve tehdit altında hissetmesine neden olan her türlü tutum ve davranıştır. Kişiye karşı sistemli bir şekilde duygusal baskı uygulamak, onu toplumdan uzaklaştırmak için yapılan her türlü davranış psikolojik şiddet kapsamındadır. Kişi çoğunlukla da yaşadıklarının bir şiddet olduğunu ve şiddete maruz kaldığını anlamayabilir.

Dijital şiddet; teknolojinin ilerlemesi ve hayatımıza yoğun olarak girmesiyle yeni bir şiddet türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal paylaşım sitelerinde, bir fikre karşı çıkıp onu karalayan paylaşımlarda, ithamlarda bulunmak, onu küçük düşürmek, dedikodu yapmak, kişilerin mahremiyetini ortaya çıkarmak ve yaymak, kişinin sosyal paylaşım ağlarındaki arkadaşlarına karışmak, kısıtlamak, elektronik posta hesaplarının şifrelerini talep ederek takip etmek, cep telefonundaki mesajları kontrol etmek ya da izinsiz okumak, elektronik posta ve sosyal medya hesaplarının şifrelerini kırmak, en son kullanma saatlerini takip etmek gibi davranışlar dijital şiddet kapsamında değerlendirilmektedir. Partnerini sürekli takip etme, konum atmasını isteme, sık sık arama, mesaj atma, aramalarına hemen cevap vermesini bekleme, cevap alamayınca sinirlenme vb. gibi davranışlar da dijital şiddet olarak karşımıza çıkmaktadır.  Kişiler bu ısrarlı takip ve istekleri karşı tarafın sevgi göstergesi olarak algılayabilmektedir. Aşırı kıskanma ve baskı kurmaya çalışmak bir sevgi göstergesi değil bir şiddet türüdür.

Flört şiddeti; flört eden partnerlerden birinin diğerine fiziksel zarar vermesi, baskıcı tutum ve davranışlar göstermesi, korkutması, hakaret içeren söylemlerde bulunması, cinsel birliktelik için zorlaması, mahremiyetini ailesine ve arkadaşlarına söylemekle tehdit etmesi, yaptıklarına karışması, sosyal ilişkilerine müdahale etmesi, teknolojik araçlarla takip etmesi, sosyal medya hesaplarına müdahale etmesi, telefon açtığında hemen yanıt vermesini beklemesi gibi davranışlardır.

Cinsel Şiddet; kişiyi kendi arzu ve isteği olmadan cinsel ilişkiye zorlamak, karşısındaki kişiye yalnızca cinsel bir obje gibi davranmak, sözlü olarak yapılan cinsel taciz, kıskançlık, aldatmak sayılabilir.

Anne ve Babalara Öneriler

Şiddetin kişiye yaşattığı birçok olumsuz sonuçlar bulunmaktadır. Olumsuzluk içeren bu ifade biçimi kişilerin bedenlerinde ve ruhsal dünyalarında geri dönüşü zor, kalıcı izler bırakabilmektedir. Bu nedenle meselenin nasıl ele alındığı önem taşımaktadır.

Anne babalar ilişkilerinde çocuklarına tutum ve davranışlarıyla rol model olmaktadırlar. Sağlıklı ilişki çatışma olmaksızın yaşanan bir ilişki değildir. İlişkilerde sorun olduğu zaman sorunun, nasıl ele alındığı ve çözümlendiği önemlidir. Öncelikle bireyin kendisini, duygularını tanıması ve bu duygularla doğru şekilde baş edebilmesi, yıkıcı olmayan çözüm yolları bulabilmesi öfke duygusunun daha sağlıklı yollarla ifade edilmesi için önemlidir.

Özellikle aile içinde çocuğun öfke duygusunun ele alınış biçiminin, çocuğun yaşamına etkisi göz ardı edilemez bir faktör olduğu unutulmamalıdır. Bu doğrultuda önemli noktalar şöyle sıralanabilir:

  • Çocuklarınızın duygularını ifade edebilecekleri ve yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri sosyal aktivitelere dahil olmasını sağlayabilirsiniz.
  • Çocuklarınıza şiddete seyirci kalmamalarını ve bu durumla nasıl başa çıkacakları konusunda yol gösterici olabilirsiniz.
  • Çocuklarınıza öfkelenmemesi gerektiğine yönelik telkinlerde bulunmak yerine öfke duyduğunda bunu nasıl ifade edeceğine dair yol gösterici yöntemler önerebilirsiniz.
  • Çocuklarınız gergin, sinirliyken onunla tartışmak, güç mücadelesine girmek yerine sakin kalarak daha sonra konuşmayı tercih edebilirsiniz.
  • Anne babalar olarak hata yaptığınızı düşündüğünüzde özür dileyebilir, böylece özür dilemenin olumsuz bir şey olmadığını onlara rol model olarak gösterebilirsiniz.
  • Sizlerin bireysel farklılıklara olan duyarlılığınız çocuğunuzun da bu konudaki duyarlılığının gelişmesine destekleyici olacağını unutmadan örnek davranışlarla karşı karşıya kalmasını sağlayabilirsiniz.
  • İhtiyaç duyulan durumlarda gerekli destek mekanizmalarının devreye sokulması çocuğunuzun öfkesini ifade etmesi konusunda doğru bir yaklaşım olacaktır.

Son Söz…

Öfke duygusu, çocuğun gelişim süreci boyunca olumlu bir şekilde ele alınabildiğinde, ebeveynleri tarafından duyulup anlamlandırılıp kapsanabildiğinde, yaratıcılığı ve üretkenliğine alan açılarak ürüne dönüştürülebildiğinde bir ifade bulacaktır. Bu nedenle toplumun ve tüm yetişkinlerin çocukların şiddet olgusuna yaklaşımları üzerinde önemli etkisi olduğu göz ardı edilmemeli ve biz yetişkinlerin yaklaşımlarının değerli olduğu unutulmamalıdır.

Yazan:
Melek Atakul
Uzman Psikolojik Danışman